Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yol menzilin kendisidir

Amaca giden yolda her şey caiz midir? Ünlü siyaset felsefecisi Makyavel”e atfedilen bu basit soru belli ideolojik hedefleri olan herkesin kafasını uzun süre meşgul eden çetin bir sorudur.

Marksistler tarihsel zorunlulukların istesek de istemesek de devrime götüreceğine inanmışlarsa da, siyasi pratikleri sürekli olarak o devrim için tarihin akışına bir el atmaktan, tabiri caizse “tarihi devrime zorlamaktan” ibaret olmuştur.

Bu zorlamanın kendisi, aslında tarihsel determinizme yeterince güvenmediklerinin veya o determinizmin önümüze aslında iyi bir şey çıkaracağına inanmadıklarının iyi bir göstergesiydi. Tarihe atfedilen o büyük güzergahı beklemeye kimsenin mecali yoktu. Nihayetinde ulaşılacak yere bir an önce ulaşabilmek için “pek proleter sayılamayacak devrimci güçler” hızlandırmak için devreye girer.

Bu devreye giriş bir anda her hedefin ahlakıyla hiç de bağdaşmayacak taktikler içerebilir. Bu taktiklerin her biri nasılsa geçicidir ve devrimin ulvi amaçları için ancak geçici olarak tolere edilebilir. Mevcut sistem genel olarak ahlaksızlık üzerine kurulduğu için bu sistem içinde ahlaklı olmak hem gerekmiyordur hem de zaten bu mümkün de değildir.

Böylece yüce bir değer olarak Devrim uğruna geçici olarak uygulanan taktikler kısa sürede alışkanlık haline gelmeye başlayabiliyor. Sonuç, Marksistlerin ütopyaları ile siyasi pratikleri ve günlük hayatları arasında her zaman bir uçurum olmuştur.

Seksenli yıllarda sosyalist devrim konseptini benimsemiş İslamcılar arasında amaç, araç ve yöntem kavramları etrafında çok benzer tartışmalar yaşandı. İslami olmayan bir sistem içinde siyasetin tamamen İslami bir etiğe veya düstura tabi olunarak yapılıp yapılamayacağı tartışıldı. Bu tartışma ulaşılacak olan menzil ile mevcut hal arasında bir mesafe oluşturmayı meşrulaştırma tehlikesini içeriyordu.

O gün bu tartışmaya İslamcı sağduyunun yükselttiği en anlamlı tavır menzil kavramının veya idealinin halden ayrı düşünülemeyeceğini anlatıyordu. Menzil düşüncesinin kendisi, ona bulaşan taktik, yöntem, strateji gibi kavramlarla birlikte haddinden fazla dünyevidir. Menzili ideal İslam”ın veya ahlakın uygulanacağı bir ütopya olarak tasarladığınızda oraya ulaşan yolu da sürekli olarak değişen, geçici hal olarak tasavvur etmiş olursunuz. Geçici hal, yani etik kuralları, İslam”ın temel ahlakını askıya almayı mümkün kılan hal. Var mıdır böyle bir hal?

İslam”ın hayat tasavvurunu amaç ile o amaca ulaşmak için gidilen yol olarak ayırdığınızda, diğer bütün dünyevi ideolojilerin, hatta Ehli kitabın, bilhassa Yahudiliğin düştüğü vahim hataya düşmüş olursunuz. Bütün hayatı tasarlanmış bir Zion”a ulaşmak için her türlü etik ihlalin caiz olduğu bir diaspora hali olarak tasavvur edersiniz.

Kitabınızdan nasiplenmemiş olanlara her türlü ahlaksızlığı, haksızlığı caiz görürsünüz. Onlar nasılsa ümmidir, sizin kitabınızdan nasipleri yoktur, evlerinizde tedrisattan geçmemiş, dolayısıyla cahildirler ve varlıklarının tek anlamı size hizmet etmektir. Hizmet etmiyorlarsa, onlara karşı bir adalet borcunuz da yoktur, onlar şefkat, merhamet veya adaleti de hak etmiyorlardır. Amaçlarınıza ulaşabilmek için onları sömürebilir, onlara yalan söyleyebilir, onlardan faiz alabilir, onları yalan yanlış davalarla hapislerde süründürebilir, özel hayat bilgilerini ihlal edebilir, onların mahrem konuşmalarını dinleyebilirsiniz. Bütün bunlar o yüce amaç için, ulaşılacak menzil için, Zion için kayda değmez, önemsiz şeylerdir.

İslam için hareket edip bunları caiz gördüğünüzde, günün sonunda dönüp de, “Sahi İslam neydi? Bizden ne istiyordu?” sorusunu sorma ihtiyacı bile hissedemeyecek hale gelmişseniz, geçmiş olsun, tabi olduğunuz din İslam falan değil artık.

Amaç ve stratejiye bu kadar kafayı takmış olan bir hareketin dini bir tarafı da kalmamıştır artık. Sonuna kadar dünyaya gark olmuş ittifak profesyoneli seküler bir siyasi harekete dönüşmüştür. Hareketin görünürdeki dini dili hiç bir anlam ifade etmez. O her şeyi araçsallaştırdığı gibi insanların Allah”la olan o saf ilişkisini de, takvayı da, ihlası da samimiyeti de fena halde araçsallaştırmıştır.

Kur”an”ı Kerim”de Yahudilerden bir taifeden “sözüne son derece güvenilir” olarak takdirle söz edilir. Oysa başka bir taifeye de tam aksi bir şekilde yani emanetlerine hiç riayetkar olmama vasfıyla zikredilir. Onların bu tavırları Yahudi olmayanlara, yani ümmilere karşı hiç bir sorumlulukları olmadığını düşünmelerinden ileri gelir. O yüzden kendi aralarında faizi yasak görürken Yahudi olmayanlardan faiz alır, hatta dünyada faize dayalı sömürünün öncülüğünü yaparlar.

Kur”an Yahudilerden bu şekilde bahsediyorsa, bunu sırf onları kötülemek için değil, Müslümanlara da aynı hataya düşme ihtimalinin olduğunu anlatmak için yapar. Nitekim, Müslümanlar sadece Müslümanlara karşı değil, herkese karşı sorumlu tutulur. Sadece Müslümanlardan değil, herkesten faiz almaları yasaktır.

Amaç, menzil, hedef tayin edip onlara varmak için üretilen etik kodları bizi o Yahudilerin içine düştüğü duruma düşürmesin diye.

Unutmayalım, yol menzilin kendisidir.

Menzilde insanlara ne vaat ediyorsanız, bunu yolda ortaya koymalısınız. Ortaya koyamıyorsanız, menziliniz menzil, yolunuz yol değildir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: