Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yüzyılın “En Uzun Tiyatrosu”: Suriye

Suriye’de Mart 2011’de rejimin demokratikleşmesi / ıslahı talebiyle başlayan sivil gösterilere rejimin acımasız bir şiddetle karşılık vermesi üzerine yoğunlaşmaya başlayan iç savaşın 5. yılı tamamlandı.

Bu süre zarfında gerek uluslararası toplumun gerekse ABD öncülüğünde aslında Suriye’deki durumu derin bir krize dönüştürme konusunda ciddi payı olan ABD’nin soruna müdahaleleri, bu esnada Suriye’de zuhur eden aktörlerin ortaya koydukları performans Suriye için durumu bir büyük tiyatro olarak adlandırmayı galiba fazlasıyla hak ediyor. Suriye’de hangi aktörün rolü ne ve bir sonraki sahnede nasıl bir rol oynayacak? Bunu kestirmek gerçekten çok zor.

Gösteri kime karşı yapılıyor ve kimi ikna etmeye çalışıyor? Onu tam olarak çözmeden hangi aktörün hangi kodlarla oynadığını anlamak tabii ki mümkün değil. Esad’ın gitmesi gerektiğini baştan itibaren ısrarla bütün taraflara adeta dikte eden ABD idi mesela. Bütün müttefikleriyle birlikte üzerinde uzlaştıkları ve öncelikli konu olarak sundukları konu buydu. Oysa oyunun bir aşamasından DAEŞ diye bir örgüt çıktı ve bu örgütün tiyatro şovlarıyla yaptıkları, aslında Suriye ve Irak’ta savaşan diğer grupların yaptıkları türden katliamlar dolayısıyla birden bire Amerika öncülüğündeki koalisyonun birincil hedefi olmayı başardı. O saatten sonra Amerika Esad’ı bırakıp DAEŞ’le mücadele etmeye başladı. Yetmiyor Esad’ın kurup desteklediği PYD’yi de “DAEŞ’le iyi mücadele ediyor” diye desteklemeye başladı.

Bu desteğin bir anda Esad’ı devrilmenin eşiğinden kurtarmış olduğunu bizzat Obama da söyledi. Bu durum DEŞ denen örgütün Esad’ın çok işine yaradığı, tam da bundan dolayı bütün bir uluslararası toplumun DAEŞ oltasını sallayan Esad’ın hizmetçisi haline gelmiş olduğunu gösteriyor ki, bu açıkça CIA’nin aklına, maharetine ve istihbarat kabiliyetine hakaret olur. ABD, PYD’ye yaptığı yardımın veya DAEŞ’e karşı mücadelenin Esad’a bir acil yardım anlamına gelmediğini bilmeyecek kadar sahaya gafil olamaz herhalde.

Ortada bir oyun var. Şovuyla belli bir seyircinin izlenimlerini yönetmeye çalışan tiyatral bir oyun. Cenevre’de görüşmelerin yeni bir aşamasında bulunduğumuz bu günlerde bu oyunun kodlarını anlamaya çalışmak zorundayız.

Suriye’deki bu tiyatroyu adlı adınca koyarak uzun analizler ve belgesel bir performansla ortaya koymaya çalışmış olan araştırmacı akademisyen Abdülkadir Şen‘in yeni yayımlanmış olan kitabını görünce doğrusu bu sürece dair derli toplu bir çalışmaya ne kadar da ihtiyacın olduğunu hissettim. Suriye’de olup bitenleri bu çapta bir belgesellikte ortaya koyan bir çalışma ne yazık ki yok. Var olan bir iki metin Esad rejiminin Türkiye’deki bir istihbarat faaliyeti niteliğinde ve tiyatronun tiyatro niteliğini gizlemeye çalışan çalışmalar. Daha objektif görünenleri de “çaktırmadan Esadçılık” akımının mükemmel bir örneğini oluşturuyor.

Bu açıdan Şen tarafından hazırlanan Tüm Yönleriyle Suriye Devrimi başlıklı kitabı bu alanda bir eksiği kapatacak önemli bir çalışma niteliğinde. “Yüzyılın En Uzun Tiyatrosu” başlığı da Şen’in çalışmasının üst başlığı, Suriye iç savaşında ortaya konulan rollerin, senaryolarının bütün tiyatral boyutunu çok iyi veriyor.

800 sayfadan oluşan ve 2000’e yakın dipnotun yer aldığı çalışma için çok sayıda düşünce kuruluşu, araştırma merkezi vb. kurum veya kuruluşlarca yayınlanmış 200’den fazla Suriye Raporu, Suriye Analizi incelenmiş. Sahadaki aktörlere ilişkin oldukça detaylı bilgiler bulunuyor. Kitabın sonuna eklenmiş olan yetmiş sayfayı aşkın bir zaman cetveli bulunuyor. Bu zaman cetvelinden gün gün Suriye’deki iç savaşı takip edebilmeniz mümkün.

Bu zaman çizelgesi net bir biçimde olayların bu noktaya gelmesinde eli kanlı Esad rejiminin ve onun destekçilerinin sorumluluğunu hatırlatıyor. 6 Mart tarihinde duvarlara rejim karşıtı sloganlar yazdığı için tutuklanan gençlerin gözaltına alınmalarını protesto eden siviller üzerine 18-19 Mart 2011 tarihlerinde rejim güçleri tarafından ateş açıldığı görülüyor. Zaman çizelgesinin dikkatle incelenmesi Suriye Krizine dair kanaatlerimizi gözden geçirmemizi de sağlayabilir çünkü olayların ilk defa bu kadar ayrıntılı ve bütünlüklü biçimde aktarıldığı söylenebilir.

Kitabın en sonuna eklenen bir görsel Suriye’de sahada bulunan silahlı grupların pozisyonlarının anlaşılması bakımından oldukça işlevsel. Suriye’de hangi bölgelerin hangi gruplar tarafından kontrol edildiğini de görebildiğimiz grafikte silahlı grupların insan lojistikleri de ifadelendiriliyor.

Burada yer alan bilgilere göre Özgür Suriye Ordusu ve Ilımlı İslâmî gruplara bağlı milislerin 90-120 bin kişi arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu grupların karşısında konumlanan DAEŞ Terör Örgütü’nün 25-35 bin kişilik bir güce, YPG Terör Örgütünün 20-30 bin kişilik bir güce, Esad Rejiminin ise 90 bin civarında bir askeri güce sahip olduğu tahmin ediliyor.

Esad rejimini destekleyen İran’ın bölgedeki askeri varlığının 15 bin kişi civarında olduğu, Lübnan Hizbullah’ının askeri gücünün 5 bin kişi civarında olduğu, 40-50 bin civarında Iraklı Şii milisin ve 20 bin civarında Afganistan’dan gelen Hazara gücünün rejim yanında savaştığı anlaşılıyor.

Çalışma, Esad rejimini destekleyen bir diğer güç olan Rusya’nın da Suriye’deki askeri varlığının boyutlarını ortaya koyuyor. Uzun ve dikkatli bir araştırmanın sonucunda şekillendiği anlaşılan bu bilgileri Türkçe’de ya da İngilizce’de derli toplu biçimde başka hiçbir kaynakta bulabileceğimizi zannetmiyorum. Suriye hakkında bilen bilmeyen herkes konuşuyor, ama bu kadar bilinmeyen boyutu olan mevzuyu Şen’in kitabı çok iyi çerçeveliyor.

Baksanıza kitap hakkında konuşurken, kitaba daha giremedik. Çarşamba günkü yazımda, kitabın içine de girelim.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: