Prof. Dr. Yasin AKTAY

Zor olanı yapan muhalefet

Çözüm sürecinde yol alındıkça sürece dair kamuoyu desteğinde hissedilir derecede bir artış gözlemleniyor. Bu gözlemler kamuoyu yoklamalarında istatistiklere de yansıyor. Son yapılan anketler çözüme olan halk desteğinin yüzde yetmişleri bulmuş olduğunu gösteriyor. Genar”ın son anketinde bu oran yüzde yetmişleri aşıyor görünüyor.

Aslında böyle bir sürece halk desteğinin bu ölçüde güçlü olmasını yadırgamamak gerekiyor. Zamanın ruhu genellikle kitlelerin ortak yönelimlerinde kendini ifade ediyor. Sonuçta akan kanın durması davasının, buna karşı-kampanyanın bazı arkaik intikam duygularından ve kan davalarından ibaret olduğu bir ortamda bu ölçüde bir destek bulması hiç bir şekilde tuhaf değildir. Aksine giderek geri dönülmez bir biçimde teşekkül etmekte olan bir ortak aklın gerisinde kalmak çok zor oluyor.

CHP ve MHP üst yönetimi bu zor olanı yapıyorlar. Ortak aklın, sağduyunun, vicdanın toplandığı yerde yok yazılıyorlar. Zamanın ruhunun sökün ettiği yerin bir hayli uzağına düşmeyi başarabiliyorlar. Akan kanın durması çağrısına karşılık verdikleri “vatan bölünüyor” tepkisi yaşamakta oldukları toplumun ne olduğuna, nasıl bir arada durabildiği veya durabileceğine ve bu ülkenin yaşadığımız dünyada nereye doğru yol alıyor olduğuna ne kadar yabancılaşmış olduklarını gösteriyor sadece.

Sorun da gerçekten bu. MHP, milliyetçiliğini yaptığı bu topluma çok yabancı. Topluma yabancılaştıkça bu topluma istinaden oturtmaya çalıştığı millet tanımı da hiç bir gerçekliğe karşılık gelmiyor. Daha açıkçası, MHP”nin tasavvur ettiği millet, içinde yaşadığımız toplumdan çıkmıyor, o yüzden MHP milliyetçiliği tam bir boşluğa düşüyor.

Gerçi bu sorun MHP için müzmin bir sorun, bugün ortaya çıkmış bir sorun değil. Sorun olan şey, bugüne kadar yaşanmış olan apaçık gerçeklerin bu milliyetçiliğe kendini geliştirebilmek, toplumu daha iyi tanıyan ve bu toplumun ruhuna uygun bir milliyetçi söylem ve siyaset geliştirebilmek için inanılmaz esinleyici ve öğretici fırsatlar ortaya çıkarmış olduğu halde MHP”nin bu fırsatları heba etmesidir. Mümtazer Türköne”nin çok yerinde ifadesi gibi muhtemelen MHP”de bu aklı üretip yürütebilecek durumda olan hiç kimsenin MHP kapısından içeriye giremeyecek durumda olmasının rolü çoktur.

Esasen milliyetçi politikalar veya performans açısından MHP”nin bugün AK Parti”ye yöneltebileceği hiç bir eleştirinin karşılığı olmadığı gibi, AK Parti güncellenmiş daha milliyetçi hassasiyetleri gözeten bütün politikaları da üstlenmiş durumdadır. Çözüm süreci ülkeyi birbirine daha kenetlenmiş bir millet haline getirmenin, hatta daha da ötede dünyada sözü daha fazla geçen güçlü bir ülke haline getirmenin bir formülüdür. Örneğin son on yılda Türkiye”nin bütün dünyada kazandığı değer ve statü, normalde MHP”nin tasasına düşmesi gereken, üstelik edebiyatı yapılan değil, bizzat AK Parti tarafından gerçekleştirilmiş hedeflerdir.

Türkiye gerçeğinin uzağına böyle bir ortamda bu kadar uzak düşmeyi başarabilen diğer parti de CHP. Kendi tabanında bile çözüm sürecine olan desteğin bir hayli yüksek olduğu düşüncesinden hareket eden Genel Başkan yardımcısı Gülseren Onanç bu tespiti ve partisini aslında kurtarma çalışmaları dolayısıyla istifa etmek zorunda bırakıldı. Gülseren Onanç, girişimci ve iş dünyası tecrübesine sahip biri. Çevresinde olan biteni görme noktasında kendisini bir hayli avantajlı kılan bir özellik bu. Siyaseti fildişi kuleden izleyip yapmıyor ve CHP tabanında bile çözüm sürecine güçlü bir desteğin mevcudiyetini, buna karşı direnmenin partisine nelere mal olabileceğini çok iyi görüyor. Aslında onun yaklaşımının partisinde etkili olması CHP”yi yakalandığı anakronizm ve ideolojizmden kurtarıp, gerçek anlamda siyasi bir parti haline getirebilir. Ama buraya kadarmış.

AK Parti, çözüm inisiyatifini devreye sokarak siyasetin tabiatına en çok yakışan şık hareketlerle kendi seçmen kitlesinin çok ötesinde bir ittifak oluşturmayı başarıyor. En etkili şekliyle ilk kez referandumda denediği bu siyaset tarzı sayesinde olumlu inisiyatiflerine kendi seçmen kitlesinden çok daha fazla kesimi toplamakla siyasetin takım taraftarlığı boyutunu aşamayan kısır döngüsünü kırmış oldu. Böyle yapmakla sadece içinde yıllardır debelenmekte olduğumuz bu büyük sorunu çözmekle kalmıyor, aynı zamanda siyasi kampların katı ve yüksek duvarlarını da yumuşatıp indirmiş oluyor. Bunun Türkiye siyasetinde kalıcı, yeni, ama mutlaka olumlu bir tarzı oturtacağını bugünden söyleyebiliriz.

Esasen daha önce de söylediğimiz gibi, içinden geçmekte olduğumuzu süreç bütün partiler için yeni dönemde var olup olmayacaklarına karar vermeye zorlayan bir süreç. Gelecekte hiç bir parti bugünkü haliyle, tarz-ı siyasetiyle bekâsını sürdüremeyecektir ve hırçınlığın önemli bir kısmı galiba bununla ilgili.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: