Brüksel’deki NATO Liderler Zirvesine gitmeden önce düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Türkiye Afganistan’daki durumu düzgün bir şekilde yönetebilecek tek güvenilir ülkedir” şeklinde bir ifade kullandı.

Bu ifadenin mevcut durumu çok iyi yansıttığı çok açık. Afganistan’da neresinden bakılırsa herkes açısından yönetilmesi gereken bir durum var. NATO orada kalsa da çekilse de ABD NATO’yu bırakıp çekilse de kalmak istese de yönetilmesi gereken bir durum var ve mevcut uluslararası aktörler arasında bu durumu idare etmeye daha yakın kimse yok. Birçok ülkenin Afganistan’la sınırı veya ilişkisi var, ama ülkenin sadece bir kesimiyle kurulan bu ilişkinin başka kesimler nezdinde bir gerilim ve uzlaşmazlık konusu olduğu da bir gerçek.

Açıkçası şu anda Afganistan’daki mevcut durumun en açık, en belirgin gerçeği Taliban. Kimse Taliban’ı yok sayarak Afganistan’ın geleceğini nasıl yöneteceğine dair bir plan ortaya koyamıyor, koyamaz. Bu gerçekliğin 20 yıl sonra NATO tarafından bu kadar açık bir şekilde görülmesi aslında NATO açısından geçen 20 yılın bir fiyasko olduğunun da itirafından başka bir şey değildir. NATO’nun Afganistan’daki varlık sebebi, giriş sebebi olan Taliban 20 yılın sonunda ABD’yi çekilmeye mecbur bırakmış bir güç olarak ve herkese bir ayar vermiş veya vermeye hazır bir hareket olarak orada yerli yerinde duruyor.

O yüzden “yönetilecek durum” içinde kendisine Taliban’la NATO’nun kaybetmiş olduğu mücadeleyi devralacak bir rol veya misyon herhalde yoktur. Zaten Erdoğan’ın Türkiye’yi durumu düzgün bir şekilde yönetebilecek tek ülke olarak Türkiye’ye işaret ederken onun özellikle “güvenilirliğine” yaptığı vurgu rastgele değildir. Türkiye NATO ile birlikte girdiği Afganistan’da şimdiye kadar özellikle hiç savaşçı bir rol üstlenmedi. Afganistan’ın hiçbir unsuruyla sıcak çatışmaya girmedi. Buna mukabil, sahip olduğu kültürel, tarihi yakınlık dolayısıyla onun varlığı yeri geldi NATO’nun diğer unsurları için bile bir koruma sağladı. Onun varlığı elbette tamamen değilse bile bir ölçüde NATO unsurlarına meşruiyet ve koruma sağladı.

Afganistan halkından yana, hata NATO’nun en büyük hasmı olan Taliban’dan yana Türkiye askerlerine en ufak bir saldırı bile yaşanmadı. Türkiye orada hep olumlu misyonlarda bulunmuş olarak var olan saygınlığını ve tarihi-kültürel bağlarını daha da pekiştirmiş oldu Kendi ülkeleri için yıkıcı hedefleri olmadığı, Afganistan’ın tüm kesimlerinin ve aşiretlerinin barış ve huzuru için insani faaliyetlerde bulunduğu ve barış için çaba gösterdiğine dair Türkiye’ye güvendiği bir gerçektir. Çünkü Türkiye, şimdiye kadarki tüm siyasetiyle de Afganistan işlerine karışan tüm ülkelere yönelik tutumu yapıcı, tarafsız ve Afgan halkının ortak çıkarları doğrultusunda olan bir ülke olduğunu kanıtlamıştır. Bu sayede Afganistan’a komşu, çoğu Türk devletleriyle de Pakistan ile de ilişkileri çok iyi olduğu için ülke içinde istikrarı sağlayabilecek bir misyona da çok yetkin durumdadır.

Bununla birlikte bu güvenilirliği sürdürebilmenin karşısında yeni durumda bazı tehditlerin veya risklerin olduğunu da görmek lazım. Bir defa, artık NATO’nun çekildiği ve bu yüzden oluşan boşluğu Taliban’ın çok daha fazla doldurmaya doğru ilerlediği bir durum oluşuyor. Daha şimdiden birçok bölge hiç direnmeden, hatta isteyerek Taliban’ın yönetimi altına hızla giriyor. Yani Taliban’ın artan askeri ağırlığına paralel olarak siyasal bir ağırlığı olacağı da çok açık. Bu durumun başka türlü dirençlerle karşılaşması ve bu direnişlerin NATO’dan boşalan misyona Türkiye’yi çağırmak isteyeceklerini görmek gerekiyor. Birçok siyasal gelişme Türkiye’yi hiç istemeyeceği gerilimlerin ortasına çekebilecektir. Türkiye’nin oradaki ağırlığı ve güvenilirliğinin bir NATO gücü olmaktan değil, başlıca Türkiye olmaktan kaynaklandığını unutmaması gerekiyor.

Aslında konuştuğumuz bazı Afganlıların temennisi Türkiye’nin NATO ile birlikte tamamen çıkıp kendi başına, kendi ağırlığıyla ve Afgan halkıyla yeni bir anlaşma çerçevesinde gelmesidir. Tabi pratikte bu şartı sağlamanın zorluğunun farkında olarak ifade ediliyor bu temenni. Neticede sadece Afgan halkı nezdinde değil, uluslararası toplum nezdinde de orada bulunmanın NATO üyesi olarak hazır bir açıklaması bulunuyor.

Henüz Libya, Suriye veya Somali’de Türkiye’nin ne işi var diye soranlardan aynı yüksek sesle Afganistan’da ne işi var sorusunu duymadık gerçi. Başlıbaşına bu da ilginç bir suskunluk. Belki Türkiye’nin Afganistan’la tarihi bağı ve bu bağdan mütevellit yakın tarihteki mevcut ilişkiler daha fazla kanıksanmış durumdadır. Ancak burada bizim ilişki biçimimize dair kendimize batırmamız gereken bir çuvaldız olduğunu da bu vesileyle ifade edelim. Bu kadar güçlü bir güven ilişkisi tesis etmiş olduğumuz Afganistan’a aslında ciddi insani yardım veya yatırımlarımız vardır. Ancak bu yatırımları yeterince iyi ve verimli bir biçimde yönettiğimiz maalesef söylenemez.

Doğrudan olayı yaşayan bir Afganlı dostumun tespit ve ifadeleriyle sadece bir örnek vereceğim:

“Afganistan’ın komşu ülkeleri ve dünyadaki diğer ülkeler, bir öğrenciye burs verdiklerinde ve ona yatırım yaptıklarında sonuna kadar onu desteklerler ve hayatta olduğu sürece onu ülkelerinin iyi niyet elçisi olarak kabul ederler. Onunla bağını koparmazlar. Ama ne yazık ki Türkiye böyle değil, Türkiye öğrenciye yatırım yapıyor. Yüksek lisans ve hatta doktora yapana kadar eğitim masraflarını karşılıyor. Türkiye’den mezun olan öğrenciler Afganistan’a döndükten sonra çoğunun Türkiye ile ilişkileri kesilmekte daha acısı bu mezunlar Türkiye’ye gitmek istediğinde vize alma konusunda zorluk çekmektedirler. Türkiye’nin de bu konuyu dikkat alması ve Afganistan’daki sermayesi olan mezunlara daha fazla ilgi göstererek sahip çıkması gerekmektedir.”

Aslında bunun gibi birçok başka örnek var. Türkiye’nin operasyon bölgeleriyle ilgili genel yaklaşımında da eksik olan sosyolojinin, kültürel çalışmaların, anlamaya çalışan kültür elçilerinin katkılarının yeterince sürece katılmamasıdır. Bu da başka bir konu. Fırsat olursa sonra döneriz.