Genel

Bu düşmanlık, bu nefret geleceğin şehirlerine ne vaat ediyor?

Şehri yönetecek olanları seçeceğimiz süreçte adayların her şeyden önce şehirle ilgili fikir ve vizyonlarını ortaya koymaları beklenir. Adı yerel yönetimler olsa da bu sürecin, günümüzde hiçbir şehir yerel sınırlarda kalamıyor. Dünyanın geri kalan kısmından etkilendiği gibi burada ortaya konulan beşerî pratiğin bütün dünyaya etkisi olmasının yolu ardına kadar açıktır. Dünyamız böyle bir dünya: bütünleşmiş, birbiriyle irtibatlanmış bir dünya. O yüzden günümüzde şehirleri yönetenlerin küresel ve evrensel bir vizyona sahip olması en önemli kalite kriterlerden biridir.

Özellikle Türkiye gibi önümüzdeki yüzyıla damga vurmaya talip, bu yüzyılı kendi yüzyılı kılma iddiasına sahip bir ülkede şehir yöneticilerinin de bu talep ve iddiadan nasiplenmiş olmaları, şehirleri yönetmeye dair liyakatlerinin en önemli ölçütü olsa gerek.

Şehirlerimiz dünyanın geri kalan kısmıyla nasıl bir iletişime sahip olacak? Dünyanın farklı kültürlerine, insanlarına, yatırımlarına ne kadar ve ne şekilde açılacak? Bu şehrin insanlarını dünyanın geri kalan kısmına sefer yapmaya, oralara kültürlerini, yatırımlarını, projelerini taşımaya ne kadar hazırlayacak?

Şehirlerin, bilhassa büyük şehirlerimizin kozmopolit niteliği, şehir yönetiminin de öncelikli olarak yönetimde ayak uydurmasını gerektiren önemli bir husus. Ayak uydurmanın ötesine geçip bu alanda daha da iddialı olmak da gerekiyor ama bazen şahit olduğumuz kalitesizlikler karşısında şimdilik o kadar da iyimser olmayı bir lüks olarak hissettiriyor.

CHP’nin Mamak Belediye Başkan Adayı Veli Gündüz Şahin’in, oy toplamak için çıktığı sokaklarda gezerken kendisine ilgiyle ve belki de çocuksu bir heyecanla yaklaşan bir grup çocuğu görünce sergilediği tepki ise şehri yönetmeye talip olanların bırakınız küresel vizyonunu, ufkunu bilmem neyini, her şeyden önce insan olması şartını nasıl atlamış olduğumuzu düşündürtüyor. Karşılarındaki 10 yaşlarındaki çocuklara karşı bir anda şahin bir kahraman kesilmiş Şahin ve haykırmış: “Bunlar Iraklı değil mi? Gönderirim ben bunları memleketine. Bu çocuklar büyüsünler yarın memleketimize büyük sorun olurlar.”
Neresinden bakıp nesini eleştireceksiniz bu paçozluğu? Karşısındakilerin çocuk olduğunu hiç dikkate almadan onlara kahramanlık satmasını mı? Gördüğü her yabancıyı kaçak göçmen sanıp, onları da ülkeye tehdit gören cahilliğini mi, yabancı da olsa insana karşı saygısızlığını, sevgisizliğini, merhametsizliğini ve nefretini mi?
Dünyanın önümüzdeki yüzyılının liderliğine talip olan Türkiye’nin başkenti Ankara’nın önemli ilçelerinden birinin belediye başkanlığına talip olan bu zihniyet hala ülkeyi geçtiğimiz yüzyılına çekmeye çalışıyor. Kendi içine kapalı, kendisi gibi olmayan herkesi kendine yabancı, hatta düşman olarak gören, farklı olana karşı nefret duygularını gizleyemeyen bir yabanilik. Tam da bu aslında. Bu haliyle aslında ideolojik olmaktan ziyade medeniyetten mahrum olma özelliğiyle göze çarpan, ırkçılığın bile lümpen hali. Haberde çocukların aslında Türkmen olduğu da kayıtlara geçmiş, bu kendisine de söylenmiş olduğu halde, Şahin, şahince söylenmeye devam etmiş.
Türkiye, bugün 260 milyar dolayı aşan ihracatıyla, dünyanın her yanında kabul gören sanayi ve kültürel ürünleriyle dünyayla geçtiğimiz yirmi yıl öncesine nazaran çok büyük bir aşama kaydetmiş bulunuyor. 260 milyar dolarlık ihracatın 500 milyar doları sonra 1 trilyon doları bulabilmesi ülkenin çok sayıda insanının dünyayla daha fazla alış-veriş içinde ve mobil olmasını gerektiriyor. Ama aynı ölçüde dünyanın her tarafından insanın Türkiye ile daha fazla ilişkili olması anlamına geliyor bu. Sadece turist sayısının artması ile değil, ülkede yaşayan yabancıların sayısının artışıyla da kendini gösteren bir ilişkiler ağı ve hareketliliktir bunun görünümü. Üniversitelerimiz dünya üniversiteleri arasına girecekse mevcut yabancı öğrenci ve öğretim elemanı sayısının da artması gerekiyor. Üniversitelerimizde okuyan yabancı öğrenci bir şehrin insanının gözüne batıyor da rahatsızlık veriyorsa bu ülkenin üniversitelerinden hiçbir olumlu atılım bekleyemezsiniz. Şehirlerin de bu üniversite vizyonuyla uyumlu olarak gelişmesi, ahalisinin de yabancı görmeye aşina ve dost olması gerekiyor. Hatta önce yabancıyı “yabancı” olarak görmekten vazgeçmesi gerekiyor. Türkiye üniversitelerinin beklenen büyük atılımı yapabilmesi, dünya üniversiteleri arasında iddialı bir yere gelmeleri her şeyden önce şehirlerin başka ülkelerden öğrenci ve öğretim elemanlarını görmeye aşina, onlara dost bir ortam oluşturması gerekiyor.
Aynı şekilde bugün dünyada fiziksel altyapısı itibariyle olabildiğince önemli bir aşama kaydetmiş olan sağlık sistemi dünyaya sağlık hizmeti ihraç etmeden belli bir çıtanın ötesine geçecek bir atılım yapamaz. Türk sağlık sistemi kendi vatandaşlarına dünyanın her tarafından daha ucuz ve daha kaliteli bir hizmeti sunuyor ama bunun nasıl bir maliyeti olduğu üzerinde hiç durulmuyor. Bu maliyeti hafifletecek ve kendi vatandaşına da daha iyi bir hizmet sunacak bir seviyeye ulaştırabilmek için ihracata yönelmesinden, yani sağlım turizmini kabul etmesinden başka çıkar yolu yok.
Ancak eğitim konusunda olduğu gibi bu konuda da maalesef yabancı düşmanlığını popülist çıkar konusu haline getiren siyasetçiler yüzünden çok ciddi sorunlar oluşuyor.
Yabancı düşmanlığı, iddialı bir Türkiye’nin iddialarını gerçekleştirmesine ket vuruyor. Bu kafa yabancıya değil, Türkiye’ye düşman bir kafadır ve her şeyden önce kendine yabancı bir kafadır. Kendi hayrına, kendi iyiliğine, kendi çıkarına hatta şehre yabancı ve düşman bir kafa. Şehre yabancı kafa şehrin yönetimine talip.
Peki CHP’li adayların popülizm adına bu yabancı düşmanlığını yapması Türkiye yüzyılının gerektirdiği ortamı bozuyor da yabancılarla ilgili bizzat hükümetin yönettiği mevcut durum, yüzyılı Türkiye’nin kılacak şartları sağlamaya ne kadar yakın?
Ne yazık ki, bu konuda da çok ciddi bir aymazlığın yürürlükte olduğunu söylemek zorundayız. Mevcut durumda Türkiye’nin ne yatırım ortamı ne sağlık hizmetleri ortamı ne de yüksek eğitim ortamı bu küresel vizyonu gözetmiyor.

Yabancı yatırımcı dostu, yabancı öğrenci dostu veya sağlık hizmeti almaya talip insanları cezbedecek bir ortamımız yok.

Bu konudaki ortamımız, koşullarımız, iddia ettiğimiz Türkiye yüzyılına taşıyabilmekten hala çok uzakta. Bunu yıllardır bütün bürokratik kurumlar nezdinde yabancı çalışanların, yatırımcıların, öğrencilerin yaşadığı zorlukları yakından izleyen biri olarak söylüyorum. Detayları ve çareleri üzerinde elbette yapıcı gözlem kayıtları üzerinden durabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu