Üniversiteleşme ve mesleki eğitim dengesi

Home » Üniversiteleşme ve mesleki eğitim dengesi
Üniversiteleşme ve mesleki eğitim dengesi

Üniversiteleşme oranı konusunda son yirmi yıldır Türkiye’de gerçekleşmiş olan rakamlar kalkınma yolunda önemli bir mesafenin kat edilmiş olduğunun en önemli göstergelerinden. Dünyada tarım sektöründen sanayi sektörüne, sanayi sektöründen hizmet sektörüne doğru gerçekleşen geçişler yeni bir sosyolojik tablo ortaya çıkarmaktadır.

Hizmet sektörü sanayisi hiç gelişmemiş toplumlarda, sanayiden daha fazla geliştiğinde sağlıklı göstergeler ortaya çıkarmaz tabii. Bu durumlarda hizmet sektörü aslında işsizlerin bir mülteci gibi sığındığı düşük kalitede bir sektör olarak gelişir ve gelişmişliğin değil geri kalmışlığın göstergesi olarak kaydedilir. Oysa sanayinin belli bir aşamayı geçtiği durumda hizmet sektörü yüksek kaliteli, eğitimli nüfusun istihdamını gerektiren, sanayinin zorunlu kıldığı bir sektör olarak büyür ve sanayi sektörünü de geçer. Hatta hizmet sektörü sanayi sektörünü geçtiği oranda gelişmişlik göstergesi kaydedilir.

O yüzden çağdaş sosyologlar, mesela en bilinenleri Daniel Bell, yetmişli yıllardan itibaren bu tarzını ayırt ettikleri hizmet sektörünü gelişmişliğin bir göstergesi sayarlarken bu sektörün sosyolojik altyapısını da şöyle tasvir ederler:

Hizmet sektörü yaygın ve gelişmiş bir yüksek eğitim kurumsallaşması gerektirir. Çünkü sektörün bütün alanları yüksek eğitim gerektirir.

Bu açıdan bakıldığında sanayileşmesi belli bir seviyeye ulaşmış olan Türkiye’nin hizmet sektörünü de kalkınmanın bir sacayağı olarak güçlendirmesi çok önemli bir stratejik karar olmuştur. Bunun en önemli gerekliliği de eğitimi ve tabii ki yüksek eğitim oranını olabildiğince artırmaktır.

Son yirmi yılda üniversiteleşme oranının nüfusun neredeyse yüzde onuna ulaşmış olması, hiç kuşkusuz şu anda Türkiye’ye bütün dünyaya nazaran çok ciddi bir avantaj sağlama noktasına gelmiştir. Artık her hizmet alanına hitap eden yüksek eğitim birimlerimiz var.

Tam da bu yüzden şu anda en önemli hizmet alanlarından biri olan sağlık sistemimiz dünyanın sayılı sistemleri arasına girmiş bulunuyor. Sağlık sektörü, doktoru, hemşiresi, hastabakıcısı, laboratuvar, kimyevi, biyolojik, tıbbi malzeme üreticisi ve uygulayıcılarından otelcilik hizmetleri ve sağlık turizmine kadar bir sürü iş ve istihdam sektörünü birbirine bağlamaktadır. Bu alanların her birinde gerekli kalifiye elemanların yetişmesi için üniversiteler çok önemli bir rol oynamaktadır.

Aynı şekilde Türkiye’de üniversite eğitimi de önemli bir hizmet alanıdır ve giderek hem ülke vatandaşları için hem de yabancı öğrenci için yeniden yapılanarak hizmet sektörünün gelişimine katkıda bulunmaktadır. Tabii ulaşım, bilişim, tarımın yüksek kaliteye dönüşmesi zincirinde de önemli bir hizmet alanı oluşmaktadır.

Bu tablo karşısında Türkiye’de üniversiteleşme konusunda varılan karar ve siyasetin çok isabetli olduğunda hiç kuşku yok. Ancak geçtiğimiz günlerde bu siyasetin uygulamasında bazı sorunların da var olabildiğine dikkat çekmiştik. Örneğin üniversiteleşme istihdam ve emek ihtiyacını tam buluşturamıyor ve bu da işsizliğin yeterince düşmesini engelliyor. İstihdam her zaman üniversite eğitimi gerektirmeyebiliyor, ancak üniversite eğitiminin sağladığı düşünülen statü ile belli istihdam formatlarının denk görülmemesi ve neticesinde bir işsizliğin çıkması üniversiteleşmenin bir yerinde belli bir ayar yapılma gereğini gösteriyor.

Doğal olarak üniversite mezunu, bu statüye uygun istihdam beklentisine giriyor ve bu beklentisinin karşılanamaması toplumda ciddi bir huzursuzluk kaynağı olabiliyor dediğimiz içi bazı haber siteleri bütün analizimizi yok sayıp “üniversite mezunlarını suçladığımız” şeklinde bir çıkarım yapmışlar.

Az seviyede okur-yazarlığı olan kimsenin o çıkarımı yapması mümkün olmadığı için sadece kötü niyete yorduk bunu, geçtik. Zira kimseyi suçladığımız yoktu. Bilakis işaret ettiğimiz şey üniversiteleşme politikasının biraz daha titiz bir planlama ile yapılması gerekliliğiydi. Köylere taşımalı eğitimle insanları zorunlu lise eğitimine tabi tutup üniversite kapılarının önüne getirmenin bir anlamının olmadığını söylemeye çalıştık.

Elbette okumak isteyen ve okuyabilecek potansiyele sahip olan herkese bu fırsatın sağlanması gerekiyor, ancak önemli bir nüfusun tarım ve hayvancılık için de daha eğitimli, donanımlı hale getirilmesi mümkün. Bunun yolu da üniversite öncesi mesleki eğitimin güçlendirilmesinden geçiyor.

Nitekim geçtiğimiz gün sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Organize Sanayi Bölgeleri Mesleki Eğitim Merkezleri Açılış Programı’nda yaptığı konuşma bu konuda yeterli bir farkındalık oluştuğunu da gösteriyor.

Mesleki eğitim merkezlerinin güçlendirilmesi programı kapsamında bazı düzenlemelere işaret etti Erdoğan. Mesela çırak öğrencilere asgari ücretin yüzde 30’u kadar (bin 276 lira) ücret ödenmesi, aynı şekilde kalfalık yeterliliğini kazanan 12. sınıf öğrencilerine ise asgari ücretin yarısı kadar, yani 2 bin 126 lira ödeme yapılması düzenleniyor. İşletmelerce üstlenilecek bu ücretlerin tamamı devlet katkısı olarak karşılanacak. Ayrıca, öğrencilerin iş kazalarına ve meslek hastalıklarına karşı da sigortası yapılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomisi büyürken ve sanayide üretim çarkları aralıksız dönerken Türkiye’nin kalifiye eleman ihtiyacının da arttığına, bu talebin teknolojik ihtiyaçlara göre karşılanmasında mesleki ve teknik eğitimin büyük katkısının bulunduğuna işaret etti.

Genel olarak mesleki eğitimin güçlendirilmesi, insanların eğitim çarkından kopmadan doğrudan istihdama katılımını sağlarken, üniversiteleşmenin de daha sağlıklı gelişmesi karşısındaki yükleri de hafifletecektir.

Türkiye sanayi-sonrası topluma doğru hızla ilerlemekte olan dünyada ciddi bir ilerleme yolunda, ama bu yolu kendi insan kaynağıyla, beşerî sermayesiyle gerçekleştirecek. Bunun yolu da eğitimin bu yolculuğun gereklerine uygun bir şekilde geliştirilmesinden geçiyor.