DÜNYAGÜNCEL

PKK korumacılığından Kur’an düşmanlığına, İsveç’in derdi ne?

Önce şunu bir kenara kalın harflerle not edelim: Allah’ın bütün insanlara rahmet ve merhametinin bir eseri olarak, yollarını aydınlatmak üzere vahyedilmiş Kur’an’ı Kerim’i yakan birinin Kur’an’a verebileceği bir zarar yok. Belki bu hareketiyle Kur’an’a inanan insanlara kinini, nefretini, düşmanlığını kusmuş olur ama yaktığı kitap kendi kurtuluşunun da tek reçetesi.
O kitap sadece Müslümanlara değil, bütün insanlara hitap eden, bütün insanların yaratıcısının, Rasmus Paludan da dahil bütün insanlara son mesajı. Kendisine yaratıcısından gelmiş bir mesajı açıp okumak, o kitabın kendisine soracağı sorularla yüzleşmek, kendi varoluşuyla ilgili en temel gerçeklerle yüzyüze gelmek bir cesaret ister.
Belki o kitabın o kitap olduğuna inanmıyor olabilir. Ama okumadan bilemez. Okusa ve inanmasa onunla mücadele etmenin yolu onu yakmak olmadığını görür. Nice insan o kitaba veya o kitabı okuyanlara olan öfkesiyle kalkıp kalbi ve zihni bir anda aydınlanarak oturmuştur. Hz. Ömer’den bahsetmiyoruz sadece elbet. Bu olay tarih boyunca ve günümüzde de sürekli tekrarlanan en tipik olaylardan biri.
Kur’an mesajının insanı ihya eden etkisi her zaman kendini gösterir. İnsan hayatının, varoluşunun, kainatın mükemmel uyumuyla birebir eşleşen mükemmel hitabıyla Kur’an insanın bu dünyadaki serüveninde yolunu aydınlatan bir nur olarak, şifrelenmiş varlığın çözümü olarak kendini açar.
En son Amerikalı eski bir deniz piyadesi olan Richard McKinney’in hikayesini duymuşsunuzdur. O da Afganistan’da, Irak’ta Müslümanlara karşı dolduğu kin ve nefretini Indiana eyaletinde her gün karşısına çıkan Müslümanlara yöneltmek istedi. Canavar gibi gördüğü bu Müslümanları öldürmeye gitti, ama karşısına onu şok eden bir nezaketle, samimiyetle ve insanlıkla karşılayan insanları görünce o an ilk şokunu yaşadı. Sonrası, fazla uzun sürmeyen sorgulamaların neticesinde Kur’an’ın nuruyla aydınlanma ve hidayet. Şimdi McKinney bombalamaya ve en az 200 Müslümanı öldürmeye azmettiği merkezin başkanı olmuş.

Bu hikâye Avrupa’da da bol bol tekrarlıyor son zamanlarda. Nefretle başlayan ilgi ve ardından Kur’an’la tanışanın etkisinden kurtulamayıp hidayete ermesi.

Bugün Stockholm’de Türkiye Büyükelçiliğinin önünde Kur’an’ı yakma eylemine girişen politikacının akıbetini Allah bilir. Ama yaktığı kitabın kendi kitabı olduğu gerçeğiyle tanışma ihtimali var. Sadece onun için değil, bütün Avrupa için, bütün insanlık için. Kur’an sadece Müslümanlara gelmiş değil, bütün insanların yaratıcısı olan Allah’tan bütün insanlara gelmiş bir mesajdır.
Ama Paludan henüz bunu bilmiyor, umarız öğrendiğinde kendisi için geç olmuş olmaz. Ama onu bu eyleme sürükleyen şeyin Türkiye’ye bir mesaj vermek olduğu açık. Olayın tam da bu boyutu eylemi daha da önemli kılıyor. Bu olay üzerine katıldığım BBC’deki bir programın sunucusu “bu olaya neden bir tek Türkiye tepki veriyor, oysa Kur’an bütün Müslümanların kitabı değil mi?” diye bir soru sordu. Gerçi o saate kadar olay taze olduğu için İslam dünyasının pek çok yerinden tepkiler henüz gelmemişti. Sonradan bütün İslam ülkeleri gereken tepkileri şu veya bu şekilde verdi. Ancak BBC sunucusunun sorduğu soru basit bir ayrıntıyı atlamış oluyordu ve bu ayrıntı Kur’an’a saldırının ilk muhatabının neden Türkiye olduğunu da gösteriyordu. Eylem yeri olarak Türkiye Büyükelçiliğinin önünün seçilmiş olması, gerçi küçük bir ayrıntı sayılmazdı. Açıkçası Kur’an’ın dili Arapça olduğu halde, Kur’an’ın mesajının taşıyıcısı olarak bu Haçlılar Türkiye’yi görüyorlar.
Türkiye’de bazıları İslam’la aralarına ne kadar mesafe koymaya çalışırsa çalışsın, Türklük ile İslam’ı birbirinden ayırmaya ne kadar çalışırsa çalışsın bu özdeşleşmeyi Avrupalılar yapmaktan hiç geri kalmıyor ve her seferinde bazı Türklerin unutmaya çalıştıkları İslam’la olan bağlarını onlar hatırlatıyor, anlatıyor ve uyarıyor.
Türkler Müslümandır ve Haçlıların gözünde Müslüman Türk’le özdeştir. Bütün Müslümanların mukaddes kitabı olan Kur’an’ı yakarak İslam’a olan nefretini kusmak isteyen ırkçı-faşist, eylem yeri olarak Türkiye Büyükelçiliğini seçerek bu gerçeği de Türklere hatırlatmış oluyor.
Türkiye’nin bu olaya karşı birincil muhatap olarak en şiddetli ve anlamlı tepkileri göstermesi resmi düzeyde bu konumunun bilincinde olduğunu gösteriyor. Millet olarak da gereken ses verilerek millet ve devlet uyumuna dair demokrasi görmek isteyenlere demokrasi, yekpare millet görmek isteyenlere de millet duruşu gösterdi.
Tabi işin bu noktasında Kur’an’ı savunmaya yönelik gösterilen hassasiyetinin daha büyüğünün Kur’an’ı hakkıyla okumak ve anlamaktan ve yaşamaktan geçtiğini de bu vesileyle hatırlamakta fayda vardır.
Bu eylemi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiren İsveç veya Avrupa siyasetçilerine sadece bir hatırlatma yapalım: Yahudi karşıtı herhangi bir imayı bile içeren bir eyleme, ifade özgürlüğü denilerek izin verilir miydi? Tabii ki verilmezdi ve verilmemesi de gerekirdi. İslam karşıtı bir nefret eylemini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmeyi sağlayan şey nedir?
Haçlılık mı? Bu eylemin evvelinde İsveç ile Türkiye arasındaki bir ihtilaf konusu da PKK’ya verdiği destekten vazgeçmiyor olduğu için NATO üyeliğine Türkiye’nin vize vermemesi. Şunu çok önceleri söyledik, bugün bu fikir daha fazla güçleniyor: İsveç’in PKK aşkının da ne ifade özgürlüğüyle ne sığınmacı hukukuyla bağdaşan bir tarafı yok. Öyle görünüyor ki, İsveç PKK’yı bir haçlı birliği olarak görüyor, kullanıyor ve korumaya çalışıyor.
Başa dön tuşu