Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Yitik malın arayışı” olarak okuma

Başarılı sayılan yazarların, çok okunup çok anlaşılan yazarların metinlerinde, herkeste ortak olan jetonlardan çokça bulunduruyor olmaları muhtemeldir. Klasiklik payesi almış metinlerin de, zamana karşı duruşlarının arkasında bu tür bir boyut vardır. Onlarda herkesin zihnindeki veya kalbindeki jetonların bir yarısını tamamlayan yarım jetonlardan bolca vardır.

Biraz argo bir terimdir “jeton düşmesi”. Ancak belli bir anlam parıltısının oluşmasını çok iyi tasvir eden bir durumdur. Tam da jeton düşüren bir tabirdir bu; anlam hakkında, anlamanın mucizevî tecrübesi hakkında bir jeton. O aradığımız veya aramadan bulduğumuz anlam düzeyi ile irtibatımızı bir anda kuruveren bir jeton.

Tuhaftır ki, bu jetonlar bazen yazarın farkına varmadan düşerler okuyucunun kafasında. O yüzden yazar ile okuyan arasındaki irtibat bir bakıma nasip-kısmet meselesidir. Herkes yazarın metniyle ortaya koyduğu bilgiden kendi kabına göre bir şeyler alır. Yazar ne kadar çok şey anlatırsa anlatsın, söylediği her şey okuyucunun anlama sınırlarına varır dayanır. Okyanus ne kadar büyük olursa olsun, sizin elinizde bir bardak vardır ve o kadar alabilirsiniz.

Peygamber Efendimiz”in meşhur Veda Hutbesini şu sözüyle bitirdiği rivayet edilir: “Burada bulunanlar burada bulunmayanlara (veya duyanlar duymayanlara) anlatsınlar. Ola ki burada bulunmayanlar bu sözleri daha iyi anlarlar”.

Bir an için Veda Hutbesi”ne muhatap olan insanların Peygamber”in arkadaşları olduğunu hatırlayın ve göz önünde bulundurun. Herhangi bir Müslüman”ın Peygamber”in bir sözünü ashabından daha iyi anlayabileceği ihtimaline ne kadar alışığız? Olabilir mi öyle bir şey?

Hiç uzatmayalım. Peygamber demişse doğrudur diyelim ve devam edelim bu mübarek sözün hikmetiyle ilgili mülahazamıza: Orada irad edilen sözler, evrenselliği ölçüsünde, kalpten kalbe yayılan bir etkiye sahiptir. O gün orada bulunanların bir kısmı o sözlerde işaret edilen bir soruna sahip olmayabilirlerdi. Hanımlarına iyi davranmayı veya ırkçılık yapmamayı veya faiz yememeyi tavsiye eden sözler, zaten Peygamber”in eğitiminden geçmiş olan o ashabın, zaten bu konuda yapılacak olanı artık yapmış olan insanların, bir kısmına, sadece bir daha aynı hataya düşmemeleri konusunda bir uyarı olarak işlemiş olabilir. Oysa gelecekte bu sorunu bilfiil yaşayacak iken bu sözlere muhatap olabilecek birilerinin kalbine daha derinden işleyecek bir etki yapabilir bu sözler.

Söz ile sözün gerçek alıcısı arasında bir çekicilik vardır. Bu çekicilik bazen yazarın veya sözü söyleyenin iradesinden bağımsız tecelli eder. Söz gider, bir şekilde gerçek alıcısını bulur, onun kalbine iner ve etkisini gösterir. Bu yüzden her okumadan herkesin hep aynı şeyi anlayacağını beklememek gerek. O sözün tekabül ettiği mana cihetinden bir kaybı olmayan o sözde bir şey bulamaz. Bir insan bir sözde bir şey bulamıyor diye her zaman ayıplanamaz, anlayışsızlıkla suçlanamaz. O sözde “yitik malını” bulamıyorsa, o sözde bir heyecan duymaması, o sözde bir anlam bulmaması gayet normaldir.

Herkesin yitik malı hep aynı sözlerde değildir. İnsanların yitik malları çok farklı sözlerde olabilir. Kendilerinde bir yarısı eksik veya yitik bulunan jetonun diğer yarısı başka başka sözlerde veya kitaplarda olabilir. Bu yitik malı bulabilmek için belki aynı kitapları okumak gerekmiyordur. Herkes için yazılmış, herkesin okuması gereken kitaplar, traj yapmak üzere üretilmiş kitaplar çoğu kimseye bir ”yitik malını bulma” tecrübesi yaşatmayabilir. Ama muhtemelen büyük kitlelere her şeye rağmen bir kültürlenme tadı verebilir. İnsanların edebi zevklerini, hayallerini, özlemlerini standartlaştırıcı bir etkisi olsa bile, bunu da azımsamamak gerekiyor

Bugünün dünyasında kitlesel üretim ve tüketim, sözün de metalaştığı bir düzeyi işaret etmektedir. Söz metalaştıkça, alınıp satılan ve dolayısıyla üretilip tüketilen bir mala dönüştükçe, insanların sözle ilişkileri de kuşkusuz yeni bir hal almaya yüz tutmuştur.

Esasen Türkiye”de yaşayan insanlar olarak kitap okumanın hiçbir türlüsünün aleyhinde belki de tek bir söz söyleme lüksümüz yoktur. Çünkü zaten okuma kültürünü belli bir seviyeye taşımak gibi milli bir sorunumuz var.

Ancak genel bir kitle eleştirisi kapsamında şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekiyor. Kitap yazımı-üretiminin aşırılaşmaya yüz tuttuğu bir ortamda, insanların bilgiyle tek bağlarının kitabı satın alarak onu bir güzel okumaları olduğu zannedilir. Kitap okuma seviyesinin artması her zaman insanların okuduklarıyla çok sağlıklı bir bağ kurdukları anlamına gelmiyor. Kitaplardaki bilgiye “yitik bir mal” olarak bakmıyorsak, aksine, onunla bilgi stoklarını artırmayı, daha güçlü olmayı, başkaları üzerinde üstünlük kurmayı umuyorsak, bilgiye kulak vermeyi değil, bilgiye “sahip” olmayı hedefliyorsak, “sahip” olduğumuz bilgi bizim emrimizde, bizim uhdemizde, bizim mülkümüzde bir araç haline geliyordur.

Bilgiye böyle bakınca, bilgiyi temin edeceğimiz kitaplara da bunu en verimli, en etkili biçimde sağlayacak teknikler ışığında yaklaşıyoruz. Hızlı okuma teknikleri geliştirerek mümkün olan en az zamanda en çok kitap okumanın teknolojilerine rağbet ediyoruz. Bu şekilde okuduğumuz kitapların bizi rakiplerimize karşı güçlü kılacağını umuyoruz.

Hızlı okumak suretiyle okuduğumuz çok sayıda kitap bizde bilgi şişmanlığı yapabiliyor. Bu kadar çok bilgiyi hazmedemiyoruz. Faydasız bilgi ile faydalı bilgi ayrımını kaybetmiş oluyoruz. Faydasız bilgiden artık çekinmediğimiz için Allah”a sığınmaya gerek bile duymuyoruz. Faydasız bilgiden kaynaklanacak zararı tanımıyoruz bile. Böyle bir zarar nereden gelir, nasıl gelir, bunu görme melekelerimizi kaybetmiş görünüyoruz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: