Köşe Yazıları

Senin aklın ermez, bu başka hesap

Gazze’de Soykırımcı İsrail’in 166 gündür büyük bir hınçla, öfkeyle, kinle devam ettirdiği katliamlarda şu ana kadar hala enkaz altında bulunan veya kayıp olanlarla birlikte 50 bine yakın Filistinli hayatını kaybetmiş durumda. 80 bine yakın kişi de yaralanmış, evlerin yüzde 85’i tamamen yıkılmış veya oturulamayacak durumda.

Ramazan’ı ibadetleriyle, hikmetleriyle idrak etmeye çalıştığımız bu günlerde İsrail saldırganlığının bütün Müslümanlara yönelik bir saldırganlık olduğunda hiç kuşku yok. Bütün bu saldırganlığın karşısında kılını kıpırdatmadan rutin hayatına devam eden Müslüman ülkelerin liderlerinin bu halleriyle işgal ettikleri makamların neyin bedeli olduğunu da göstermiş oluyorlar. Bunu geçelim.

Bütün bunların karşısında daha önce de söylediğimiz bir şeyi şimdi de her zaman da sık sık tekrarlayalım biz. Bütün bu olup bitenleri, İsrail saldırılarını, emsalsiz katliamlarını Aksa Tufanı operasyonuna bağlayarak Hamas’ı basiretsizlikle suçlayanlar, yetmiyormuş gibi olup bitenlerin sorumluluğunu ona yükleyenlerin akıllarının ermediği bir hesap var.

Hamas’ın baktığı yerden, çıktığı yolda, çile de şehadet de ahiret de hesaba dahildir, hem de en esaslı bir faktör olarak. Hadi başkalarını bırakalım bazı muhafazakâr hatta İslami kesimlerin dahi bu hesabı bazen karıştırdıklarını görmek bu hesabın matematiğini tekrar tekrar hatırlatmayı gerektiriyor sanırım.
Sahi Müslümanlar nasıl bir dünya, nasıl bir gelecek tasavvur ediyorlar acaba? Bütün insanlara sürekli İslam’ın sözümona barışçıl, estetik, medeni tasavvurlarını göstererek İslam’ı sevdirmenin peşindeler gibi. Sorunsuz ve ilanihaye istikrarlı bir kalkınma süreci ile bütün dünyaya emsalsiz güzellikte bir Türkiye modeli sunma arzusu. Bu yolun hiçbir yerinde bir düşman olmayacak, Türkiye’yi veya İslam dünyasını bu yoldan saptırmaya çalışacak güçler olmayacak sanki. Türkiye doğu ve batı değerleri arasındaki köprü konumuyla, hele bir de maşallah en rasyonel, en medeni, en tarihi kökleri olan haliyle dünyaya İslam’ın çağdaşlığını, hatta laiklikle, demokrasiyle bağdaşan sürümünü ortaya koyacak ve medeni dünya da buna asırlardır bekliyormuş gibi kucak açmış olacak. Birçok Müslümanın gözünde “Türk-İslam modeli” denilince akıllarında böylesi bir güllük gülistanlık başarı rüyasının olduğundan eminim. Bu rüyada sanırım başkalarının da rüyalar gördüğü, hatta bırakınız rüyaları bizzat bazı planlamalarının olduğu ve bu uzun vadeli stratejik planlarının bizatihi Türkiye’nin gerçeğinin altını oymaya çalışıyor olduğuna dair bir öngörü bile yok.
İsrail ile 7 Ekim gününe kadar içine girmiş olduğumuz “normalleşme” sürecinde böyle bir öngörümüz olduğunu söyleyebilir miyiz mesela? Yoksa İsrail’in Akdeniz’deki gaz yataklarıyla ilgili kazanımlarına ortak olma arzusu mu baskındı? Veya İsrail ile ilişkilerin normalleş-mesi üzerinden ABD ve Avrupa ile ilişkilerde yolunda gitmeyen bazı ilişkileri düzeltme arayışı mı? Yoksa sadece basitçe ticaret hacminin artırılması mı? Peki biz bütün bu ilişkileri kendi tarafımızdan geliştirirken İsrail’in Türkiye’ye dönük fiilen işlemekte olan planlarına dair bir tedbir var mıydı güvenlik konseptimizde? İsrail açıkça Nil ve Fırat arasına dair genişleme planlarını telaffuz ediyor her yerde. PKK’nın ABD tarafından sınırsız ve ölçüsüzce desteklenmesinin dahi bizzat bu planın parçası olduğu görülmez mi acep?

Yani Türkiye gelecek planlarını hiçbir sorunun olmayacağı, her şeyin normal seyrinde gideceği bir otoyolda ilerlemek olarak varsayarken, birilerinin Türkiye’nin yoluna her türlü tuzağı döşemiş olduklarını hesaplamak zorunda.

Hamas açısındansa olay aslında sanılandan çok daha açık. Onu belki tarihinde ilk defa aldığı bu ölçekteki bir inisiyatif dolayısıyla suçlamak yerine kendisini zaten adım adım yok oluşa doğru sürükleyen işgal siyasetine karşı kim ona nasıl daha etkili ve daha güllük-gülistanlık bir yol önerebilirdi? Önerilecek hangi yol İsrail’i adım adım işgali tamamlama stratejisinden alıkoyabilecekti?
Hamas kendi yaşadığı gerçeklik açısından baktı. Tarihi siyasetsiz, salt bir dünyevileşme olarak okumakta olan İslam ülkelerinin baktığı yerden bakamazdı. Zaten oradan baktığında kendisine görünen tek şey soykırımcı İsrail ile kendi kaderine terkedilişten başka bir şey değildi. Biraz daha uzun sürecek bir yok oluş yerine bütün insanlığı kanıksanmış ve gaflet ve umarsızlık dolayısıyla cesaretlendirilmiş bir zulme karşı uyarmak ve uyandırmayı tercih etti.
Kendi gerçekliklerini okumak için ilham aldıkları Kur’an’dan çok net gördükleri şey: hayatın iman ve cihad olduğuydu. Hiçbir imtihanın olmadığı, düşmanla savaşın, direnişin, dolayısıyla şehadetin olmadığı cennetimsi bir dünya hayatı değil Kur’an’da vadedilen. Bilakis bu dünyada Allah’a layık kullar olmak için zulme karşı, kula kulluğa karşı, azgınlığa karşı ortaya koymak zorunda olduğumuz mücadele malla, canla olur. Allah ve Resulünün bizi ihya etmek üzere davet ettiği şeyin bedelidir bu. Tabi bambaşka bir hesap bu, sadece Müslümanca bakanların akıllarının erebileceği bir hesap.
Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu