Köşe YazılarıYazılar

Şehrin ve mekânın hafızasını ihyası yolunda, Samsun Üniversitesi

Yaz sıcaklığının yavaş yavaş bunaltıcı etkisini göstermeye yüz tutmaya başladığı Haziran’ın ilk günlerinden beri seyahatte bereket vardır, hayır vardır diyen bir dostumun teklifine icabetle yönümüzü Samsun’a çevirdik. Sadece bir ziyaret olsun, güzel insanları ziyaret, yaptıklarını dinlemek, çalışmalarına muttali olmak ve bir selam vermek için. Bir konferans veya başka bir etkinlik daveti veya organizasyonu olmadan.

Samsun benim için her zaman özellikle akademik hayata kattığı çok önemli değerleriyle, güzel isimleriyle çok özel bir yere sahip olmuştur. Yıllar önce orada çalıştığı günlerden itibaren tanıdığım, dinler tarihi alanında ülkemizin en yetkin isimlerinden Şinasi Gündüz, yine felsefi hermenötik alanında Türkiye’nin bence en yetkin ismi, aynı zamanda çok iyi bir sanatçı da olan Burhanettin Tatar demektir. Kemal Ataman, Yavuz Ünal, Mahmut Aydın gibi her biri alanlarında işlerini oldukça ciddi yapan, çok güzel eserler ortaya koyan, ama her biri de tevazusuyla, beyefendilikleriyle adeta bir ortak tarz yapmış isimler de bu havzadan.

Bu özellikleri ortaya koydukları eserlere de yansımış gibi. Bu Samsun’un suyundan mı, havasından mı, toprağından mı dedirten enteresan bir ortaklık. Gerçi 28 Şubat döneminde varsa bu hava, su ve toprakla hiç bağdaşmayan başka olumsuz isimleriyle de temayüz etmişti, ama geçelim onları.

Şimdilerde dikkat çekecek, Samsun Üniversitesi Sosyoloji bölümünde aynı evsafı hissettiren, aynı intibaı veren çok güzel bir kadro oluşmuş. Her biri çalışkanlığıyla, entelektüelliğiyle ve bilgelik aşkıyla temayüz eden isimler. Ne de olsa entelektüelliğin kitabını yazmış Prof. Kenan Çağan’ın öncülüğünde oluşmuş bölümde oturup sadece yaptıkları tezlerle ilgili saatlerce sohbet edebileceğiniz ufuk ve heyecanlara sahip genç akademisyenlerin oluşturduğu canlı bir akademik ortam.
Samsun Üniversitesi henüz 6 yıllık bir üniversite ama kurulduğu andan itibaren çok hızlı ve oldukça inovatif bir gelişim sergilemiş kısa süre içinde bütün akademik birimlerini oluşturmuş. Rektör Prof. Dr. Mahmut Aydın kurduğu ekiple üniversiteye epey yol aldırmış. Bir yıl kadar önceki son ziyaretimizde de sözünü ettiği mimarlık bölümü mesela eski tütün depolama hangarlarının üniversite binaları olarak yeniden tasarlanmasıyla oluşmuş ve ciddi bir masrafa girmeden kendine özgü mimarisiyle eğitim hayatına kazandırılmış.
Burada birkaç yıl içinde yapılan faaliyet sadece bir üniversitenin ihtiyaç duyduğu bina inşaatından ibaret değil tabi, bir mimari projenin üniversite bilgi üretim sistemi içinde çok başarılı bir uygulaması aynı zamanda. Daha önce Mardin Artuklu Üniversitesi’nde birlikte çalışmış ve orada da tarihi binaların restore edilmesi ve yeniden tasarlanmasıyla üniversite eğitim ve yönetim binalarına dönüştürülmesi uygulamasını yapmış olan Doç. Dr. Halil İbrahim Düzenli, Dr. Abdullah Asım Divleli ve Dr. Emin Selçuk Taşar’dan oluşan ekip, birlikte Samsun Üniversitesi’ne geçiş yaparak Mimarlık Fakültesini tesis etmiş ve burada da bu sefer yıllardır atıl harabeler olarak duran tütün depolama hangarlarından çok güzel, işlevsel yapılar üretmişler.
Yola çıkarken Özgün bir Mimarlık Fakültesi oluşturma amacını önlerine koyan ekip, mekânın kapalı bir alana değil, hangarların bulunduğu açık bir alana sahip olmasının daha uygun olacağına karar vermiş. Yatay mimariye vurgu yapan merhum Turgut Cansever’in mirasını sürdürmek üzere hangarların mimari özelliklerini koruyarak bir dönüşüm yapmış. Böylece endüstriyel bir miras, eski bir fabrika alanı bir üniversite kampüsüne dönüşmüş. Rektör Aydın, bunun üniversitesinin hikâyesinden önemli bir rolü olacağını düşünmüş. Yoksa yıkıp o alanda yerine yeni binalar yapmak da mümkün olabilirdi ama hem zaten bıkkınlık vermiş olan ve artık ciddi bir sorun da oluşturan dikey mimariye alternatif bir tez ortaya konulmamış olacak hem de tabi çok büyük maliyeti olabilirdi böyle bir adımın.
Bu üniversite binalarında eğitim gören insanlar bir yandan şehrin ve mekânın hafızasına sahip çıkmış oluyor bir yandan da bu hafızalı mekân içinde cari mimarlık paradigmalarına karşı alternatiflerin var olduğunu hatırlamış oluyorlar. Hangarlarda sınıflar arasında duvar olmadığı için 4 sınıf öğrenci birbirini görerek ve birbirini izleyerek birbirinden öğrenerek çok farklı bir sınıf deneyimi de yaşamış oluyor. Sınıf mekanının bu düzenlemesi ile Burhanettin Tatar’ın son zamanlarda tamamlayıp yayına verdiği, benim de bir makaleyle katkıda bulunduğum “Sınıf-derslik” çalışması için yeni ve enteresan bir deneyimin sunulmuş olacağını söyleyebilirim.
Samsun Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesinin bu özgün çalışması Necip Fazıl Ödülleri 2023 kapsamında Necip Fazıl Mimarlık Ödülü’ne layık görülmüş, düzenlenen törende ödüllerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden almışlar.

Doğrusu 60 depolama hangarında henüz sadece ikisinde çalışmalar tamamlanıp eğitime açılmış, geriye kalanların bir kısmında hummalı faaliyet sürüyor. Ama tamamı kazandırıldığında nasıl bir yerleşke ortaya çıkacağını heyecanla bekleyebiliriz.

 

İHSAN ŞENOCAK VE İLMİ VE FİKRİ ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Samsun’da üniversite hayatı bu kulvarda devam ediyor, ama burada İhsan Şenocak hocanın da kendi sivil kulvarında, yürüttüğü ilim ve eğitim faaliyetlerinin de Samsun’a ayrı ve çok güçlü bir renk kattığını da yerinde görme imkânı bulduk. Bir Samsunlu olan İhsan hocanın öncülüğünde kurulmuş olan İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezlerinin (İFAM) en büyüğü sanırım Samsun’da.
Oldukça zengin kütüphanesiyle, konferans salonuyla ve yüzlerce talebesiyle kendine özgü bir müfredatla hizmet veren merkezin kaydettiğim en önemli üç özelliğinden biri öğrencilerin sadece ilahiyatçılardan oluşmaması, mühendisliklerden sosyal bilimlerin bütün alanlarına kadar öğrenciler en üst düzeyde Arapça ve İslami ilimler de alarak eğitimde ve alimlikte tekdüzeliği aşan yeni bir kanalı açıp işletmiş oluyorlar. Böylece ortaya doktor, mühendis kökenli İslam alimleri çıkabiliyor. Bu alanda görülen, hepimizin gördüğü, hissettiği ve mustarip olduğu sorunlardan hareketle bir inisiyatif ortaya konulmuş.
İkincisi, öğrenciler bazı medreselerde görülenin aksine sadece klasik ve dondurulmuş bir müfredatın sınırlarında bırakılmıyor bilhassa Kur’an’ı anlamaya özel bir önem atfediliyor.
Üçüncüsü, son zamanlarda bazı tasavvufi çevrelerde gördüğümüz kendinden menkul bir ehl-i sünnetçilik adına girişilen dışlayıcı ve kırıcı;gücendirici söyleme karşılık yaklaşımlarında kendini hissettiren itidal ve güçlü ümmet şuuru ve sorumluluğu.
Ortada gerçekten saygı duyulacak, görmezden gelinmeyecek, başarısı için dua edilecek, gelişimi ve katkıları izlenecek bir emek ve birikim var.

İFAM’ın konferans salonunda bu emeğin bir semeresi olan öğrencilerle dostluk siyaseti üzerine ve tabii ki Gazze üzerine de hasbihal ettik.

Bu ziyaretlerin hayrına, bereketine inancımızı tazeleyerek her daim tekrarına niyet ettik.

Başa dön tuşu