Prof. Dr. Yasin AKTAY

Zorlu yol: Çözüm süreci

“Örgüt içerisinde mezhepçi ve çatışmacı yönleri ile tanınan şahin kanada İmralı eliyle operasyon yapıldı, ses içimizdeki Danimarkalılardan geldi. Şahin kanadın tasfiyesini tersten propaganda ile “Süreç tıkanıyor” şeklinde duyuran kalemler, kendilerini deşifre etti.”

Böyle başlıyor Milat Gazetesi”nden Aslan Değirmenci, son zamanlarda çözüm sürecinde yaşananlarla ilgili yazısına. İçimizdeki Danimarkalılar kim? Düz bir okumayla herhalde kimse pasaport kontrolü yapmayı aklından geçirmez. Ama kanaatimce usta araştırmacı Değirmenci”nin, yakınlarda çıkan “Zorlu Yol? İmralı Görüşmeleri” (Çıra Yayınları) isimli kitabında çok daha detaylı bir biçimde yaptığı gibi, dikkat çekmeye çalıştığı şey çözüm sürecinde atılan hangi adımların kimin nasırına bastığının hiç belli olmaması.

Yıllarca terörün bitmesi, kanın durması, siyasal alanın teröre fırsat vermeyecek şekilde bitirilmesinin taraftarı zannedilenlerin gerçek görüşlerinin başka türlü olduğunu ancak çözüm sürecine girildiğinde anlayabildik. Çözüm süreci siyasal alanda büyük bir sarsıntı meydana getirdi ve bu sarsıntı bir çok kişinin pozisyonunu da yerinden etti. Bir rol ve statü karmaşası yaşamaya başladı herkes.

PKK”nın silah bırakmasına PKK”nın içinden bazı grupların muhalefet etmesini bekleyebilirdik ve bu gayet anlaşılabilir bir şey olurdu. Lakin örgüt istekli veya isteksiz İmralı”nın önüne koyduğu yeni konsept ve yol haritasına uyacağını açıkladığında hiç beklenmeyen yerlerden #direnpkk telkinleri gelmeye başladı. Bu sayede “demokrasisiz barış olamayacağı” yönünde garip tezler işitmeye başladık. Hem de kimden? Bir barış sürecine girildiği takdirde bunun tahmin edilebilecek en muhtemel dostlarından.

Her hadise bir imtihan, her imtihan bir yol ayrımı ve her yol ayırımında insanlar başka yerlere savruluyor. Çözüm süreci de, Gezi süreci de Türkiye”nin siyasi yelpazesini hazır kalıplarla düşünmenin ne kadar yanıltıcı olabildiğini gösterdi. Oluşan yeni durumlarının işsiz çıkardığı birileri oluyor. Şimdiye kadar bu sorun bitsin çözülsün diye gayret gösterdiğini zannettiğimiz insanların bir kısmı için bu işsizliğin, sorunun kendisiyle uğraşmaktan daha kötü karşılandığı görülmüş oluyor. Çözüm süreçlerinin yönetimi, o yüzden, çok daha farklı analizleri de devreye sokmayı gerektiriyor.

Çözüm sürecinde bir şey elde etmeden silahları bırakmasını PKK”dan daha fazla sorun etmiş demokrasi şahinlerinin bugünlerde Güneydoğu”da PKK veya KCK adına yapılan tuhaf faaliyetlerin haberlerine bambaşka bir iştahla sarıldığını da görüyoruz. Bu seferki argüman biraz daha rahatlatıcı: “Bir şey elde etmeden silahları bırakmamayı” telkin etmek yerine şimdi “zaten söylemiştik, PKK huyundan vazgeçmez, silahları da bırakmaz” demek daha kolay geliyor.

PKK adına yapılan şehitlikler, bugünlerde dağa daha fazla elemanın çıkarılmaya çalışılması ile ilgili haberler doğrusu PKK”nın açıklamasını yapması gereken, sürecin ruhuyla hiç bağdaşmayan hareketler. Öcalan”ın bile dönüp Kandil”e “neler oluyor?” diye sormasını gerektiren tuhaflıklar.

Bu hareketler hükümetin hala bazı yasal adımlar atılmamış olmasına karşılık yapılıyorsa, ki, hem BDP çevreleri hem de PKK”nın sözümona demokrat yorumcuları böyle ifade ediyorlar, Öcalan”ın Nevruz”daki mesajının bu yorumlarla çarpıtılıyor olduğunu söylemek gerekiyor. Öcalan, silahları bırakmak için yasal düzenlemeleri veya hükümetin yeni adımlar atmasını şart koşmuyor. Açıkçası, gelinen durumda Kürt hareketi için silahın artık bir yol olmadığını ve bu yolun behemehal terkedilmesini istiyor.

Daha açıkçası, bu saatten sonra Kürt hareketine düşen şey sadece siyasettir. Silahların gölgesinde veya teminatında bir siyaset değil. Silahların temin edebileceği bir siyaset veya siyasal kazanım yoktur. Aksine silah gölgesi her türlü siyasal kazanımı ya öldürür veya en iyi ihtimalle yavaşlatır.

BDP veya Kürt siyasi hareketinin muhatabı sadece AK Parti değil, Kürtleri de dahil olmak üzere bütün bir Türkiye halkıdır. O yüzden sadece Ak Parti”yi ikna etmeye odaklanmış bir yol izleyerek, hele bunu da aba altından silah göstererek yapmaya kalkıştığında hiç bir kazanım elde edemeyeceğini bilmesi gerekiyor.

Bugünün siyasal düzeninde Kürtler her türlü siyasi taleplerini özgürce ve hiç bir takibata maruz kalmadan dile getirmenin, bunun siyasi mücadelesini yapmanın zeminine sahiptirler ve bu zemin AK Parti”nin 11 yıllık reformları ve icraatları ile mümkün olabilmiştir. Yani, aslında Öcalan”ın ne karşılığında PKK”yı silahlandırmayı kabul ettiği sorusunun cevabı da baştan beri buydu. Demokratikleşme yolunda alınan mesafe bugün silahlı mücadeleyi de Kürtler lehine hiç bir iyi sonucu olmayan anakronik bir konuma itmiştir. Bunu fiilen dağlarda savaşan militanların yeterince görmüyor olması da gayet olağan. İmralı koşullarındaki Öcalan”ınsa bunu görmesi yine fiziksel koşulları dolayısıyla çok daha fazla mümkün.

Bu saatten sonra Kürtler adına veya Kürtler için bir şey elde edip edememenin tek sorumlusu Kürt siyasetçisi olacaktır. Ancak bunun için başta kendi konumlarını restore edebilmek için PKK”yı aşina konumuna, yani terör alanına itmeye çalışan Kürt olmayan (sol veya sağ) çevrelerin dolduruşuna gelmemeleri gerekiyor. Ayrıca içine girilen süreçte sergilenen sorumsuzca davranışların, çözüme büyük bir heyecanla ve umutla sarılmış olan Kürt halkı nezdinde hiç bir mazereti olmayacaktır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: