Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yüksek Yargı Partisi

HSYK”nın devam etmekte olan bir davanın başsavcısını ve diğer üç savcıyı birden, davanın seyrini beğenmediği için (böyle bir yetkisi olmadığı halde) yetkilerinden el çektirmesi neresinden bakarsanız Türkiye”de yargı erkinin felç olduğunu gösteriyor.

HSYK”nın yetkisi olmadığı halde yangından mal kaçırır gibi ve her ayrıntısı tam bir hukuk skandalı olan bu tasarrufuna Yargıtay ve Danıştay üyelerinin açıkça destek vermeleri de bulundukları konumun gerektirdiği her türlü vakar unsurunun tamamın dağılmış olduğunu gösteriyor. Bu tasarruf etrafında oluşan yüksek yargı mutabakatı yüksek yargının bir siyasi parti gibi davranmaktan artık hiç çekinmediği bir manzara ortaya koyuyor.

Türkiye”nin yarım yüzyıldan fazla bir zamanına yayılmış karanlık cinayet ve eylemlerin soruşturulmasını içeren Ergenekon davasının bir ucunun yargıya dayanmış olması bir tesadüf değildir. Türkiye”de üç buçuk tam teşekküllü darbe ve sayısız askeri vesayet teşebbüsü yapılmışken, bunların her biri esnasında milyonlarca hukuk ihlali yapılarak bütün bu ihlaller üzerinden bir normal düzen algısı ancak hukukun onayı veya ikrarı alınarak yapılabilirdi. Bütün bunların bir yargı kaydına veya kontrolüne uğramamış olması yargının bu süreç içindeki konumunu yeterince ele veren bir durumdur.

Bugün yargının baskı altına alınmasından şikayet edenler şimdiye kadar baskı altında olmayan hukukun ne yapmış olduğunu açıklayabilirler mi? Bunca darbe, baskı altında olmayan, kendi işini rahatça yapmakta olan hukuk zamanlarında mı yapıldı? Hukuk rahat bırakıldı da darbeler mi önlendi şimdiye kadar? Hukuk rahat bırakıldı da 17 bin faili meçhul cinayetin üzerine mi gidildi?

Sahi Türkiye”de yargı erki ne işe yarıyor? Adaleti temin etmedikten sonra, canilerin cinayetlerini yanlarına kâr bıraktıktan sonra… Bizim yüksek yargı, cinayetin peşine düşen yargıçları görevden alıyorsa, aslında şimdiye kadar faili meçhul kalmış bütün suçların sorumluluğunu da üstlenmiş olduğunun farkında mıdır acaba?

İşin aslı, hukukun gerçekten bir baskı altında olması gerekiyor. Milletin baskısı altında olması gerekiyor. Kendi işini gereği gibi yapması hususunda ciddi bir baskıyı hissetmesi gerekiyor. Kendi işini doğru dürüst yapmayan, katilleri yakalayıp yargılayamayan, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Hrant Dink cinayetlerinin Taksim, Kahramanmaraş ve Sivas Katliamlarının arkasındaki güçleri bulup yargılayamayan bir hukuk sisteminin üstüne üstlük üzerinde hiçbir baskı hissetmiyor olması çıldırtıcı bir sorundur. Daha ne kadar bağımsızlık daha ne kadar serbestlik lazım adaleti temin etmesi için, hukukun?

“Türk milleti adına” kolay kolay kararlar verebilen hukuk sisteminin, öncelikle bu milletin her vesileyle zedelenen adalet duygusunu onarmak gibi bir ağır borcu vardır. Bu borcun ağırlığını ve baskısını hissetmek anormal değil alabildiğine normal bir durumdur.

Oysa öyle görünüyor ki kendini herkesten ve her şeyden bağımsız saymaya çok hevesli yüksek yargıçlar milletten emaneten devraldığı bu erki kendisine mülk olarak görüyor, bu mülk üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunabileceğini sanıyor. Bu, yargı sisteminin açıkça iflasıdır. HSYK, Yargıtay ve Danıştay”ın elbirliğiyle devam etmekte olan bir davanın savcısını bu kadar aleni bir biçimde değiştirmeye kalkışmaları zaten kendilerine mülk gördükleri mahkeme düzenindeki zevahiri bile artık umursamaz hale gelmiş olduklarını gösteriyor.

Bu bir telaş halidir ve bu telaş acilen bir hukuk reformunun ne kadar gerekli olduğunu bütün açıklığıyla göstermiştir. Bu saatten sonra Türkiye”de ciddi bir yargı boşluğu vardır. Kararlar alabilen ama kararları adalet duygusuna zarardan başka bir şey vermeyen bir yargı gerçeğini Türkiye daha fazla götüremez.

Bu arada iflas eden bir yüksek yargı sistemine karşılık Türkiye”de umut veren bir yargı kesiminin varlığını da unutmamak gerekiyor. Yüksek yargı ile fiilen mahkemelerde çalışan yargı arasındaki bu makas Türkiye”nin değişim sürecinin bir başka aynasıdır. Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya”nın başına gelenlerin kendi başına da gelebileceğine aldırmadan kendi vicdanına dayanarak sağlam muhakemeler yapabilen yargıçların varlığını unutmamak gerekiyor. İflas eden yargıya karşılık çok güzlü bir hukuk adamı potansiyelimizin varlığı da toplumsal adalet duygusu açısından gerçek bir teselli kaynağıdır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: