Yazılar
50 yazı. Her yazının altında yayımlandığı kaynağa bağlantı vardır. Kısa özetler bu sitenin editörlüğünce hazırlanmıştır; yazıların tam metni için kaynak sayfasına gidebilirsiniz.
Kitapların arasında sohbet tadında bir hayat Cevat Özkaya'nın ardından
Yazar, yakın zamanda vefat eden yayıncı Cevat Özkaya'yı anıyor; onun yayıncılığı bir meslek basamağı değil, sorumluluk ve adanmışlık olarak yaşadığını anlatıyor. İslamcı düşünce tarihinde fikirleri insanlara ulaştıran yayıncıların hak ettiği yerin verilmesini savunuyor.
Gönül Dağı'ndan Türk cevherine: Bir dilin metafizikle imtihanı
Yazar, bir söyleşide Türkçeye ve Türk düşüncesine metafizik bir üstünlük atfedilmesini eleştiriyor. Ona göre hiçbir dil ilahi hakikati tekeline alamaz; bir dilin gücü, başka dillerle karşılaşmasından doğar.
Türk düşüncesi nerede? Güneş-Dil Teorisi'nin metafizik sularında mı?
Yazar, Türk düşüncesine evrensel bir katkı arayışının, Türkçeye metafizik üstünlük yükleyen özcü bir söyleme dönüştüğünü anlatıyor. Bu iddiaları bilimsel dayanaktan yoksun bularak 1930'ların Güneş-Dil Teorisi'ne benzetiyor.
Nobel'in Gazze'ye uzanan yolu ve İsrail'in kaybettiği dokunulmazlık
Yazar, Nobel Barış Ödülü'nün BM soruşturma komisyonu başkanına verilmesini, İsrail'in uluslararası alandaki ahlaki dokunulmazlığının sarsıldığının işareti sayıyor. Adaletin, güçlü devletlerin de hesap vermesini gerektiren evrensel bir ilke olduğunu savunuyor.
Çok aslında birbirimizden farkımız
Yazar, fon soruşturmasında iktidarın ve muhalefetin aynı ölçüde kirli olduğu algısının yolsuzluğu olağanlaştırdığını savunuyor. Suçlunun kim olduğuna bakılmaksızın hesap sorulmasını, masumların ise iftiradan korunmasını istiyor.
7 Ekim'in Amerikan cephesi: AIPAC'ın çöküşü
Yazar, Gazze savaşı sonrasında İsrail'in Amerika'daki siyasi dokunulmazlığını ve AIPAC'ın etkisini büyük ölçüde yitirdiğini savunuyor. Filistin meselesinin Amerikan siyasetinin merkezine taşındığını, İsrail desteğinin ortak bir mesele olmaktan çıktığını anlatıyor.
7 Ekim: Bir halkın kendini feda ederek insanlığa açtığı özgürlük ufku
Yazar, 7 Ekim saldırısını Filistin halkının kuşatmaya ve yok sayılmaya karşı özgürlük talebinin bir ifadesi olarak yorumluyor. Gazze'deki yıkımın bu iradeyi kıramadığını ve bölgede yeni bir dönem başlattığını savunuyor.
Bizi "biz" yapan sorular, yol ve yoldaşlarımız
Yazar, bir hareketin "biz" olabilmesini yol, hedef ve esas sorulara net cevap vermesine bağlıyor. Talut kıssası üzerinden yolun imtihanlarla ayıklandığını, geride kalanlarda takva, liyakat ve sabır aranması gerektiğini anlatıyor.
Karşımıza bir nehir çıkacaktı, uyarılmıştık
Yazar, fon soruşturmasının yalnızca yatırımcıları değil, tüm ekonomiyi ilgilendirdiğini ve Müslümanların hızlı kazanç yollarından uzak durması gerektiğini savunuyor. Siyasette yer alanların da yakınlarına karşı bile adaletten sapmamasını istiyor.
Kendi yel değirmenlerine karşı Kemal Kelleci: Kendi kapısında yabancı, binlerce insana tanıdık
Yazar, Kemal Kelleci'nin Kur'an'a bağlılığını, kitap dağıtımını ve öğrencilere desteğini örnek bir adanmışlık hayatı olarak anlatıyor. Bu hayatın ailesine yansıyan bedellerini de gözden kaçırmadan, onu romantikleştirmeden değerlendirdiğini belirtiyor.
Bu semadan bir yıldız daha kaydı ve Kemal Kelleci öldü
Yazar, yakından tanıdığı Kemal Kelleci'yi, yenilgiyi kabul etmeyen ve İslami öznenin Kur'an'a yönelmekle inşa edileceğine inanan bir adanmışlık örneği olarak anıyor. Kelleci'nin yalnız kalsa da yolundan dönmeyen kişiliğini Don Kişot benzetmesiyle anlatıyor.
Max Weber Bîrûnî'den intihal mi yaptı?
Yazar, Max Weber'in kast sistemine dair fikirlerini Bîrûnî'den alıp almadığı sorusunu bir akademisyenin karşılaştırması üzerinden tartışıyor. Kesin bir intihal kanıtı olmadığını söylüyor; ancak atıf yapılmamasını, Doğu'nun bilgi birikiminin Avrupa akademisinde yeterince görülmediğinin işareti sayıyor.
Weber'den önce İbn Haldun, ondan da önce Bîrûnî vardı
Yazar, sosyal düşünce tarihinin Batı merkezli anlatısı dışında kalan isimlere yer açılması gerektiğini savunuyor. Bîrûnî'nin Hindistan çalışmasını, başkalarının inançlarını yargılamadan önce anlamaya çalışan erken bir örnek olarak ele alıp Weber'in anlamacı sosyolojisiyle ilişkilendiriyor.
Özbekistan'da müzeleşerek temsil edilen tarih kime ne söylüyor?
Yazar, Özbekistan'ın İslam medeniyetini müze ve ışık gösterileriyle görünür kılmasının, o medeniyeti üreten düşünceyi gölgeleyebileceğini söylüyor. Yine de doğru kurulan bir müzenin bu medeniyete açılan bir kapı olabileceğini, geçmişin sunuluş biçiminin ise kimlik politikalarıyla bağlantılı olduğunu anlatıyor.
Aradığımız Kayıp Aydınlanma nasıl bulunur? Özbekistan'da canlanan turizm Aydınlanmayı da getirir mi?
Yazar, Özbekistan'da turizmle canlanan tarihî mirasın, İslam dünyasının ortak "kayıp aydınlanma" birikimini yeniden görünür kıldığını anlatıyor. Bu mirasın yalnızca turistik bir gösteriye indirgenmemesini, bütün İslam dünyasına ait olduğunun unutulmamasını istiyor.
Cezalandırmanın mağdura ne faydası oluyor?
Yazar, cezalandırmanın mağdura ne fayda sağladığını sorguluyor ve cezanın merkezine devletten önce hakkı ihlal edilen kişinin konulması gerektiğini savunuyor. İslam hukukundaki diyet, af ve sulh gibi kurumları örnek göstererek zararın giderilmesini esas alan yaptırımları öneriyor.
İnsanlar dost olduklarında adalete ihtiyaç duymazlar, fakat adil insanlar bile dostluğa ihtiyaç duyarlar
Yazar, Türkiye'deki yüksek cezaevi nüfusunu, ceza ölçüsünü koruyamayan bir cezalandırma kültürüne bağlıyor. Toplumsal güven ve dostluk bağları zayıfladıkça sorunların hukuka taşındığını, ancak hukukun tek başına bir toplumu ayakta tutamayacağını anlatıyor.
Suç mu çok, hapis mi çok? Adalete yol nereden geçer?
Yazar, Türkiye'nin yüksek cezaevi nüfusunun yalnızca suç oranlarıyla açıklanamayacağını, asıl belirleyicinin cezalandırma anlayışı olduğunu söylüyor. Hapis cezasının bedelini hükümlünün yanında ailelerin ve toplumun da ödediğini savunuyor.
"Rauf, gördün mü… Devlet, makam ve mesnedinin kıymetini?"
Yazar, Mustafa Kemal'in Millî Mücadele'nin başında kurtarıcı olarak geniş çapta tanınmadığını, tanınırlığının Vahdettin'in yaveri olmasından geldiğini savunuyor. Saltanatın ve hilafetin sonradan kaldırılmasını, Meclis'in ilk dönemdeki anlayışından bir sapma olarak değerlendiriyor.
Ya Vahdettin olmasaydı… Sivil olursak, her şey biter Rauf!
Yazar, Mustafa Kemal'in Millî Mücadele'deki gücünün kişisel karizmasından çok, Padişah ve Halife Vahdettin'den aldığı yetkiye dayandığını savunuyor. Bu yetki olmadan Anadolu'da hareket etmesinin ve etkili olmasının zor olacağını anlatıyor.
Türkiye ile Arap dünyası arasında ortak bir akademik havza
Yazar, Türkiye ile Arap dünyası arasında öğrenci, akademisyen ve araştırmacı hareketliliğine dayanan ortak bir akademik alanın önemli bir fırsat olduğunu savunuyor. YÖK ile Arap Devletleri Ligi arasındaki iş birliği girişimini olumlu bir adım sayıyor, başarının protokollerden çok ortak programların işlemesine bağlı olduğunu söylüyor.
Kaşınıyorsun İsrail!
Yazar, İsrail'in Türkiye'ye yönelik askerî hamlelerini ve tehdit dilini, Türk kamuoyundaki öfkeyi büyüten bir kışkırtma olarak yorumluyor. Bu öfkenin Gazze'deki olaylardan beslendiğini, İsrail'in bunu hesaba katmaması hâlinde bedelinin ağır olacağını savunuyor.
Şehadetinin 60. yılında Seyyid Kutub (II): Tecrübenin gölgesinde bir düşünce ve cahiliye kavramı
Yazar, Seyyid Kutub'un fikirlerinin yaşadığı deneyimlerle sürekli diyalog hâlinde geliştiğini anlatıyor. Onun "cahiliye" kavramını başkalarını mahkûm etmekten çok, Müslümanları kulluk bilincini yeniden hatırlamaya çağıran bir öz-eleştiri ölçütü olarak okuyor.
Şehadetinin 60. yılında Seyyid Kutub (I) Ve 60 yıl sonra hâlâ Yoldaki İşaretler
Yazar, Seyyid Kutub'un şehadetinin 60. yılında Yoldaki İşaretler'in hâlâ güncel olduğunu, kitabın asıl meselesinin bir devlet modeli değil Müslüman öznenin inşası olduğunu savunuyor. Kitabın çoğu zaman yüzeysel ve siyasi okumalarla değerlendirildiğini, Kur'an merkezli bir yol haritası olarak yeniden okunmayı hak ettiğini söylüyor.
İsrail'in "Türkiye tehdidi": Saldırganlığın ürettiği paranoya ama paranoya olması İsrail'in takip edilmediği anlamına gelmez
Yazar, İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını ve "Türkiye tehdidi" söylemini, saldırganlığın ürettiği stratejik bir paranoya olarak değerlendiriyor. Bu paranoyanın İsrail'in yakından izlenmesi gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmadığını savunuyor.
BM taslağında, Sudan'da "taraflara eşit mesafe" kimin işine yarıyor?
Yazar, BM Güvenlik Konseyi'nin Sudan taslağında devlet ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri'ne "eşit mesafe" yaklaşımını eleştiriyor. Ona göre çözüm, devletin savunma kapasitesini kısıtlamak yerine dış silah ve finans kanallarını kesmek ve sivillere karşı suç işleyenleri hesap vermeye zorlamaktır.
Afganistan'da beş yıl: İşgalden kurtuluştan devlet İnşasına bir dekolonizasyon hikayesi
Yazar, Taliban'ın 2021'de Kabil'e girişini bir kurtuluş olarak değerlendiriyor ve beş yılda Afganistan'ın direnişten imar ve devlet inşasına yöneldiğini savunuyor. Ülkenin asıl sınavının artık savaşmak değil, devlet kurmak olduğunu söylüyor.
Hikâye devam ediyor: Kitabın, Suriye'nin ve özgürlüğün hikâyesi
Yazar, İstanbul'daki Uluslararası Arapça Kitap Fuarı'nda Suriye'nin onur konuğu olmasını, savaş sonrası yeniden inşada kültür ve hafızanın önemini gösteren bir gelişme olarak ele alıyor. Tercümenin ve kitabın ayrışmış toplumları yeniden buluşturabileceğini söylüyor ve hapisteki düşünür Raşid el-Gannuşi'nin özgürlüğüne dikkat çekiyor.
Toplumun gerçeğine hoş geldiniz! Toplum barışınca devlet zayıflar mıymış?
Yazar, bir partinin Batman'da kan davalarını arabuluculukla çözmesini devlet otoritesine yönelik tehdit saymanın yanlış olduğunu savunuyor. Ona göre güçlü devlet, toplumun sorunlarını hukuk içinde çözebilmesine imkân tanıyan devlettir.
AK Parti 25 yaşında (II) İkinci çeyrek asır: Güçlü devletten adil topluma
Yazar, AK Parti'nin ilk çeyrek asırda devleti ayağa kaldırdığını, ikinci çeyrek asırda ise adaleti, aileyi, eğitimi ve zihinsel bağımsızlığı öne çıkararak toplumu yeniden inşa etmesi gerektiğini savunuyor. Hukukun herkese eşit uygulanmasını ve kalkınmanın manevi değerlerin önüne geçmemesini vurguluyor.
AK Parti 25 yaşında (I) İlk çeyrek asır: Güçlenmiş devlet, kalkınmış toplum
Yazar, AK Parti'nin ilk 25 yılında devletin yeniden güçlenerek Türkiye'yi dış etkilerden daha bağımsız karar veren bir ülke konumuna getirdiğini anlatıyor. Asıl sınavın, bu güçlü devletin yanında adil ve ahlaki bir toplum kurabilmek olduğunu söylüyor.
Mekke İttifakı: İslam dünyasının kendi güvenliğini kendisinin üstlenmesi
Yazar, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki ortak savunma anlaşmasını, İslam dünyasının güvenliğini dış güçlere bağımlı kalmadan üretmesi yolunda gecikmiş ama önemli bir adım sayıyor. Anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığını belirtiyor.
Sudan'da bir iç savaş yok, ülkeye karşı vekaleten işgal girişimi var
Yazar, Sudan'daki savaşı iki eşit taraf arasında bir iç savaş olarak değil, meşru devlete karşı dışarıdan desteklenen silahlı bir yapının yürüttüğü bir işgal girişimi olarak tanımlıyor. Çözümün devlet otoritesinin yeniden kurulmasından ve dış askerî desteğin kesilmesinden geçtiğini savunuyor.
Gün gelip çattığında biz nerede ve ne durumda olacağız?
Yazar, İsrail'in ateşkesleri yeni saldırılara hazırlanmak için bir ara dönem olarak kullandığını ve Gazze ile Batı Şeria'daki uygulamaların bu stratejinin parçası olduğunu savunuyor. Türkiye ve İslam dünyasının bu duruma karşı nasıl bir hazırlık yaptığını soruyor.
Siyer'i geleceğe taşımak: Bir Külliyeden daha fazlası
Yazar, siyerin Kur'an'ın yaşayan yorumu olduğunu ve Kur'an'ı doğru anlamanın temel yollarından biri olduğunu savunuyor. Sivas'taki Siyer-i Nebi Külliyesi'ni bu ilmî birikimi yaşatacak bir proje olarak değerlendiriyor.
Tunus'ta yaseminler hâlâ tütüyor ve Gannuşi hâlâ nefes alıyor
Yazar, Tunus'taki son protestoların mevcut yönetimin toplumsal meşruiyetinde aşınma olduğunu gösterdiğini ve ekonomik sıkıntıların bu tepkiyi beslediğini anlatıyor. Raşid el-Gannuşi'nin cezaevindeki durumunu hukukun üstünlüğü tartışmasının bir sembolü sayıyor ve uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunuyor.
Bir güven hikâyesinden hukuk sınavına: Yemenlilerin vatandaşlık mağduriyeti
Yazar, yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı edinen Yemenlilerin, sonradan tespit edilen usul hataları nedeniyle vatandaşlıklarının iptal edilmesinden mağdur olduğunu anlatıyor. Hataların önce düzeltilmesini, kusurun kişiden kaynaklanıp kaynaklanmadığının incelenmesini ve iyi niyetli yatırımcıların ayrılmasını savunuyor.
Yemen'de yeni kabile seferberliği: Kime karşı ve nereye doğru?
Yazar, Yemen'de sığınma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla kabilelerin geleneksel bir seferberlikle bir araya geldiğini anlatıyor. Bu hareketi kabile onuru ve himaye anlayışıyla açıklıyor, İslam öncesi bir savaşla karşılaştırıyor.
İsrail Filistin'i sadece topraktan değil, tarihten de silmek istiyor
Yazar, İsrail'in Mescid-i Aksa'daki yerleşimci baskınlarını, Batı Şeria'daki uygulamaları ve Gazze'deki durumu tek bir stratejinin parçaları olarak yorumluyor. Bu stratejinin Filistinlileri topraklarından ve tarihî-dinî kimliklerinden uzaklaştırmayı amaçladığını savunuyor.
Beyin göçünün yeni rotaları belirlenirken, Türkiye ne yapmalı?
Yazar, ABD'nin yabancı öğrencilere yönelik vize sınırlamalarının uzun vadede küresel cazibesini azaltabileceğini ve bunun Türkiye'ye uluslararası öğrenci çekme fırsatı sunduğunu savunuyor. Bunun için üniversite vizyonunun güçlenmesini ve yabancı öğrencilere göç ve güvenlik odaklı yaklaşımın terk edilmesini öneriyor.
Kerem Kınık ve kızına bir özür borçluyuz
Yazar, Kızılay Başkanı Kerem Kınık'ın deprem sonrasında kamuoyunda haksız biçimde hedef alındığını savunuyor. Ailesine ilişkin bir yargılamada kamuoyu baskısının etkili olduğunu ileri sürüyor.
Tabeladan paradigmaya: İslam Üniversitesi fikrinin tarihi seyri
Yazar, kurulmakta olan İslam Üniversitesi'nin ne yalnızca gelişmiş bir ilahiyat fakültesi ne de dinî derslerle süslenmiş sıradan bir teknik üniversite olması gerektiğini savunuyor. Kurumun medrese geleneğinin hikmet ve ahlak birikimini modern üniversitenin araştırma gücüyle buluşturmasını istiyor.
15 Temmuz darbecilerin değil milletin dediğinin olduğu gün
Yazar, 15 Temmuz'u yalnızca başarısız bir darbe girişimi olarak değil, milletin darbeye karşı verdiği tarihî tepkiyle anlam kazanan bir gün olarak değerlendiriyor. Devlet-millet dayanışmasının olağan dönemlerde de sürdürülmesi gerektiğini savunuyor.
15 Temmuz'un onuncu yılında: Darbeyi değil, milletin doğuşunu hatırlamak
Yazar, 15 Temmuz'un onuncu yılında olayı bir darbe girişimi olarak anmaktan çok, milletin siyasi bir özne olarak ortaya çıkışının dönüm noktası olarak hatırlamayı öneriyor. Demokrasinin sürekli korunması gerektiğini vurguluyor.
İslam Üniversitesi fikrinin yolculuğu
Yazar, yeni kurulan üniversitenin yaklaşık yarım asırdır tartışılan İslam üniversitesi fikrinin Türkiye'deki kurumsal karşılığı olduğunu anlatıyor. Bu fikrin zaten bütün bilimleri kapsadığını düşünerek kurum adındaki "bilim ve teknoloji" ifadesini gereksiz buluyor.
Rohingya krizi: Bangladeş'in taşıdığı yük, dünyanın vicdan sınavı
Yazar, Rohingya krizinin yalnızca Bangladeş ile Myanmar arasında çözülemeyecek, uluslararası bir vicdan ve sorumluluk meselesi olduğunu savunuyor. Bangladeş'in üstlendiği yükün sürdürülebilir olmadığını, kalıcı çözümün Myanmar'da hakların sağlanmasına ve yükün uluslararası paylaşılmasına bağlı olduğunu söylüyor.
Devrimin ikinci yılında: Beklentiler, eleştiriler, arayışlar
Yazar, Bangladeş'te Temmuz Devrimi'nin ikinci yılında tartışmanın artık devrimin hedeflerinin ne kadarının hayata geçirilebileceği üzerine olduğunu anlatıyor. Yükselen eleştirileri siyasetin normalleşmesinin işareti sayıyor ve ekonomik sorunlara rağmen özellikle gençlerde umut bulunduğunu söylüyor.
Muson yağmurları altında bir devrim: Bangladeş'in yeni hikâyesi
Yazar, Bangladeş'in Temmuz Devrimi'yle baskıcı bir yönetimi devirdiğini, asıl sınavın ise devrim sonrası özgür bir düzen kurmak olduğunu savunuyor. Ülkenin korku ikliminden çıkarak kurumsallaşma ve demokratikleşme arayışını sürdürdüğünü anlatıyor.
Hele bakın şu soykırımcıya…
Yazar, İsrail'in 1915 olaylarını soykırım olarak tanımasını Türkiye'ye karşı siyasi bir istismar olarak değerlendiriyor. Bu tür tanıma tartışmalarının uluslararası güçlerce araçsallaştırıldığını ve Türkiye ile Ermenistan'ın geleceğe dönük ilişkilerine zarar verdiğini savunuyor.
Tedmur'un duvarlarından yükselen ses
Yazar, 1980'deki Tedmur cezaevi katliamının ve Baas rejiminin işkence sisteminin hatırlanması gerektiğini savunuyor. Yeni Suriye'de kalıcı barışın, intikam yerine hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanmasıyla mümkün olacağını söylüyor.
Aramanızla eşleşen kayıt bulunamadı.