Prof. Dr. Yasin AKTAY

YÖK”ün bitmesini istemediği rüya

Adama sormuşlar “abdestsiz namaz olur mu?” diye, adam da pişkin pişkin “ben kıldım, oldu” diye cevap vermiş. YÖK”ün rektörlük seçimi ve şimdiye kadarki bütün uygulamaları abdestsiz kılınan namaz gibi: Olmayacak insanı rektör yapıyor, o da oluyor. İşin ehli bu yapılanların hukuk, kanun, demokrasi ve hatta bilim mantığı açısından geçersiz olduğunu söylese de YÖK yapmaya devam ediyor, çünkü öyle bir güçten destek alıyor ki, tek geçerlilik ölçüsü bunları kendisinin yapıyor olmasıdır.

YÖK gerek katsayı uygulaması, gerek rektörler seçimi, gerekse hükümetle olan ilişkilerinde kanunda olmayan yetkiler kullanıyor, fiili durum yaratıyor ve sonuçta abdestsiz namaza devam ediyor. Şimdi de ne kanunda ne de hiçbir görev tanımında üstüne vazife olmayan bir işe aynı abdestle karışıyor, Cumhurbaşkanlığı seçimine el atıyor.

YÖK Rektörler Komitesi Erdoğan Teziç Başkanlığında toplanarak Cumhurbaşkanlığına müdahil olacağını ilan etmiş. AK Parti”yi tek başına iktidara getiren 2002 seçimini “1950 yılından bu yana yapılmış genel seçimler içinde en adaletsiz sonuç doğuran seçim” olarak niteleyen Teziç, bu esnada YÖK”ün yanına nedense hiç uğramayan temsilde adalet, uzlaşma ve sair kavramları hatırlamış. Anayasa”nın “Cumhurbaşkanı TBMM üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir” amir hükmünü, toplantı nisabına işaret eden bir ifade olarak yorumlamış.

Galiba, Teziç”in (ve müttefik kuvvetlerinin) hayali Cumhurbaşkanlığı seçiminin de aynen YÖK”te rektör seçimi için uygulanan sistemle yapılmasıdır.

Biliyorsunuz üniversite öğretim üyelerinin oylarıyla ilk altı sıraya giren adaylar (genellikle çok nadiren altı kişiden fazla rektör adayı olur zaten, anlayacağınız neredeyse bütün adaylar) YÖK”e bildirilir. YÖK, adayların aldığı oylarla kendisini bağlamaksızın sayıyı üçe indirerek Cumhurbaşkanlığına istediği sıralamayla bildirir. Bu esnada en fazla oy almış alanlar elenmiş olabilir. Cumhurbaşkanı da yine kendisine gelen sıralamayı veya adayların aldığı oyları hiçbir şekilde dikkate almaksızın istediği adayı Rektör olarak ilan eder.

Bir an için bunun üzerinde bu kadar çok alışıp kanıksamış olduğunuz bir sistem olarak değil, normal akıl, izan ve demokrasi ölçülerini hatırlayıp bir düşünün. Nasıl geliyor size? Gerçeküstü bir şey, mesela bir rüya gibi değil mi?

Sistemin böyle çalıştığı bir kurumdur YÖK. O kadar kanıksanmıştır ki, artık hiç kimse her tarafı eğri olan bu sistemin herhangi bir tarafından tutmayı bile göze almıyor.

Bu sistemde rektörlerin seçilebilmek için öğretim üyelerinin onaylarını almayı tamamen ikincil saymaları, bunun yerine YÖK veya Cumhurbaşkanlığına giden yoldaki kulislere daha büyük bir ağırlık vermelerini anlayabiliyoruz. Bu esnada her adayın kendi oy desteğini bile önce kendisi hiçe sayarak diğer adaylar hakkında türlü kampanyalarla çalışmalarını da bekleyebilirsiniz:

Şimdi bu sistem (aslında bu rüya) biraz da mevcut Cumhurbaşkanı ile YÖK arasında işlemekte olan eşgüdüm sayesinde mümkün olabiliyor. Yeni Cumhurbaşkanı kim olursa olsun bu sistemin, en azından mevcut isimlerle devam edemeyeceği aşikâr. YÖK, o yüzden hiçbir şekilde sözünü sakınmadan cumhurbaşkanlığı seçimine müdahil olmaya çalışıyor. Ancak onu kurtarabilecek formül arayışında, rektörleri seçerken uyguladığı formülden başkası gelmiyor aklına.

Somutlaştıralım: Mesela, TBMM, Cumhurbaşkanlığına aday olacaklar arasından altı kişiyi oylayarak YÖK”e (veya YÖK”ün de aralarında bulunduğu müttefik kuvvetler kuruluna) bildirebilir. Bu altı aday aldıkları oylar dikkate alınmaksızın, rejime, laikliğe, yargıya, şimdiki Cumhurbaşkanına ve tabii ki YÖK”e sadakatinden asla kuşku duyulamayacak üç adaya indirilip şimdiki Cumhurbaşkanına bildirilir. Son aşamada şimdiki Cumhurbaşkanı bu üç kişinin arasından istediği adayı kendinden sonraki Cumhurbaşkanı olarak ilan eder.

Tabi bu formül şu an itibariyle tam bir aç tavuğun darı ambarı rüyası.

Oysa Türkiye yıllardır YÖK”ün bu rüya âleminde yaşıyor.

Temsilde adaleti bugün hatırlayanlar, Cumhurbaşkanı Sezer”in toplumun ne kadarını temsil ettiği sorusuyla hiçbir zaman yüzleşmediler.

Hâlbuki Sezer”i kamuoyuna tanıtan tek faaliyeti 1999 yılında Anayasa Mahkemesinin açılış törenindeki konuşmasıydı. O konuşması dolayısıyla büyük sempati toplayan ve bu sayede seçilen Sezer”in Köşkteki bütün icraatı o konuşmanın içeriğini inkâr eden uygulamalarla geçince, zamanla o konuşma tam bir “kamuoyunu yanıltma” konuşması olarak anlam kazandı. Onu seçen bütün partiler baraj altında kaldıkları halde kendisi toplumun sadece en marjinal unsurlarının ideolojisini temsil etmeye devam etti. Bütün icraatlarında da hiçbir toplumsal desteği olmayan bu marjinal unsurları icra makamlarına taşıyarak YÖK yönetimiyle zirvesine ulaşan rüyayı ülkenin normu haline getirdi. Uhdesindeki bütün atamalar bu rüya alemindeki tabloya göre gerçekleşti.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin bu rüyayı bitireceğinden korkuluyor. Memleketin geri kalan kısmı için artık bir kâbus olmuş bu gerçeküstü düzeni savunanlar, Erdoğan”ın cumhurbaşkanlığına karşı kafa kafaya verip ürettikleri her bahaneyle saçmalamanın sınırlarını zorluyorlar, ama artık aşılacak bir sınır kalmamış. Saçmalığın bile son sınırına gelinmiştir.

Bu millet bu kâbus içinde daha fazla yaşayamaz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: