Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yeni Anayasada iyimserlik ve kötümserliğin ötesinde

Yeni dönem için yeni bir anayasa 12 Haziran seçimlerine doğru giderken siyasetçilerin güündemindeki en önemli konu olmaya aday. “Olmaya aday” diyorum, çünkü anayasa tartışmaları kızıştıkça konunun toplumdaki karşılığının ne olduğu, toplumda yeni bir anayasa ile ilgili beklentilerin ne kadarlık bir kesimi birinci dereceden ilgilendiriyor olduğu hâlâ ciddi bir soru olmayı sürdürüyor. En azından sivil toplum kuruluşları ve demokratikleşmeyi birinci önceliği haline getirmiş toplumsal kesimler için yeni bir anayasa yeni dönem için en önemli gündem maddesi ve seçime girecek partilerle ilgili tek sınama noktası.

O yüzden sivil toplum kuruluşları arka arkaya anayasa yapma sürecine olabileek en sağlıklı şekilde katılıyorlar. Yeni anayasayı tabii ki sonuçta seçilecek olan yeni Meclis yapacak. Ama bu, toplumun bütün kesimlerinin bu sürece katılmayacağı anlamına gelmiyor. Aksine yeni anayasa olabilecek en geniş katılımı temin ederek, yine mümkün olabilecek en geniş mutabakatı da sağlayarak gerçekleşmeli. Bunun en sağlam yolu, toplumda “varım” diyen herkesin sürece sorumluluk çerçevesinde dahil olmasıdır.

Bu açıdan TÜSİAD”ın ve TESEV”in hazırladığı birer anayasa taslak önerisi geçtiğimiz ay içinde kamuoyuna sunuldu. Halihazırda bir dizi kurum, kuruluş veya topluluğun kendi önerilerini hazırlamakta olduğunu biliyoruz. Bu hafta içinde Stratejik Düşünce Enstitüsü de uzun zamandır sürdürmekte olduğu ve arka arkaya bir dizi çalıştayın sonuçlarının değerlendirildiği bir taslağı kamuoyuna sunmaya hazırlanıyor.

Gectiğimiz hafta sonu ise, Abant Platformunun “Yeni Dönem Yeni Anayasa” başlıklı iki gün süren toplantısı düzenlendi. Toplantının sonuç bildirgesinde “1982 Anayasasından ve bu anayasanın oluşturduğu bunaltıcı iklimden Türkiye”nin bir an önce kurtarılması zaruri” olduğu vurgulandı. Ayrıca “Türkiye”nin şu anda önündeki en önemli üç anayasal sorun; kimlikler, temel hak ve özgürlükler, seçilmiş otoriteler-asker ilişkileri ve diğer vesayet kurumlarının demokrasinin temel ilkelerine uygun olarak yeniden yapılandırılması” olarak ifade edildi.

Bildirinin bir maddesi de yine yeni anayasanın yapılma şekliyle ilgiliydi ve “yeni anayasanın halktan başlayan ve en geniş toplum kesimlerini içine alan bir müzakere süreci ile yapılması gerekli” olduğu kaydedildi.

Doğrusu bu da çok iyi bir temenni olmakla birlikte yine de bu toplumsal katılımın sözkonusu STK”ların çabasının ötesine nasıl taşınacağı konusunda toplumsal gerçekliğimizin fazla iyimser bir tablo ortaya koymuyor olduğunu da unutmamalıyız. Abant”ta Orhan Miroğlu”nun arada dikkat çektiği bu gerçek, toplumun birbiriyle müzakere etmeye, anlaşmaya istidatlı olduğu düşüncesinin fazla iyimser olduğu uyarısını yapıyordu.

Gerçekten de yeni, her türlü askeri ve bürokratik vesayetten arınmış bir anayasa için hangi partinin yeterince hazır ve istekli olduğunu sorduğunuzda mevcut kabulleriyle bazı sorunları olsa da AK Parti”den başka buna istekli kimse görünmüyor. Onun da anayasayı tek başına değiştirecek bir Meclis çoğunluğu ele geçirmedikçe özellikle bu konularda kendisine hiç bir adım attırılmayacağı kesin gibi.

Doğrusu mutabakat, uzlaşmaa, her zaman herkesin hoşuna giden maddeler üzerinde olmaz. Ama keşke uzlaşma için talep edilecek olan şeyler en azından vesayetsiz, eşitlik idealini ve tam demokratikleşmeyi gerçekleştirmeye dönük konular olsa. Listelerine Silivri mahkumlarını bu kadar pervasızca doldurmalarından da anlaşılan, yeni bir anayasa için öne sürecekleri mutabakat şartları ülkeyi daha fazla demokratikleştirmeye değil, ancak kaybettikleri vesayet konumlarını restore etmeye dönük talepler olacak

Yeni bir anayasa talebinin bütün toplum kesimleri tarafından siyasi partilere hissettirilmesi önemli bir konu ama ya sözkonusu partilerin tabanlarında böyle bir talep ya hiç yok veya özlenen anayasa eskisine rahmet okutacek bir anayasa olacaksaı…

Önümüzdeki günlerde CHP”nin de epey zamandar devam ettiğini bildiğimiz kendi anayasa taslağını kamuoyuna sunması bekleniyor. Her şeye rağmen bu taslağın yeni anayasa çalışmaları için seçimden sonraki uzlaşma ortamı için bir umut vermesini diliyorum. AK Parti”nin tek başına kendi oylarıyla yaptığı ve 12 Eylül”de referandumda oylanan anayasa değişikliği hiç de fena olmadı. Toplumu rahatlattı. İdeolojik hamasettin uzak baktığında CHP”lilerin de tersini düşüneceklerini sanmıyoruz. Dünyanın gelişen demokratik seviyesiyle çok daha uyumlu bir değişiklikti çünkü yapılan.

AK Parti”nin tek başına anayasayı yapamayacağı durumda yeni anayasadan yana beklentilerimizi mi ertelemeliyiz yoksa CHP”nin ve diğer partilerin sürece dahil edilmesinin yollarını mı bulmalıyızı

Bu soru tek başına yeni anayasa için kötümser olmaya yetebilir, ancak yeni anayasa tartışmalarını iyimserlik ve kötümserliğin ötesinde düşünmeliyiz. Zira yeni anayasa tartışmaları hiç değilse vatandaşlık bilincinin daha fazla gelişmesini sağlıyor. Devletin vatandaşlar üzerinde bir hakim, sahip değil vatandaşların katılımıyla gerçekleşen bir ortaklık olduğu bilincini artırıyor. Bu da az bir kazanım değil. Tıpkı Abant Platformunun sonuç bildirisinde dendiği gibi yeni anayasa için”Müzakere süreci, demokratik bilinçlenme, eğitim ve olgunlaşma sürecidir, bir pazarlık süreci değildir”

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: