Prof. Dr. Yasin AKTAY

YAŞ”ta alışık olmadığımız hukuk duyarlılığı

Geçtiğimiz hafta Balyoz davasında tutuklanması istenen 102 askerin bu yılki YAŞ”ta terfi hakları en önemli gündem maddesi. Balyoz davasında bir hafta önce tek bir tutuklunun bile kalmamış olduğu durumdan tam YAŞ”a girilmesinin arifesinde bu kararın çıkmış olması kararın bu askerlerin terfilerini engellemek üzere alındığı kuşkusunu kolaylıkla akla getiriyor.

İlk duruşması Aralık ayında yapılacak olan Balyoz davasınn sanıklarının bugünden tutuklanmalarının yol açacağı mağduriyet herkesin dilinde. İnsan hakları açısından gerçekten de bir kazanım saymak isteriz bunu. Türkiye”de yargılama esnasında gereksiz tutukluluk hallerinin bir dizi mağduriyete yol açıyor olduğu bir gerçektir, ancak bu konu genellikle sayısız davada ortaya çıkıyor olduğu halde hiç birinde bu kadar gündeme gelmiyor olması yine de iyimser bir bakışla bu davanın hukuk tarihimize bir katkısı olarak alınması mümkün.

Diğer yandan tutuklanmaları istenen sanıkların kendilerine isnad edilen eylemlerdeki “kuvvetli suç şüphesi” ve “adil yargılama sürecinin selametinin tutukluluk hallerini gerektirdiği” gerekçeleri de gözardı edilemez. Kaçma ihtimalleri veya delilleri karatma ihtimalleri en azından bu dava özelinde daha şimdiden ortaya çıkmış bulunuyor. Yani haklarında yakalama kararı çıkarılmış askerlerin hiç biri günlerdir gelip adalete teslim olmuş olmadığı gibi kendileriyle ilgii soruşturma sürecinde delillerin sağlıklı bir biçimde toplanmış olduğu da söylenemez. Sözkonusu askerler hâlen firari durumundadırlar ve daha kötüsü kendilerine isnat edilen vahim suçlamalara rağmen görevlerinin başında bulunuyorlar.

Yargılama süreci devam ederken, suçlu ilan edilmeleri tabii ki mümkün değil. Masumiyet karinesi hakkında suç isnadından bulunulmuş olanların mahkûm değil, ama masum da değil ancak sanık sayılmalarnı gerektiriyor. O yüzden isnat edilen ve kuvvetli şüphe bulunduğu mahkeme kararıyla tespit edilmiş olan bu zatların görevlerinin başında bulunmaları hem soruşturmanın selameti açısından hem de fiil ile bulunulan görevin niteliği bakımından son derece sakıncalıdır.

Vazifesi gereği terörle mücadele etmesi gerektiği halde kendisine isnat edilen fiil bir terör eyleminin organizasyonu olan bir şahsın görevinin başında bulunması nasıl savunulabilir? Bu konudaki basit gerçek bundan ibarettir. Nitekim yakalama emri çıkarılan komutanlardan birinin yargılandığı eyleminin dışında daha sonradan dâhil olduğu birkaç olay var ki, bu sakıncanın boyutlarnı ortaya koyuyor. Taraf gazetesinde yayınlanan haberde Gediktepe saldırısı emniyet birimleri tarafından 30 saat öncesinden haber verilmiş olduğu halde hiçbir tedbir almamış olan komutan da hakkında yakalama emri çıkarılanlardan biri. Aynı komutanın bundan iki sene önce de PKK tarafından döşendiği sanılan ve 7 askerimizin şehit olmasına yol açan mayınları kendisinin döşemiş olduğu bizzat kendi sesiyle ortaya çıkmıştı. Şimdi bu komutanın görevinin başında durmasında bu kadar ısrarlı olmanın anlamı ne?

Balyoz davasında bir ara 27 Generalin gözaltına alınması sözkonusu olduğunda “TSK”daki generallerin neredeyse yüzde onunu” gözaltına almanın terörle mücadeleyi aksatacağı söylendi. Oysa ortaya çıkan bilgilere bakıldığında belki de terörle mücadelenin tam da bu generaller yüzünden bir türlü başarılamıyor olduğu görülecektir. Bilemiyoruz. Son zamanlarda PKK”nın büyük çaplı sayılan eylemlerinin hepsinde neredeyse sistematik bir ihmal hatta belki PKK”ya açık veya dolaylı bir destek verildiği görülüyor.

Haklarında suçlamalar bulunan askerlerin bir de YAŞ”ta terfilerinin tasasına bu kadar yoğun bir biçimde düşülüyor olmasını anlamak mümkün değil. Terörle mücadelede yerleri doldurulamayan bir başarı kaydetmiş te değiller ki. Terörle mücadelede başarı ölçülebilir bir şeydir. Bugünkü gibi açık bir başarısızlık durumunda durup bir miktar kuşkuya yer vermek de son derece sağlıklı bir tepkidir.

Balyoz”da veya başka herhangi bir davada yargılananların peşinen suçlu ilan edilmeleri kesinlikle doğru değildir, ama bu kadar suçlama da varken bu suçlamaların gerektirdiği tedbir de alınmak zorundadır.

Burada işin daha ilginç bir noktası da var ki, her yıl YAŞ kararlarıyla ismini bile öğrenemediğimiz, hiçbir şekilde kendisine hangi suçlamanın yapıldığını dahi bilemediğimiz çok sayıda askerin yargısız bir biçimde ihraç edilmesine alışığız aslında. Bunun için askeri söylemin şimdiye kadar benimsetmeye çalıştığı gerekçe TSK”nın gerektirdiği ağır disiplin koşullarıydı. Bu koşullar gerektiğinde bazı subayların sadece yaşam tarzlarıyla ilgili eften püften ihbarlarla oluşturulmuş dosyalarına dayanılarak ihracını makul ve mazur gösteriyordu. Bu ihraçlara nihayet şerh düşerek muhalefet ettiği için Başbakan eleştiriye bile maruz kalıyordu.

Kıyaslandığında, Balyoz davasında bir yargılama var ve isnad edilen suçlamalar diğerlerine göre YAŞ sürecinde aslında çok daha kolay karar vermeye müsait olduğu halde sergilenen bu duyarlılığı anlamak mümkün değil. Tabii ki sözkonusu subayların kesinlikle yargılama süreci bitmeden ihracı gerekmiyor, tıpkı YAŞ kararıyla ihraç edilen birçok subayda olduğu gibi, ama en azından yargılama esnasında bu subayların tedbiren görevlerinden uzaklaştırılmaları gereği de tartışılmaz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: