Kendi ülkelerinde insan hakları, ifade özgürlüğü veya demokratik örgütlenmeyle ilgili sorunları olanların kendilerini ifade edebilmek ve seslerini duyurabilmek için başka mecralar arayıp bulmaları kaçınılmaz ve normal bir şey. İleri derecede demokratik ülkeler aynı zamanda ülkelerindeki insan hakkı ihlallerinden ve baskılardan kaçanlara verdikleri sığınma dolayısıyla hatta daha ileri düzeyde muhaliflere verdikleri ifade özgürlüğü imkanlarıyla da ayrı bir kalite ortaya koyarlar. Bu her zaman başka ülkelerin içişlerine müdahale anlamına gelmez. Ortada gözardı edilemeyecek, vicdanları sızlatan ve başka bir çaresi olmayan bir zulüm varsa buna destek vermek değil, sessiz kalmak suçlanacak bir şeye dönüşür.

Türkiye şu anda İslam dünyasının birçok yerinde yaşanan bu türden zulümler için giderek ciddi bir platform olmuş durumda. Dünyanın birçok noktasından barındırdığı 5 milyona yakın mülteci ile dünyada en fazla sığınmacıya kapılarını açmış ülke olarak öne çıkıyor. Bu sığınmacıların kendi ülkeleriyle ilişkilerini nasıl yürüttükleri, ülkelerindeki durumları ifade etmek ve bu uğurda sergilemek durumunda kaldıkları muhalefet başlıbaşına bir uluslararası ilişkiler sorununa dönüşebiliyor. Ancak ileri düzeyde demokratik ülkelerin her zaman sığınacakları haklı ve meşru bir gerekçe vardır: insan hak ve özgürlükleri bir yerde kısıtlanıyorsa ifade edilecek bir mecrayı mutlaka bulur.

İzlemişsinizdir, bir süre önce ABD’de Trump’ın eski Ulusal Güvenlik danışmanı John Bolton, ABD eski başkanı George W. Bush’n kardeşi Florida eyaleti eski valisi Jeb Bush gibi isimlerin de katılımıyla “Türk Demokrasi Projesi Derneği” kuruldu. İtalya›nın eski Dışişleri Bakanı Sant’Agata’nın da kurucuları arasında bulunduğu dernekte bu isimler tamamen vitrin isimler tabi. İşleri güçleri yok, Türkiye’de demokrasinin gelişimiyle ilgili sorunları mı kovalayacaklar? Bu isimleri vitrine koyan asıl isimler kurucular arasında kendilerini koymuşlar zaten. Biri Fethullah Gülen’e ve örgütüne yakınlığıyla bilinen Süleyman Özeren, diğeri de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, Fetullahçı Terör Örgütü’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, hakkında yakalama kararı bulunan eski CHP Milletvekili Aykan Erdemir.

Böylece derneğin ABD’de kuruluş gerekçesi yukarıda anlattığımız zemini de anlamsızlaştırarak FETÖ’cü bir iştahla sömürmeye dayanıyor.

Yoksa Türkiye demokratikleşmesi için dışarıdan kendisine bir proje faaliyeti yürütülebilecek bir ülke midir? Türkiye’de iç siyaset yolları demokrasi için tüketilmiş mi ki ABD’de kurulacak bir dernekten medet umuluyor? Türkiye her türlü muhalefetin örgütlenerek partileşebildiği ve iktidara bile aday olabildiği bir ülke iken ABD’den gazel okumanın veya okutmanın tek anlamı darbe yoluyla gelecek ama adı yüzsüzce “demokrasi” diye okunacak bir mandacılık.

Derneğin kuruluş şekli, kurucular kurulu listesinin oluşumu tipik FETÖ tarzı STK faaliyetlerinin bir örneği. Geçmişte Türkiye’de kurdukları bazı dernek ve vakıflara örgütle hiç ilgisi olmayan isimleri sırf şöhretlerini, meşruiyetlerini, saygınlıklarını sonuna kadar sömürmek üzere listelere koyuyordu. Bundan dolayı bilahare birçok ismin başını yaktılar. İşlerinde hiçbir zaman şeffaf olmadıkları için, sürekli alengirli işler çevirdikleri için girdikleri lobi faaliyetlerinde ABD’de aslında çok rahat olmadıklarını biliyoruz. Birçok okulları ve derneklerinin bundan dolayı defalarca FBI incelemelerine konu olduğu ve bundan dolayı ağır cezalara maruz kaldıklarını da.

Bakalım Bolton, Bush ve Sant’Agata’yı nasıl bir akıbet bekliyor? Hangi siyasi rüşvetler karşılığında kendi gündemleriyle hiç ilgisi olmayan böyle bir konuya girdiler acaba? Dünyada, hele İslam dünyasında demokrasinin en geri olduğu yer miymiş Türkiye? Bizzat ABD’nin desteklediği darbelerle yönetilen ve her gün tonlarca insan hakkı ihlallerinin yapıldığı bir dizi ülke var. Onlara karşı sergilenen körlük ve sağırlık iğrenç bir ikiyüzlülüğün örneği olarak sırıtırken İslam dünyasında beğenirsiniz beğenmezsiniz demokrasisi en iyi seviyede olan Türkiye’nin tasası nasıl düştü gönlünüze?

Halihazırda İslam dünyasında ABD’nin rejimleriyle arasında su sızmayan bazı ülkelerinde insanlar sorgusuz sualsiz, mahkemesiz, savunmasız kitleler halinde zindanlarda en ağır işkence şartlarında tutuluyor. Siyasiler sadece siyasi görüşleri dolayısıyla topluca idam ediliyorlar. Bu esnada demokratik duyarlılık adına insan ABD’de siyaset yapan birinden öncelikli olarak buna dair bir söz duymak ister.

ABD’nin Ortadoğu’da demokrasinin gelişmesine dair şu ana kadar sergilediği siyasetin Ortadoğu’yu daha derin kaoslara, savaşlara, darbelere, işgallere, katliamlara, otokratik rejimlerin daha da konsolidasyonuna götürmekten başka bir işlevi olmadı. Bu konuda ABD’nin olumlu bir rolüne işaret edebilecek hiç kimse yok. Hatta “demokrasi götürmek” aslında ABD’nin bölgedeki işgallerinin önünü açan bir parolaya dönüşmüş durumda. O yüzden daha yakın zamanda isimleri ve örgütsel yapıları bir darbeyle özdeşleşmiş olan insanların Türkiye’de “demokrasi projesi” gibi bir başlık altında toplanmalarında ironik bir taraf bile kalmamıştır. Ne gülünecek tarafı ne de ciddiye alınacak bir özelliği yok.

Yine de bu yapının kurnaz faaliyetlerine gerçekten de bir nebze demokratik duyarlılığı kalmışsa onun adına sazan gibi atlayıp listeye dahil olmuş ABD’li isimlere hatırlatmak borcumuz olsun: Türkiye’de demokrasi projesini önünüze koyanlar, Türkiye’de iyi kötü ilerlemekte olan demokratik sürece ve demokratik süreçlerle seçilmiş hükümete karşı haince ve sinsi yollarla örgütlemiş oldukları bir cunta yoluyla darbe yapmaya teşebbüs etmekle meşhur isimler. Yani bizatihi demokrasinin, halkın iradesinin, şeffaf yönetim anlayışının en gaddar katilleri onlar. Son zamanlarda gündeme getirdikleri tutuklular, ifade özgürlüğü ve bunlara ilişkin iyice dramatize ettikleri örnekler üzerinden yaptıkları kampanyaların hepsi giriştikleri darbeye dair demokratik bir devletin verebileceği en haklı hukuki tepkiyle ilgilidir. Bu hukuki tepkilerde hatalar yok değil elbet. Bu hataları düzeltmek için de bir sorumluluk doğuruyorsa hesabın sormak için de Türkiye’nin siyasi ve hukuki yolları sonuna kadar açıktır.

Kendi ülkelerinde insan hakları, ifade özgürlüğü veya demokratik örgütlenmeyle ilgili sorunları olanların kendilerini ifade edebilmek ve seslerini duyurabilmek için başka mecralar arayıp bulmaları kaçınılmaz ve normal bir şey. İleri derecede demokratik ülkeler aynı zamanda ülkelerindeki insan hakkı ihlallerinden ve baskılardan kaçanlara verdikleri sığınma dolayısıyla hatta daha ileri düzeyde muhaliflere verdikleri ifade özgürlüğü imkanlarıyla da ayrı bir kalite ortaya koyarlar. Bu her zaman başka ülkelerin içişlerine müdahale anlamına gelmez. Ortada gözardı edilemeyecek, vicdanları sızlatan ve başka bir çaresi olmayan bir zulüm varsa buna destek vermek değil, sessiz kalmak suçlanacak bir şeye dönüşür.

Türkiye şu anda İslam dünyasının birçok yerinde yaşanan bu türden zulümler için giderek ciddi bir platform olmuş durumda. Dünyanın birçok noktasından barındırdığı 5 milyona yakın mülteci ile dünyada en fazla sığınmacıya kapılarını açmış ülke olarak öne çıkıyor. Bu sığınmacıların kendi ülkeleriyle ilişkilerini nasıl yürüttükleri, ülkelerindeki durumları ifade etmek ve bu uğurda sergilemek durumunda kaldıkları muhalefet başlıbaşına bir uluslararası ilişkiler sorununa dönüşebiliyor. Ancak ileri düzeyde demokratik ülkelerin her zaman sığınacakları haklı ve meşru bir gerekçe vardır: insan hak ve özgürlükleri bir yerde kısıtlanıyorsa ifade edilecek bir mecrayı mutlaka bulur.

İzlemişsinizdir, bir süre önce ABD’de Trump’ın eski Ulusal Güvenlik danışmanı John Bolton, ABD eski başkanı George W. Bush’n kardeşi Florida eyaleti eski valisi Jeb Bush gibi isimlerin de katılımıyla “Türk Demokrasi Projesi Derneği” kuruldu. İtalya›nın eski Dışişleri Bakanı Sant’Agata’nın da kurucuları arasında bulunduğu dernekte bu isimler tamamen vitrin isimler tabi. İşleri güçleri yok, Türkiye’de demokrasinin gelişimiyle ilgili sorunları mı kovalayacaklar? Bu isimleri vitrine koyan asıl isimler kurucular arasında kendilerini koymuşlar zaten. Biri Fethullah Gülen’e ve örgütüne yakınlığıyla bilinen Süleyman Özeren, diğeri de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, Fetullahçı Terör Örgütü’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, hakkında yakalama kararı bulunan eski CHP Milletvekili Aykan Erdemir.

Böylece derneğin ABD’de kuruluş gerekçesi yukarıda anlattığımız zemini de anlamsızlaştırarak FETÖ’cü bir iştahla sömürmeye dayanıyor.

Yoksa Türkiye demokratikleşmesi için dışarıdan kendisine bir proje faaliyeti yürütülebilecek bir ülke midir? Türkiye’de iç siyaset yolları demokrasi için tüketilmiş mi ki ABD’de kurulacak bir dernekten medet umuluyor? Türkiye her türlü muhalefetin örgütlenerek partileşebildiği ve iktidara bile aday olabildiği bir ülke iken ABD’den gazel okumanın veya okutmanın tek anlamı darbe yoluyla gelecek ama adı yüzsüzce “demokrasi” diye okunacak bir mandacılık.

Derneğin kuruluş şekli, kurucular kurulu listesinin oluşumu tipik FETÖ tarzı STK faaliyetlerinin bir örneği. Geçmişte Türkiye’de kurdukları bazı dernek ve vakıflara örgütle hiç ilgisi olmayan isimleri sırf şöhretlerini, meşruiyetlerini, saygınlıklarını sonuna kadar sömürmek üzere listelere koyuyordu. Bundan dolayı bilahare birçok ismin başını yaktılar. İşlerinde hiçbir zaman şeffaf olmadıkları için, sürekli alengirli işler çevirdikleri için girdikleri lobi faaliyetlerinde ABD’de aslında çok rahat olmadıklarını biliyoruz. Birçok okulları ve derneklerinin bundan dolayı defalarca FBI incelemelerine konu olduğu ve bundan dolayı ağır cezalara maruz kaldıklarını da.

Bakalım Bolton, Bush ve Sant’Agata’yı nasıl bir akıbet bekliyor? Hangi siyasi rüşvetler karşılığında kendi gündemleriyle hiç ilgisi olmayan böyle bir konuya girdiler acaba? Dünyada, hele İslam dünyasında demokrasinin en geri olduğu yer miymiş Türkiye? Bizzat ABD’nin desteklediği darbelerle yönetilen ve her gün tonlarca insan hakkı ihlallerinin yapıldığı bir dizi ülke var. Onlara karşı sergilenen körlük ve sağırlık iğrenç bir ikiyüzlülüğün örneği olarak sırıtırken İslam dünyasında beğenirsiniz beğenmezsiniz demokrasisi en iyi seviyede olan Türkiye’nin tasası nasıl düştü gönlünüze?

Halihazırda İslam dünyasında ABD’nin rejimleriyle arasında su sızmayan bazı ülkelerinde insanlar sorgusuz sualsiz, mahkemesiz, savunmasız kitleler halinde zindanlarda en ağır işkence şartlarında tutuluyor. Siyasiler sadece siyasi görüşleri dolayısıyla topluca idam ediliyorlar. Bu esnada demokratik duyarlılık adına insan ABD’de siyaset yapan birinden öncelikli olarak buna dair bir söz duymak ister.

ABD’nin Ortadoğu’da demokrasinin gelişmesine dair şu ana kadar sergilediği siyasetin Ortadoğu’yu daha derin kaoslara, savaşlara, darbelere, işgallere, katliamlara, otokratik rejimlerin daha da konsolidasyonuna götürmekten başka bir işlevi olmadı. Bu konuda ABD’nin olumlu bir rolüne işaret edebilecek hiç kimse yok. Hatta “demokrasi götürmek” aslında ABD’nin bölgedeki işgallerinin önünü açan bir parolaya dönüşmüş durumda. O yüzden daha yakın zamanda isimleri ve örgütsel yapıları bir darbeyle özdeşleşmiş olan insanların Türkiye’de “demokrasi projesi” gibi bir başlık altında toplanmalarında ironik bir taraf bile kalmamıştır. Ne gülünecek tarafı ne de ciddiye alınacak bir özelliği yok.

Yine de bu yapının kurnaz faaliyetlerine gerçekten de bir nebze demokratik duyarlılığı kalmışsa onun adına sazan gibi atlayıp listeye dahil olmuş ABD’li isimlere hatırlatmak borcumuz olsun: Türkiye’de demokrasi projesini önünüze koyanlar, Türkiye’de iyi kötü ilerlemekte olan demokratik sürece ve demokratik süreçlerle seçilmiş hükümete karşı haince ve sinsi yollarla örgütlemiş oldukları bir cunta yoluyla darbe yapmaya teşebbüs etmekle meşhur isimler. Yani bizatihi demokrasinin, halkın iradesinin, şeffaf yönetim anlayışının en gaddar katilleri onlar. Son zamanlarda gündeme getirdikleri tutuklular, ifade özgürlüğü ve bunlara ilişkin iyice dramatize ettikleri örnekler üzerinden yaptıkları kampanyaların hepsi giriştikleri darbeye dair demokratik bir devletin verebileceği en haklı hukuki tepkiyle ilgilidir. Bu hukuki tepkilerde hatalar yok değil elbet. Bu hataları düzeltmek için de, bir sorumluluk doğuruyorsa hesabın sormak için de Türkiye’nin siyasi ve hukuki yolları sonuna kadar açıktır.