Araştırma - İncelemeDÜNYAGenelGÜNCEL

Umman ve Yemen’den Türkiye’ye bakış

Yemen’de bir Cumhurbaşkanı ve 7 yardımcısı işgal edilmiş, paylaşılmış, kantonlara ayrılmış kendi ülkelerindeki açlık, savunma, güvenlik, sağlık, ulaşım ve her türlü hizmet yokluğuyla ilgili sorunlardan uzakta sadece ülkenin paylaşımından paylarına düşenlere odaklanmış vaziyetteyken, halk kendi sorunlarını kendi çözmeye, yaralarını kendi sarmaya çalışıyor demiştik. Umman’da Yemenli işadamı ve kanaat önderi Hamud Mikhlafi tarafından kurulmuş olan merkezde üç yıl içinde savaşta ampüte olmuş bin kişiye protez kol ve bacakları takılmış, şimdi sırada yazılmış 2 binin üzerinde insan sırasını beklerken, henüz merkeze ulaşamamış 5-6 bin kişinin de yazılması ve sıraya girmesi bekleniyor.
Arap Protez Merkezi Ortadoğu’nun alanındaki en büyüğü ve en ileri teknolojileri kullanıyor. 35 günlük programla Yemen’deki evinden alınan hastaya sadece protez uygulaması yapılmıyor onunla yaşamanın ve hayata en aktif bir biçimde katılım sağlayabilmenin eğitimi de veriliyor. Uygulamanın sonunda hastalar futbol, basketbol, masa tenisi gibi oyunlar oynuyor, dağ gezileri yapabiliyor.
Mikhlafi işi biraz daha ilerletmiş, tedavilerini yapanlara münasip bir eş bulup evlendiriyor da. Büyük dramların mümkün olabilecek seviyede mutlu bir sonla bitmesi Merkezin bütün çalışanlarını da çok mutlu ediyor tabi.
Tedavisi yapılan bin kişinin her birinin ayrı hikayeleri var. Sadece bu hikayelerin kaydı tutulsa muhteşem bir insan külliyatı çıkar ortaya. Sevimliliğiyle kucaklamaya, sevmeye doyamadığımız bir bacağı kopuk 4 yaşındaki kız çocuğu Esrar mesela. Daha 9 aylıkken annesinin kucağındayken annesine isabet eden bir Husi keskin nişancının kanas mermisi onun da bacağını koparmış. Ancak iki yıldan sonra merkeze getirilmiş ve protez bacak uygulanmış. Ancak çocuk yaştakiler büyüdükleri için vücut ölçüleri de kısa zamanda değişiyor ve ortalama her yıl değişmesi gerekiyor.
Farah ismindeki hayat ve neşe dolu bir başka köylü kızı keçilerini otlatırken bastığı bir mayınla bacağından olmuş, hayatı kararmış tabi, ama yine birkaç sene sonra merkeze getirilmiş ve gereken tedaviler yapılmış, şimdi eskisi gibi koşa koşa, köyünde arkadaşlarına refakat ederek hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Tabii bütün bu işlerin yapılmasında Umman Sultanlığının katkılarını anmak lazım. Türkiye’nin savaş mağduru insanlara yaklaşımının aynısını Umman da sergiliyor. Bu merkezin kurulmasını teşvik etmiş ve gelen bütün hastaları hiçbir sorun çıkarmadan ülkeye kabul etmektedirler.
Şimdi Mikhlafi, yine savaş esnasında omurilik zedelenmesiyle felç olmuş binlerce hastanın tedavisi için tam teşekküllü bir hastane kurmaya çalışıyor ve Umman

bu projeyi de destekliyor.

Aslında toplantıdaki konuşmamda da söyledim, bu tür zaruretler bilimin de sağlık teknolojilerinin de gelişmesine vesile olabiliyor. İnşallah Yemen’deki savaş da biter ama bu merkez en gelişmiş haliyle bütün Ortadoğu’ya hatta İslam dünyasına hizmet veren bir merkez olmaya devam eder.
ARAP PROTEZ MERKEZİ TÜRKİYE’DEKİ DEPREMDE OLMUŞ YARALILARI DA KABUL ETMEYE HAZIRLANIYOR
Buradan açılmışken söz, Mikhlafi’nin Türkiye’ye olan şükran borcunu hemen hatırlatarak Kahramanmaraş depremleri dolayısıyla ampüte olmuş hastalara da hizmet etmeye hazırlandıklarını ifade etti. Türkiye’yi her zaman savaş mağduru Yemenlilerin yanında gördüklerini, bunun ödenmesi mümkün olmayan bir borç olduğunu söylerken “keşke böyle bir felaket yaşamamış olsaydı Türkiye, ama biz de Türkiye için bir şey yapabilirsek kendimizi çok mutlu hissederiz” dedi.
UMMAN’DA YILDIZLARIN ALTINDA SOHBET-MUHABBET
Umman Körfez ülkeleri içinde çok önemli, güzelliğiyle menşur bir ülke. Yönetim biçimi olarak da en köklüsü aslında. 400 yılı aşkın tarihiyle köklü devlet geleneği var ve bu onu cereyan eden bütün meselelerde veya çatışmalarda her zaman daha temkinli, daha sağduyulu daha tarafsız davranmaya sevk ediyor. Kimseyle arasını bozmuyor, onaylamadığı gelişmeler olsa da karışmıyor.
Bu itidalli yaklaşım din anlayışına da siyasetine de toplumsal ilişkilerine de sirayet etmiş durumda. Dünyanın en güvenli üçüncü ülkesi olarak sıralanıyor. Tertemiz sokakları, caddeleri ve olabildiğince düzenli, tabiata meydan okumayan şehirleşmesiyle geçmişten geleceğe bir kopuş yaşamadan seyrine devam eden bir toplum.
Gece vakti bir programdan otele yürüyerek dönerken yol kenarında genişçe bir kaldırımda 10-15 kişinin oturmuş sohbet ettiğini görüyoruz. Bu tür topluluklara aslında sıkça rastlanıyor Umman sokaklarında. İnsanları yalnızlaştıran iletişim teknolojileri yanlarına hiç uğramamış gibi, geceyi kadim zamanlardaki gibi aralarında sohbetle, muhabbetle ihya ediyor, dostlukları besliyorlar.
Selam veriyoruz, aldıkları selamla kalmayıp hemen bizi de kahvelerini içmeye sohbetlerine katılmaya davet ediyorlar. Kabul etmemizle birlikte, kendimizi iki saati bulan bir sohbet muhabbet ortamında bulmamız bir oluyor. Bu yetmez diyorlar ertesi gün bizi mutlaka aynı yerde yemeğe davet ediyorlar. Ona da katılıyoruz, zaten reddetmeniz mümkün olmuyor, o samimi ısrar karşısında. Körfez’in kebsesiyle kendine özgü tatlıları ve Umman helvasının ve ardından bolca kakuleli Arap kahvesinin ikram edildiği yemek bahane,
gönül sohbet istermiş.

Aslında herhangi bir misafir olmak bu güzel insanlardan bu sıcaklığı görmeye yeterdi sanırım, ama Türkiye’den olmamız çok daha büyük bir sıcaklıkla kucaklanmamızı sağlıyor. Aralarında mühendis olduğu halde tarihle çok ilgili biri var. Osmanlı’dan, Safevilerden, Mevlana’dan, Abdülhamit’ten ilginç ve heyecanlı analizler yapıyor. Diğerleri de yorumlarıyla katılıyor.

SANDIK ARAP DÜNYASINDA KURULSA ERDOĞAN’IN OYU EN AZ YÜZDE 80
İş bugünlere geliyor, depremi de Türkiye’deki seçimleri de çok yakından takip ediyorlar. Deprem dolayısıyla büyük üzüntülerini ve taziyelerini iletmemizi istiyorlar, seçimler içinse hepsi birer Erdoğancı olarak gelişmeleri yorumluyorlar.
Hani derler ya sandık Türkiye’de değil de Arap dünyasında veya bütün İslam dünyasında kurulsa Erdoğan kesinlikle en az yüzde 80 ile seçimleri alır. Türkiye’deki herkesten çok daha fazla sahipleniyorlar AK Parti’yi de Erdoğan’ı da. Erdoğan’ın sadece kendisini temsil etmediğini, bütün İslam dünyasının umudu, hayali ve arzularını temsil ediyor onlara göre.

Aralarında bütün Umman’ın bildiği tanıdığı bir şair de var, Davos çıkışı sonrası Erdoğan için yazmış olduğu bir şiiri okuyor. Basit bir güzellemeden ibaret değil, sanat inceliği de oldukça yüksek bir şiir.

Erdoğan yirmi beş yıldır yaptıklarıyla bütün ümmetin yüzünü ağarttı, ona sahip çıkın diye vasiyetlerini de unutmuyorlar ayrılırken.

Başa dön tuşu