Köşe YazılarıYazılar

Gazze’de soykırım yapılırken İslâm’ın teolojisini tartışmak

Soykırımcı İsrail’in Gazze halkına yönelik emsalsiz vahşilikteki katliamları “modern”, “medeni” dünyanın gözleri önünde 9 ayını tamamlamak üzere. Bu zamana kadar 50 bine yakın insan hayatını kaybetti. Bunların arasında 20 binin üstünde çocuk, 15 binin üstünde de kadın var. Bir savaşta bu kadar çocuk, kadın ve sivil ölümü savaşan tarafın gözünü kan bürüdüğünün ve insanlıktan fersah fersah çıkmış olduğunun yeterli kanıtı. İsrail için çocuklar, yarının eli silahlı düşmanları… O yüzden onların öldürülmesini dini açıdan haklılaştıran hatta daha fazla teşvik ve tahrik eden bir motivasyon var ve bu anlayış, bugün Müslümanları hedef almışsa da bu bütün insanlık için büyük bir tehlike.
Modern teknolojik silahlar katliamlarda insan duygularını tamamen devre dışı bırakabiliyor, basılan bir tetiğin nasıl bir acıya, trajediye yol açacağını kimsenin hesap edecek ne zamanı ne hâli oluyor. Zaten o tetiğin yol açtığı aşırı patlama ve tahribat arasında insan cesetleri de toz oluyor ve trajedi o toz dumanın arasında adeta örtbas oluyor. Ama tabii ki bütün o toz duman arasında hiç gizlenemeyen şey hedef alınan ve ölenlerin çoğunun annelerinin karnında, kuvezde, kundakta veya oyun alanlarında çocuklar olması.

Bu arada kara operasyonları esnasında insanlıktan çıkmış İsrail askerlerinin Gazze’de sergiledikleri aşağılık uygulamalar göz ardı edilemeyecek bir şekilde insanlığın gözünün içine giriyor. Hastanelerin defalarca bombalanması, yaralılara bir umut şifa olmaya çalışan sağlık görevlilerinin özellikle hedef alınarak öldürülmesi, olan biteni dünyaya duyurmaya çalışan basın mensuplarından şimdiye kadarki bütün savaşlarda ölenlerden daha fazlasının ölmüş olması, okulların, camilerin, kiliselerin bombalanması.

İsrail haydut askerleri tarafından işgal edilen hastanelerde tedavi görmekte olan bütün yaralıların cesetleri kısa süre sonra hastane yakınlarında toplu mezarlarda bulundu. İsrail şimdiye kadar insanlık suçlarından yargılanmış olan her suçlunun toplamından daha fazla suçu irtikap etmiş durumda. Üstelik bütün bunları yaparken kendisini fena halde motive eden bir kutsal kitabı var: “Bir şehre girdiğinizde kadın, erkek, çocuk, yaşlı veya nefes alan her şeyi öldürün.” 
Bir süre önce 3 oğlu ve 4 küçük torunu suikastla katledilen Hamas’ın Siyasi Büro Şefi İsmail Heniye’nin bu kez de ailesinden aralarında kız kardeşi, yeğenleri ve 6 torununun bulunduğu 10 kişi daha şehit edildi.
Hamas’ın bulunduğu Gazze’de de değil, işgal altındaki Batı Şeria’da İsrail askerlerince yaralanmış bir Filistinli gencin bir askeri aracın önüne, güneş altında çalışan aracın üstüne bağlanarak taşınması, zihinlere kaydedilen ayrı bir canilik örneği. O esnada askeri araç bir ambulansın önünden geçiyor ve yaralıyı ambulansa bırakmak yerine kendine kalkan yaparak geçip gidiyor.
Kendilerinden olmayan insanlarda, bilhassa Müslüman dünyadan nefret ettiren, herkese yalanı, zinayı, faizi, işkenceyi ve ölümü reva gördüren bir zalimliği dini bir temele oturtan bir teoloji var ve bu teoloji son kertede bugünkü Batı medeniyetinin etik temellerinde de bir şekilde formüle edilmiş olarak yer alıyor. Oradan sömürgecilik, oryantalizm, Avrupa-merkezci modernlik de aynı duygusal kaynaklardan besleniyor.
Siyonizm ile Batılı sömürgecilik aynı epistemolojik kökenlere sahip. O yüzden aslında İngiltere’nin Hindistan’da ve diğer bütün sömürge-işgal bölgelerinde yaptıkları, Amerika kıtasında yerlilere karşı işlenen soykırımlar, Fransa’nın Cezayir’de ve diğer sömürge bölgelerinde yaptıklarının arkaplanında aynı zihniyet, aynı ırkçılık aynı üstünlükçü duygular var. Bugün bu ırkçı vahşetin Gazze’de gördüğümüz örneğine Batılı dünyadan beklediğimiz tepkinin bir türlü gelmiyor olması biraz da bu ortaklığın bir sonucu.
İnsanlıktan fersah fersah uzak bu soykırımcı medeniyetin bir de utanmadan insani değerleri “çağdaşlık” adına sahiplenmesi yok mu? Bunu da pişkince, insanları aptal yerine koyarak yapışı… Soğuk Savaş sonrası dünyada soykırımcı İsrail’in arkasındaki en önemli güç ABD peşine Avrupalıları da alarak Ortadoğu’ya demokrasi getireceğini söylemişti. Gerçekten demokrasi getirmeye kalkışsa bunun en doğal ilk sonucunun İsrail’in bölgeden kovulması olacağını bilmiyor muydu?
Demokrasi söylemi bilhassa halkı Müslüman olan bu ülkeler üzerinde bir psikolojik baskı kurma, bir aşağılama söyleminden başka bir anlama gelmiyordu aslında. Bölge halklarının demokrasiyle ilgili bir sorunları olamazdı. Nitekim ilk demokratik süreçlerde halklar iktidara geldi ve ilk istedikleri şey halkın iradesi, halkın kararı, dolayısıyla işgalcilerin bu topraklardan defolup gitmesiydi. Bu kadar demokrasi fazla dediler ve bizzat ABD ve Batılı ülkeler, Ortadoğu’da demokratik süreçleri engelleyen güçler olarak kendilerini ifşa etmekten çekinmediler. Bundan sonra İslam ve demokrasi bağdaşır mı veya Müslümanlar neden yeterince demokrat değil diye soranların hak ettikleri tek cevap yüzüne tükürülmesi oldu.
Şimdilerde de İsrail ve ABD arkalarındaki bütün modernist, postmodernist veya küreselci hümanist söylemlerine rağmen Gazze’de sadece çocuk katili, soykırımcı olarak tezahür ediyor ve Gazze halkı onların bu yüzünü bütün dünyaya alenen ifşa ediyor. Bu yüzü tekrar maskelemenin bir yolu kalmamış. Aslında tam da bu yüzden 7 Ekim’den başka ana gündemi Gazze ve Siyonist-emperyalist dünyadan başka yere çekecek her girişime kuşkuyla bakmak gerektiğini söylemiştik. Asıl gerçeğin bütün kodlarının erişilebildiği yer burası. Savaşın, mücadelenin döndüğü cephe de burası. Burayı dağıtacak hiçbir girişime izin vermemek gerekiyor.
Hz. Aişe’nin evlilik yaşı veya Şeriat ile İslam farkı üzerine birilerinin yakmaya çalıştığı yeni dikkat dağıtıcı girişimlere o yüzden hiç dönüp bakamıyorum bile. Birileri yeni bir Mesih arayışı içinde zır-cahil insanlardan yeni bir vahiy kovalıyor olabilir. Söylenen hiçbir şeyin incir kabuğunu dolduracak bir önemi ve geçerliliği yok. Aşağılık bir teolojik-felsefi haklılaştırım ve motivasyonla 20 binin üstünde çocuğun katledildiği bir savaşın ortasında Hz. Aişe’nin evlilik yaşı tartışmasının göreceği tek işlev çocuk katliamına ortak olmaktır. Bu esnada illa teoloji veya din tartışılacaksa İslam’ın teolojisi değil, sözümona çağdaş dünyamızın Siyonist-emperyalist teolojisidir.

Sadece Gazze’yi değil, Türkiye’yi de bütün dünyayı da tehdit eden bu soykırımcı çocuk katiline karşı insanlığın tek kurtuluşu olan İslam’a karşı bu hamleleri de bir kenara kaydedelim.

Başa dön tuşu