Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yeni Türkiye Sözleşmesi ve bir sorumluluk olarak siyaset

AK Parti’nin Türk siyasetine getirdiği önemli bir katkı da, hiç kuşkusuz her biri halkla, milletle arasındaki bir sözleşme hükmüne geçen seçim beyannameleridir. Seçim beyannameleri şimdiye kadar girdiği bütün seçimlerin öncesinde AK Parti mutfağında aylar öncesinden hazırlanmaya başlanan son derece titizlikle hazırlanan ve neticesinde bir hükümet programı gibi işleyen metinlerdir.
Kuşkusuz, seçim beyannamesi veya seçimlerden önce bir vaatler paketi hazırlığı sadece AK Parti’ye özgü değil. Bir çok parti buna benzer çalışmalar içinde oluyor. Ama hiç birinin ne muhtevası ne de ufku veya inandırıcılığı AK Parti’nin hazırladıklarıyla kıyas bile kabul etmiyor.
Seçime girerken partilerin seçmenlerine bol keseden verdikleri, ama daha bu şekliyle sözünü verirken bile yerine getirmeme niyetlerini izhar ettikleri uçuk vaatleri aslında siyasetçinin toplum nezdindeki güvenilirliğini büyük ölçüde zedelemektedir. Siyasetçiyi, almak zorunda olduğu kapmak için yanıltıcı ve aldatıcı bin bir türlü pazarlama tekniğiyle bir tür işportacıya dönüştürür.
Daha önce “iki anahtar” vaad eden politikacılar veya iktidara geldiğinde memura, işçiye vereceği zamlar, köylüye vereceği krediler veya hibeler konusunda hayalleri zorlayan nice politikacılar görmüştük de, doğrusu Süleyman Demirel’in “onlar ne veriyorsa ben beş fazlasını veriyorum” sözü, bu tür vaatleri siyasetin rutini haline getiren söylemlerde çıtayı aşılamayacak bir noktaya yerleştirmişti.
Oysa AK Parti 2001 yılında yola çıkarken yazdığı parti programıyla siyaset sahnesinde gerçekleştirmek istediği bir çok şeyi makul bir dille, fizibilitesi yapılmış projeler inandırıcılığında ifade etmiş, hatta “kısa zamanda bizden mucize beklemeyin” gibi bir söylemi de Erdoğan meydanlarda dillendirmişti. Seçmenin AK Parti’ye verdiği teyit, bir bakıma siyasette makullüğe, gerçekçiliğe ve tabii ki sadakate verdiği bir prim olmuştur.
AK Parti o gün bugün seçim beyannamelerinde vaat ettiği şeyleri fazlasıyla yaptı, zaten yapamayacağı hiç bir şeyi de vaat etmedi. Bu durum, aslında siyasete de ayrı bir kalite getirmiştir. Daha önceki dönemlerde yapamayacağını vaat eden ve vaat ettiklerini yapmayan siyasetçi profili Türk siyasetinin rutini iken, AK Parti bir bakıma bu rutini bozmuş ve siyasetin pekala farklı bir tarzının ve yolunun da mümkün olduğunu göstermiştir.
Adayların tanıtım toplantısında Başbakan Ahmet Davutoğlu bu seçimin beyannamesini takdim ederken, yanısıra hazırlamış olduğu yüz maddelik Yeni Türkiye Sözleşmesini de okudu. Bu sözleşme bundan 13 yıl önce de değil, 7 yıl önce okunmuş olsaydı bir çok söylemi son derece uçuk gelebilirdi, çünkü Türkiye böyle vaatlerin bir iktidar partisinden duyulabileceği bir ülke değildi.
İnsan onurunu merkeze alan ve toplumun bütün etnik, dinsel kesimlerini “tanıyan”, haklarını “insan onurunun” bir parçası sayarak bu onurun gözetilmesini de devletin temel misyonu olarak tanıyan bir devlet anlayışından çok uzaktaydık.
O yüzden bugün sayın Davutoğlu’ndan dinlediğimiz Yeni Türkiye Sözleşmesi’nde bize uçuk gelebilecek maddeler, artık eksikliğini hissettiğimiz veya Türkiye’de bugün çok uzağında olduğumuz maddeler değil. Oluşması için yola çoktan çıkmış olduğumuz hedefler hepsi de. Ama o yola da AK Parti’nin şimdiye kadar sergilemiş olduğu iradeyle çıkılmış olduğunu da takdir etmek gerekiyor.
Bugün, özellikle çözüm süreci kapsamında atılmış olan adımlara bakıldığında, bu adımların tamamının taa 2001 yılında ilk parti programında zaten yazılı olduğunu görüyoruz. Bu adımlar birilerinin zorlamasıyla değil AK Parti kadrolarının insan onuruna karşı taşıdığı yüksek hassasiyet dolayısıyla atılmıştır.
Birileri kendilerine bundan dolayı bir pay çıkarıyor ve bu payı da Kürt halkını kendine borçlandırmak için kullanmaya kalkışıyor olabilir. Oysa bu adımlar neticesinde asimilasyondan, inkar ve imha operasyonlarından kurtulmuş olan Kürtlerin hiç kimseye bir borçları yoktur. Bu attığı adımlar dolayısıyla AK Parti’de asla bir lütuf iddiasında bulunmamıştır. Ama kimse bu adımların ancak AK Parti’nin siyasi duruş ve iradesiyle mümkün olduğunu inkar edemez.
Kendi vaatleriyle yaptıkları arasındaki takibi bu kadar önemseyen bir siyasetin AK Parti eliyle kazandığı bu güvenilirlik, aslında bir meslek olarak siyaset konusunda bildiğimiz bütün ezberleri de bozuyor. Siyaset sadece bir meslek değil bir sorumluluktur. Böyle anlaşılınca, siyasi makamlar da insanın başına konmuş talih kuşları olarak değil, ancak insanın yükünü ve kaygısını ağırlaştırması gereken bir sorumluluk olarak algılanır.
Siyaseti bir sorumluluk olarak algılayan, yaşayan insanların siyasete bambaşka bir kalite getirdiklerini hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz. Öbür türlüsü, siyaseti insanlar üzerinde iktidar kurmanın, iktidar duygusunu tatmin etmenin veya zenginleşmenin bir yolu olarak görmektir.
Bu anlayış da bizden uzak olsun elbet.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: