Adam herkesin gözünün önünde hiçbir sebep yokken belinden çıkarmış silahı alnının ortasından vurmuş. Herkes dehşet içinde. Polis de orada ve hemen olaya el koyuyor ve “elindeki silahı sakince bırak, elleri havaya kaldır” diyor. Adam daha elinde dumanı tütmekte olan silahını bırakmadan “avukatımı istiyorum” demez mi? Polis şaşırır tepkisini ortaya koyar: “yahu suçüstü yakalanıyorsun, avukatın ne yapabilir sana bu durumda?” Bizimki “doğrusu ben de onu merak ediyorum” der “böyle bir durumda bir avukat beni nasıl savunabilir?”

Bu fıkra, fıkra olarak kalmamış, bugün 15 Temmuz dolayısıyla suçüstü yakalanmış suçluların bütün millete yaşattıkları bir olaya dönüşmüş durumda. Sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya, yine bütün dünyanın gözü önünde suçüstü bastırılmış bir olayı başka türlü anlatmanın yüzünü de bulabiliyor, bu yüzü bulduktan sonra ikna edecek külliyetli miktarda sazan da bulabiliyorlar.

15 Temmuz’dan sonra aslında uzun süre ne FETÖ’cülerde olayla ilgili herhangi bir savunma mecali vardı ne de onları savunmak isteyenlerde başvurulabilecek ne bir argüman ne bir delil. Bir lafları olsa bile olayın sıcaklığı, gün gibi apaçıklığı ve bunun ürettiği atmosfer hiç kimsenin başka türlü bir söz söylemesine imkân bırakmıyordu.

Ama olayın üzerinden biraz zaman geçtikten sonra ilk soru bu olaydan kimin kazançlı çıktığı üzerinden bir sorgulama başladı. Bu aslında her tamahkar katilin, yakalandıktan sonraki ilk pişmanlığından başka bir şey değildi. Herkeste bir Agatha Christie’den roller çalan jeton düşürücü mucit egzersizleri. Kimin işine yaramışsa fail odur.

Bak sen şu uyanık dedektiflere. İşin sonucunda Erdoğan gücünü, otoritesini daha da arttırdıysa bu işi o planlamıştır ve bir senaryoyu ortaya koymuş. İyi de bu nasıl bir plansa, nasıl bir senaryoysa hepinizi figüran gibi kullanmış, dünyaya da kapalı gişe seyrettirmiş. 15 Temmuz’da uçaklara binen pilotların, harekât planlarını yapan, bunu organize eden, uygulayan ve suçüstü yakalanan aktörlerin tamamı Erdoğan’a değil Pennsylvania’ya bağlı, oradan emir alan emir kulları. Bunda hiç kimsenin hiçbir kuşkusu yok. Bunları bulundukları bütün görevlere yerleştiren, yıllarca onları orada tutan FETÖ. 15 Temmuz gecesi Erdoğan veya Hakan Fidan ve Hulusi Akar nasıl bir senaryo yazmış olabilirler ki, bu elemanların hepsi o gece hiyerarşik olarak büyük bir sır ile bağlı oldukları yapıya değil de Erdoğan’ın senaryosuna figüran oluverdiler?

Bunu yaparken kendinizi ne kadar aptal ne kadar ahmak, geri zekalı yerine koyduğunuzun farkında mısınız?

Doğrusu buna da pes. Sırf olaya bir senaryo-tiyatro yakıştırması yapabilmenin yolu kendilerini sazan gibi göstermekse bunu bile göze alabiliyorlar. Asıl artistlik bu işte: yeri geldiğinde ufak bir algı kazanımı uğruna salağa yatmak. Varsın insanlar salak desinler, geri zekalı desinler, ahmak desinler. Yazılan yeni senaryoda Erdoğan’ı her şeyi planlayan tehlikeli derecede zeki bir despot yazacaklar ya. Nasıl olsa işin sonucunda o daha kazançlı çıkmış ya. Kininizle, hasedinizle geberin denir bu durumda.

Bütün katiller her şeyi ele geçirmek üzere işler cinayetlerini ama yakalanınca da her şeylerini kaybederler. Bu, maktulün vasilerinin işine yaradı diye kendi işledikleri cinayetin sorumluluğunu vasilerine yükleyebilmelerine ne kadar imkân verebilir?

Tabii işin bir de manevi varlık boyutundaki anlamı var. Tuzak kuranların kendi kurdukları tuzağa düşmeleri. FETÖ elebaşının 17-25 Aralık’ta Erdoğan ve yakınlarına yaptığı bedduanın sonucuna dönüp bakanlar için alınacak büyük ibretler var. Kimi kastettiği çok açıktı beddua sahibinin ve kastettiklerine ettiği bütün beddualar dönüp kendi cemaatini vurdu. “Evlerine ateş düşsün, yuvaları yıkılsın, birlikleri bozulsun, Allah önlerini kessin, hiçbir şey olamasınlar” sözleri sadece beddua değil, yapacaklarının talimatı ve planıydı da. Ama işin neticesinde bu planların uygulamaya geçtiği andan itibaren tam tersine bedduayı yapanı ve onun talimat gibi bedduasını uygulamaya kalkanları vurmasından daha doğal ve hakkaniyetli ne olabilir?

Kendi etmiş, kendi bulmuş, ama hala bulduklarını bir “abra kadabra” üçkağıtçılığı ile yok etmeye, olaydan başka hikayeler yazmaya devam ediyorlar. Bunda kendi vesvese kapasitelerinin tabii ki çok büyük payı var. Hannas’ın vesvesesi gibi, tekrarlandıkça, üflendikçe, ısrar edildikçe insanların gözünün önüne bir perde çekmesi batılı hak suretinde kabul ettirmesi işten bile değil.

Kuşkusuz onlara yardım ve yataklık yapanların günahı çok daha büyük. Bugün 15 Temmuz ile ilgili “tiyatro”, “senaryo” söylemlerine doğrudan FETÖ ile iltisaklı görünmeyenler tarafından da işgüzarca prim veriliyor. Onlara bu vesveselerin hamallığını yaptıran şey nedir?

Kendi politik kazanç düşkünlükleri mi, çıkarları mı, Erdoğan nefretleri mi, yoksa basitçe sazanlıkları mı? Çok laf götürecek bir mevzu bu da.