Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yeni anayasa için siyaset ve sorumluluk

Seçim sonuçlarının karşımıza çıkardığı tabloyu konuşmaya devam ediyoruz. Bu tablodan herkesin kendi meşietine göre sonuçlar çıkarması gayet doğal. Sonuçta ne kadar açık seçik öğretici ve aydınlatıcı olsa da hiçbir olay veya durum insanların yaklaşım farkını ortadan kaldırmaz. Bu da bizatihi insan denen meçhul gerçeğin namütenahi özgürlüğünün basit bir yansıması. Siyaset de bu özgürlüğün temin edildiği bir zeminde en iyi şekilde gerçekleşen bir ameliye. Ama bu zemin aynı zamanda herkesin söylediğine itiraz edilebildiği, tartışıldığı veya benimsenebildiği bir zemindir.

Başbakanın balkon konuşmasında, seçimlerden mutlak bir galibiyetle çıkmış bir lider olarak, kendisinden beklenenin ötesinde bir tevazuyla konuşması ve seçim esnasında kırmış olabileceklerinden helallik dilemesi genelde olumlu karşılandı. Ama asıl muhatapları olan Kılıçdaroğlu ve Bahçeli helalleşmek için “özür” şartını ileri sürdüler, Demirtaş ise önce 2000 KCK tutuklusunun serbest bırakılması ve Kürtlere yapılan haksızlıkların hesabının görülmesi şartını ileri sürdü.

Helalleşmek kültürümüzün ve değerler dünyamızın çok işlevsel ve derin jestlerinden biridir. Siyasetin gereğinden fazla çatışmacı ve diyalogu imkânsız hale getirici bir zeminde yürüdüğü dönemlerin sonucunda, siyaset yoluna devam edilecekse bu kültürel değerin çok restore edici ve yol açıcı bir işlevi vardır. Genellikle helalleşme talebinin geldiği taraf büyüklüğü üstlenen taraf olur. Bu büyüklüğe karşı şart ileri sürmek de hiç hoş karşılanmaz. Helalleşme fırsatını tepmek demek ne uzlaşmaya, ne birbirini anlamaya ne de ortak hiç bir şey yapmaya niyeti olmamak anlamına gelir.

Oysa 12 Haziran”dan beridir seçimden çıkan tabloya bakarak, toplumun yeni anayasa talebini bütün partilerin birlikte çalışması şartına bağlamış olduğu yorumlarını yapıyor veya dinliyoruz. Gerçekten de yeni bir anayasa için meclisteki bütün partilerin şöyle veya böyle katkı yapması gerekiyor. Bunun için seçim sonucunda diyalogu zorlaştırmak yerine kolaylaştırıcı tavırlar takınmak herkesin görevi; tabi herkes yeni bir anayasa konusunda aynı derecede sorumluluk mesajını almışsa.

Bana kalırsa anayasayı tek başına değiştirecek veya referanduma götürecek bir sayıyı alamamış olması, AK Parti”yi bu sorumluluk açısından büyük ölçüde rahatlatmıştır. Doğrusu, 12 Eylül”de yeni bir anayasayla ilgili hedeflerinin çoğuna kendi öncelikleri açısından erişmiştir. Bu açıdan mevcut partiler arasında belki yeni anayasaya en az ihtiyaç duyacak parti bile sayılabilir. İstediği zaman, halkın kendisine güçlü bir hükümet için çok büyük bir yetki ve güç verdiği ama bir anayasa için talep ettiği yetkiyi vermemiş olduğunu söyler, çıkar işin içinden.

Ama böyle bir vazgeçiş, onun son 9 yıldır Türkiye siyaseti içinde oynadığı devrimci rolden de kendi eliyle feragat etmesi anlamına gelecektir. Ki, Ak Parti”nin temsil ettiği tabanın talepleri bakımından bu rolden soyunma lüksünün olmadığını düşünüyorum. Yeni ve sivil anayasa için kuşkusuz ona da büyük sorumluluk düşüyor, onun da davranışlarına, söylemlerine dikkat etmesi, bu iş için diğer partilere olan ihtiyacını görüp diyalog zeminini tahrip etmemelidir. Gerçi bu yüzden helalleşme ve davaların geri çekilmesi jestleri buna uygun iyi bir başlangıç. Ama diğer partilerin de bu işin artık tek sorumluluğunun AK Parti”nin üzerinde olmadığını bilmeleri gerekiyor.

Başta CHP, içinden gelen bütün muhalefete rağmen, bir Türkiye partisi olacaksa, direksiyonu demokratikleşme hususunda AK Parti ile yarış istikametine çevirmekten başka bir seçeneği olmadığını görmeli. O alanın AK Parti”yle yarışacağı tek alan olduğunu da görmeli. Seçimlerden önce ilan ettiği anayasa önerisi hiç de fena bir öneri değil, birçok açıdan AK Parti”ninkinden de ileri ve bunda tam isabet kaydedildi. Ancak iş, şu anda bu konuda gerçekten samimi olduğunu kanıtlamakta.

BDP ise, oyunu aldığı kitlenin sorunlarını çözmeye talip olduğu için, söylemleri itibariyle çok daha yapıcı olması gereken tarafı temsil ediyor. Şimdiye kadar Kürt sorunun çözümü hususunda tek muhatap olarak görmek durumunda olduğu AK Parti kendisi sonuna kadar katkı verse bile Mecliste ona yeterli desteği verecek durumda değil artık. İkna etmek zorunda olduğu muhataplarının sayısı artmıştır. Bundan sonra AK Parti kadar CHP”yi de ikna etmek durumundadır.

Bu BDP”nin artık söylemlerinde daha ölçülü, siyasi ve diplomatik bir dil kullanmasını gerektirecektir. Seçim sonuçları ona Meclise daha kalabalık girmesini sağladı ama aynı zamanda siyasi bir ağırlık ve sorumluluk da yükledi. Bir avantajı, birçok talepleri hususunda her iki muhatabının belli bir ortak çizgiye gelmiş olmalarıdır. Vatandaşlık tanımı ve Kürtçenin ve münhasıran Kürt siyasi temsilinin farklı seviyelerde de olsa tanınıyor olduğu önemli bir çizgi. Bu çizgi kendi seçmenini temsil ve haklarının savunması için yeterince elverişli bir çizgidir.

BDP”lilerin kendilerine oy veren kitlenin sorunlarını çözebilmek için bu çizginin hakkını vermeyi de özellikle önemsemeleri gerekiyor. Bu çizgi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmadığı kadar, her türlü sorunun konuşulabildiği bir siyaset çizgisidir. Bu tarihin içinde demokratik güçlerin gerçek bir kazanımıdır. Bu kazanımları görmek de bu kazanımları koruyup geliştirmeye çalışmak da ayrı bir sorumluluk. Belki başkasından değil ama Türkiye”deki anti-demokratik, asimilasyoncu, inkârcı politikaların mağduru olan kesimleri temsil etme iddiasındaki BDP”lilerden bunu beklemek hakkımız.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: