Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yeriniz mi dar?

Sorunları kendi planlaması ve zamanlamasıyla çözmek her siyasetçinin isteyebileceği bir şeydir. Ancak siyasi sorunlar çok nadiren siyasetçinin planlamasını veya zamanlamasını bekler, hayatın akışı içinde kendi zamanlamalarıyla gelir kapıya dayanırlar.

“Sorunu kucağında bulmak” diye tabir edilen bir şey vardır ve sorunun gelişini öngörmeyip sorunla gereğince baş edememe, sorunun yaratığı krizi idare edememe durumunu ifade eder.

Oysa siyasi kaliteyi veya performansı büyük ölçüde kucağa düşmüş sorunlarla baş etme tarzı belirliyor. Kucağa düşen sorunlarla baş edemeyenler sorunların altında ezilir gider, siyaseten ömürleri de o ölçüde az olur; baş etmenin yolunu arayıp bulanlarsa büyür, siyasi ömürlerini de uzatır. Kucağa düşmüş sorunlar o yüzden siyasetçi için bir risk alanı oluşturduğu kadar bir kalite ve performans ortaya koyabilme fırsatını da oluşturur.

Siyasetçi ile entelektüeli birbirinden ayırmayın bu noktada. Kendi zamanlamalarıyla gelen sorunlar birer sınav oluşturur hem siyasetçi için hem entelektüel için. Rutinleri bozan yanlarıyla bu sorunlar çat kapı gelir ezberleri bozar, kafaları karıştırır. Bu kafa karışıklığının içinden sağlam çıkabilenler kazanır, devleşir, gerisi derin yaralar alır, yok olup gitmez belki ama sürünür.

Gündemdeki başörtüsü sorununa karşı galiba en hazırlıksız yakalananlar liberal-sol veya 2. Cumhuriyetçi diye nitelenen aydınlar oldu. Başörtüsüne ve özgürlüklere karşı katışıksız olağan cephe, yani 1. Cumhuriyetçi laikçiler, kendinden beklenen tavrı inatçı bir tutarlılıkla sürdürüyor. Zamanın ruhundan dünyanın gerçeklerinden ne kadar uzak olsa da kendi evham dünyasında anlam bulan bir tutarlılığı son durumda da koruyabiliyorlar. Oysa bizimkilerin durumu o kadar kolay değil. Yıllardır mangalda kül bırakmayan demokratik, liberal iddiaları ilk defa başörtüsü karşısında gerçek bir sınamaya tabi oluyor. Sonuç ise izlediğiniz gibi, hiç de iç açıcı değil.

Başörtüsü sorununun çözüm sürecine dair ileri sürdükleri her itiraz onların demokrasiyle, liberallikle, özgürlükle ilgili iddialarında biraz daha derin bir yara açıyor. Konuştukça batıyorlar.

İşin zamanlamasına takmışlar mesela. Ama daha uygun bir zamanlama konusunda ileri sürdükleri alternatiflerin işaret ettiği tek bir zaman var: “hiçbir zaman”. Yoksa başörtüsü sorununu ancak bir paket içinde ve “daha uygun” bir zamanlamayla çözülebileceğini söylemek aslında tamamen çözümsüz kalmasını istemek anlamına gelmiyor mu? Bununla meseleyi kör kuyulara atma isteğini bir şekilde açığa vurmuş oluyorlar. Bu da bir yana, yıllardır siyasi analizlerini otoriter bir söylemle dinletmeyi başarmış bu kalemlerin şimdi başörtüsü karşısında önerdikleri bütün çözüm yolları tam bir “yerimiz dar” türünden söylemler; işi apaçık “imkansız” hatta “absürt” yokuşlara sürüyorlar.

Baksanıza başörtüsü meselesine el atmayı bile neredeyse ülkenin ilgili ilgisiz bütün sorunlarının halledilmesi şartına bağlıyorlar.

Yetmiyor, bir de AKP”nin her konudaki samimiyetini, sadakatini, çalışkanlığını tekrar tekrar ispatlamasını; herkese daha öteye gitmeyeceğine dair güvence vermesini; herkesin korku ve endişelerini gidererek rahatlatmasını da başörtüsü meselesine el atmak için şart koşuyorlar. O da yetmiyor, ülkenin milli geliri Avrupa seviyelerine çıkacak; insanlarımızın hepsi Oxford mezunu seviyesinde bilinçlenmiş olacak. Ha, bu da yetmiyor, bu sorunların hepsi MHP”yle işbirliği yapılmadan çözülmüş olacak.

Bulduk ya, peşin özgürlüğü, nasıl atmayalım sevinç kahkahalarını?

İnsanın gerçekten inanası gelmiyor, bu eleştiri veya önerilerin bu kalemlerden geliyor olduğuna.

İnanılması zor olan bu kalem sahiplerinin başörtüsüne karşı tutumları değil. Belli ki başörtüsüne bakışlarının laikçi-Kemalistlerin bakışlarından hiçbir farkı yok. Aynı sığ aydınlanma ve batılılaşma perspektifi, değilse sınıfa dayalı aşağılayıcı bakış burada da çalışıyor. İnanılması zor olan, yaptıkları önerilerin siyasetin güncel gerçeklerinden bu kadar kopuk olabilmesi, imkânsızın absürde açılan kapısını bu kadar zorlaması.

Hâlbuki bunlar şimdiye kadar dilerine doladıkları hiçbir sorunun çözümünü başka hiçbir sorunun çözümüne bağlamış değiller. 301. maddenin kalkmasını örneğin milli gelirle hiçbir zaman ilişkilendirmemişler. Başörtüsünü niye hem 301 hem de milli gelirle ilişkilendiriyorlar? MHP”yi denklem dışında bırakmayı isteyerek sorunun çözümüne katkıda mı bulunmuş olunur? Yoksa siyasetin alanı daha mı daraltılmış olur.

Siyaset mümkün olanın arayışıdır. İmkânsız yolları işaret etmekle ne daha idealist ne de daha marifetli olunur. Sadece oynamaya niyeti olmayanın mızıkçı mazereti dillendirilmiş olur.

Doğrusu, hükümetin meseleyi ele almasında zamanlama açısından hiçbir sorun yok. Sorun bunların başörtüsünün ilişkili olduğu tartışmalarla yüzleşmeye hazır olmamalarında. Oysa ne güzel yürüyordu her şey. Militanca yasaklayanlar vardı ve bu yasağın enayi mağdurları vardı. Onların arasında çözümsüz kaldıkça kendilerine de liberal-demokrat rolü için genişçe bir yer düşüyordu.

Sorun çözüm yoluna girdikçe o yerin daraldığını mı düşünüyorlar ne?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: