GenelRöportajlar

Hüda-Par kime nasıl bir rahatsızlık veriyor?

Cumhur İttifakı’na katılımının konuşulmaya başlandığı andan itibaren Türk siyasetinde bir Hüda-Par gerçeğinin farkına varılıyor, keşfediliyor. Farkına varılıyor dediğim aslında hem onun hakkında hem de ittifaka dahil olması üzerine bir sürü yaygara koparıldıktan sonra oluyor.
Seçim sürecinde herhangi bir aktörün bir anda kahraman, ertesi gün rezil rüsva bir sonraki gün tekrar kurtarıcı kahraman haline gelmesi aslında artık şaşırtmıyor.
13 ay devam eden Masa ve Sofra siyasetinin en güçlü taraflarından biri olan Akşener, kendi tabanından da gelen rahatsızlığın ifadesi olarak, masadan kalkması üzerine hakkında başlatılan siyasi tribün tezahüratında 25 yılda yemediği küfürleri, hakaretleri üç günde yemek zorunda kaldı. Kendisiyle birlikte isnat edildiği bütün sağ siyasi gelenekle birlikte üstelik.
O üç gün boyunca neler neler yazıldı, ne analizler yapıldı, ne büyük laflar atıldı-yutuldu? O üç gün içinde söylenen sözlerin verdiği hava yeni bir hakikat keşfi gibiydi. Meğer yıllardır birlikte hareket ettiğimiz, umut bağladığımız Akşener ve İYİ parti ne mal şey imiş, şimdi anlamıştık.
O üç günlüğüne kalın kafalara giriveren hakikat Akşener’in masaya geri dönmesiyle birlikte girdiği gibi tekrar çıkıverdi. Şimdi başka bir hakikat algısı var artık. Hepi topu ağır bir kriz görünürde, geçici olarak askıya alınmıştı, ama algısı asrın zaferine eş kılındı. Bu kısa vadeli sulh durumuna atfedilen havaya bakıldığında sanırsınız ki 14 Mayıs seçim sonuçlar erkenden ilan edilmiş ve Kılıçdaroğlu ezici bir çoğunlukla Erdoğan’ı devirmiş, seçimleri almış gibi. 3 gün içinde bir siyasi aktör, parti veya ittifak için gidip gelen algılar, bir günden bir güne 180 derece değişen algılar yeni Türkiye’nin post-truth gerçekliği.
Bu post-truth gerçeklik karşısında Hüda-Par hakkında bir anda koparılan ve meşruiyetini sorun edinen yaygaraları elbette ciddiye almak gerekmiyor. Sadece bundan önce Hüda-Par yöneticilerinin CHP, İYİ Parti, Gelecek ve DEVA partileri dahil neredeyse bütün partilerle defalarca görüşmeler yapmış olduğunu hatırlamak yeter de artar bile.
Hüda-Par’ın geçmişinden bugününe bir bagaj getirme işgüzarlığı en çok CHP çevrelerinde göründü. Böylece kendilerinin HDP ile ilişkileri normalleşmiş olacak, “tencere dibin kara” edebiyatının limanına sığınılacak. Burada HDP ile Hüda-Par’ı denkleştirme telaşına düşen CHP’nin bu telaşla neyin peşinde olduğu gün gibi açık elbet, ama umduğu şeyi bulması çok zor, hatta imkânsız.
Bu denkleştirmeden veya karşılaştırmalardan Hüda-Par çevrelerinin rahatsız olmaları, hele bütün ışıkların yeni keşfedilmişler gibi üzerlerine tutulmasından rahatsızlık duymaları da çok doğal. Ancak bu karşılaştırmalar bu aşamada ister istemez yapılacaktır ve kanaatimce bu siyasi hayatımız için çok hayırlı olacaktır. Zira karşılaştırmalarda Hüda-Par’ı zor duruma düşürecek hiçbir şey yok, bilakis her aşamada kendini çok daha iyi ifade etme fırsatı bulacaktır, bulmaktadır.
Genel Başkan Zekeriya Yapıcıoğlu şimdiye kadar kamuoyunda yeterince fark edilmemiş siması, söylemsel tutarlığı, kendini ifade gücü ve hazırcevaplığıyla dikkat çekiyor. Ama daha önemlisi HDP ile karşılaştırıldığı yönlerde bile daha büyük avantajlarıyla, söylemsel ve meşruiyet üstünlüğüyle öne çıkıyor.
Aranızdaki benzerlikler” diye başlayan soruya büyük bir özgüvenle “siz o benzerlikleri söyleyin, biz onların aslında ne kadar fark oluşturduğunu söyleyelim” diye cevap veriyor.
HDP ile şiddet yönüyle karşılaştırılıyor ki, parti zaten 2012 yılında kurulmuş ve o vakitten bu yana hiçbir şiddet eylemine meyletmediği gibi programında her türlü şiddete başvurmayı lanetliyor.
Fiilen de kurulduğu zamandan beri ne kendi üyeleri ne de herhangi bir iltisaklı bireyi veya kuruluşu hiçbir şiddet eylemine girişmediği gibi bilakis en acımasız şiddet saldırılarına maruz kalmışlar. 16 yaşındaki bir üyeleri, Yasin Börü 7 Ekim 2014 Kobani olayları esnasında en vahşi, en canavarca şekilde katledilmişti. Buna rağmen kendilerini savunmak için bile şiddete başvurmamışlar.

Halihazırda terör eylemlerinden geri adım atmamış olan, şiddeti olağan bir siyaset tarzı olarak benimsemiş olan PKK ile iltisakını gizlemeye bile ihtiyaç duymayan HDP ile şiddetle arasına kurulduğu günden beri benimsediği mesafeyi hiç kapatmamış olan Hüda-Par nasıl bir tutulabilir?

HDP çevreleri Hizbullah’ın doksanlı yıllarda PKK ile çatışmalarında başvurduğu şiddeti bugünün Hüda-Par’ına fatura etmek istiyor. Aslında o tarihlerde bile çok farklı dinamikler vardı ve Hizbullah çevreleri o zamanın derin devlet, FETÖ ve bölgenin olağanüstü şartları altında insana her türlü hatayı yaptırabilen, tuzaklara çekebilen şartlardı. Hesabı görülmesi gerekiyordu, kısmen görüldü. Olayın içindeki derin devlet payı da FETÖ payı da tam görülmeden üzerinden uzun zaman geçti. FETÖ ve diğer karanlık unsurların yazdığı senaryolara veya hikayelere göre anlatıldı ve anlaşıldı birçok şey.
Bugün önemli olan Hüda-Par’ın bir daha kimsenin yaşanmasını isteyemeyeceği o tecrübeleri de geride bırakarak şiddetle arasına kesin bir mesafe koyarak girdiği siyasi kulvardır. Bu kulvarda yaptıkları veya yapmadıklarıdır esas olan.
Aslında bu haliyle HDP’ye de yapması gerekeni hatırlatmış oluyor Hüda-Par. HDP de çözüm sürecinden itibaren şiddetle arasına bir mesafe koymayı başarmış olsaydı bugün Hüda-Par ile karşılaştırılabilirdi. Verdiği rahatsızlığın büyük ölçüde bundan kaynaklandığına emin olabilirsiniz.
Tabii bir rahatsızlık da Hüda-Par’ın büyük ölçüde Kürt seçmenler arasında bir taban buluyor olması. Kürt meselesini kendine bir geçim kaynağı olarak benimsemiş olan HDP’nin, mücadelesini hiç ticarileştirmeden en organik şekliyle temsil eden bir aktörün varlığından mutlu olmasını kimse bekleyemez.
Hüda-Par HDP’nin veya PKK’nın Kürt siyaseti üzerinde kurmaya çalıştığı tekeli kırıyor. Üstelik kendini Kürt siyasetine hapsetmeden, İslam’a referans vererek yapıyor bunu. Bu haliyle Kürtlerin diline, kültürüne ve geleneklerine daha yakın durarak yapıyor bunu.
Başa dön tuşu