Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yerli inisiyatif yabancı müdahaleyi kovar

Suriye konusunda çözüm için bölgesel inisiyatifin daha da güçlenmesi, öne çıkması ve bölgenin geleceğini barış ve istikrar ekseninde bir çözüme bağlaması çok önemli. Ne ABD ne Rusya ne de Avrupa Birliği için bölgenin bir barış, istikrar içinde olması bir derttir. Herbiri kendi derdinde ve Suriye”de veya Irak”ta bugün veya gelecekte akacak kan, sönecek hayatlar umurlarında bile değil. Aksine, çözümünün bir parçası olmaya yanaşmadıkları ölçüde sorunun en önemli parçası olmaya da devam ediyorlar.

Suriye konusunda bir çözüm için ABD ve Rusya”nın anlaşmalarını beklemek durumunda kalmak bölge için bir kader midir? Kuşkusuz insanın kaderciliği de failliği de bir kader değil, büyük ölçüde kendi kararıdır. Ülkelerinki de bundan farkıl değil. Suriye konusunda Türkiye ve İran neden ayrı telden çalmak zorunda olsun?

Geçenlerde Türkiye”nin Suriye konusunda şu ana kadar izlediği siyasetin alternatifi üzerinde kâr/zarar hesabı açısından fazlasıyla durulduğunu yazmıştım. Bu hesaba göre Türkiye Suriye siyasetinden çok zararlı çıkıyordu. Tam bir insanlık dramının yaşandığı bir olayda kâr/zarar hesabı hatırlatmanın insaniliği ve ahlakiliği bir yana bu olaydan kimin nasıl bir kârla çıktığının karşılaştırmalı olarak bile olsa hiç yapılmadığını anlatmaya çalışmıştım. Örneğin İran şu ana kadar izlediği Suriye politikası dolayısıyla çok mu şey kazanıyormuş?

Açıkçası, kendisi hiç bir şey kazanmadığı gibi, hatta her geçen gün çok daha şey kaybettiği gibi, bölgenin istikrarı, barışı ve bağımsızlığına da çok şey kaybettiriyor. Bölge insanlarının, araya yabancılar girmeden bir arada yaşayamayacakları bir güvensizlik ortamının oluşmasına hizmet etmiş oluyor İran. Ne adına? Sözümona ABD-İsrail karşıtılğı adına. Oysa Suriye”de sorun bu şekilde devam ettikçe, bölgesel aktörlerin, tabii ki başta İran olmak üzere, sorunu çözme kabiliyeti devre dışı kalmakta ve bölge dışı aktörlere gün doğmaktadır.

Bu açıdan bölgesel inisiyatifi devreye sokmak, varolanı pekiştirmek çok önemli. Geçtiğimiz hafta başında daha önce sözü edilen ve Türkiye, Mısır, İran ve Suudi Arabistan”ın katılımıyla gerçekleşecek olan dörtlü inisiyatifin ilk toplantısı Dışişleri Bakanları düzeyinde Kahire”de yapıldı. İlk toplantının Kahire”de yapılmasına karşılık bazı aklı evveller zarar hanemize hemencecik bir büyük puan kaybı daha kaydettiler. Toplantının İstanbul”da değil Kahire”de yapılmış olmasını Türkiye”nin bir kaybı olarak değerlendirenlere Türkiye”nin yeni dış politika diline dair temel düzeyde bir gramer dersi gerekiyor. Mesela toplantının İstanbul yerine Kahire”de yapılması teklifi hatta ısrarının bizzat Türkiye tarafından yapılmış olmasının bu yeni dildeki karşılığını anlatmakla başlayabiliriz.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu”nun anlattığı bu tercihin gerekçesi tam da bu süreçte bölgesel inisiyatifin bir rekabet halinde değil bir yardımlaşma ve dayanışma halinde olması gereğinin en iyi ifade vesilesi olması.

Aslında bu süreçte ilk anlatılması gereken şeylerden biri gerçekten de bu. Türkiye Suriye”deki krizin çözümü için hiç kimseyle rekabet halinde değil. Sadece Mısır”la değil, İran”la da bir rekabet halinde olmamayı anlatmanın en iyi vesilesi de Türkiye”nin bu tercihi olmuştur. Aslında Suriye”de Esat sonrası durumun lüzumsuz kaygılarına kapılacağına bu yeni bölgesel inisiyatife güvense, kendini bölgenin aktörleriyle bir rekabet içinde göreceğine barış, güven ve istikrara yatırımın daha kârlı olduğunu görse İran, emperyalistlere asıl büyük darbeyi o şekilde vurmuş olur.

Kahire”deki toplantı, toplantının Türkiye”nin isteğiyle Kahire”de yapılmış olmasının verdiği mesajla birlikte, Suudi Arabistan dışişleri bakanının hastalığı dolayısıyla katılmamasına karşılık bu gerçeğin kabullenilmesi açısından çok başarılı bir toplantı oldu. Bu inisiyatif de devam edeceğe benziyor. Önümüzdeki hafta BM toplantısı dolayısıyla bu inisiyatifin New York”ta da tekrar bir araya gelmesi planlanıyor.

Prof. Davutoğlu”nun bu bölgenin güç ve tarih denklemini kurarken her zaman üç saçayağı olarak zikrettiği Türkiye, Mısır ve İran”ın aslında bölgenin kaderini çizmek noktasında hiç bir zaman bugünkü kadar büyük bir fırsat yakalamamış olduklarını söylemek mümkün. Mısır”ın bölgenin tarihine muhteşem dönüşüne Türkiye”yi ikinci plana itecek diye kaygılanmamak, aksine Mısır”ın güçlenmesinden Türkiye için de yeni fırsatlar görebilmek… İşte bu, tam da dış politikanın yeni ve özgün dilinin konuştuğunu gösteriyor. Mısır”ın veya İran”ın güçlenmesi neden Türkiye”nin veya bölgenin diğer yerel aktörlerinin aleyhine olsun ki? Tamam, bu soru alışık olduğumuz siyaset mantığı açısından çok naif gelebiliyor, ama zaten o alışık olduğumuz siyaset mantığına asıl müdahalenin yapılması gerekmiyor mu?

Türkiye”nin komşularla sıfır sorun siyaseti hedefi tutturulamıyor diyerek neredeyse birileri zil takıp oynayacak. Ne istiyorlar, anlayan var mı? Herkesle sorun yaşıyor olmak daha mı mutlu ediyor? Belli ki öyle. Çıkan veya çıkması muhtemel sorunlar onları haklı kılıyor diye seviniyorlar. Oysa sevinçlerini kursaklarında bırakmak pahasına şunu söyleyelim ki, sıfır sorun hedefi bir istikamettir ve bu istikametten milim sapma yok. Üstelik o istikamette sanılandan çok daha fazla ilerleme kaydedilmiş durumda.

Herkesle sorun yaşanıyor olduğu da yok. Suriye”nin dışında Türkiye”nin ilişkilerinin eskisine nazaran daha kötü olduğu bir ülke yok şu anda. Suriye ile de sadece Türkiye”nin değil, bütün dünyanın sorunu var, çünkü Suriye”nin başta kendisiyle olmak üzere bütün dünyayla sorunu var. Onun dışında Türkiye”nin başta Rusya, Yunanistan, Gürcistan, Azerbeycan hatta İran olmak üzere bütün komşularıyla ilişkileri tarihinin en iyi düzeyinde. Bunlarla birlikte Mısır,Tunus, Libya gibi ülkelerle ilişkiler ortak bakanlar kurulu toplanıları düzenleyecek düzeyde.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: