Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yargının yasamanın yaptığından başka uyacağı bir yasa yoktur

Yeni anayasa taslağının Anayasa komisyonundaki görüşmeleri devam ediyor. Ele alınan 17 madde teker teker oylanarak kabul edildi. Diğerleri de beklendiği gibi kabul edildiğinde en kısa zamanda Meclis genel kuruluna getirilecek. CHP ve MHP beklendiği gibi muhalefetlerini yapıyorlar. Ama Fehmi Koru”nun birkaç defadır yazdığı gibi pakete genel planda yapılan itirazların hiç biri detayda fazla dillendirilemiyor, çünkü bilhassa yargı reformuyla ilgili konular gerçekten de muhalefetin “yargıyı siyasetin etkisi altına almak” türünden eleştirilere haklılık verecek bir düzenleme içermiyor. Aksine detaylarda özellikle siyasal iktidara şimdikinden bile daha fazla kısıtlamalar getirildiği anlaşılıyor. Ayrıca başta açıklanan metin üzerinde sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan görüşmelerin sonucunda bazı düzeltmeler ve eklemeler de yapılarak başta 26 madde olarak teklif edilen taslak 30 maddeye çıkarıldı. Hükümet eleştirileri dikkate aldığını bu şekilde göstermiş olduğunu düşünüyor.

Anayasa değişikliğinin meclise sunulan ilk taslağı üzerine koparılan imza krizi üzerine geçtiğimiz hafta hükümet ilk taslağı çekerek yeni (bu kez ıslak) imzalarla ve biraz değişiklikle tekrar sundu. Bu hareket, CHP”lilerin imza üzerine yaptıkları eleştirinin haklılığının kabul edilmesi olarak da yorumlandı. Oysa ortaya çıkan bambaşka bir ironik durum. Aslında imza ile ilgili hiçbir sorun yoktu ama yine de bu hareketin bir beklenti veya daha fazla dedikodu olmasın diye yapılması iyi oldu.

Tabii bu, tıpkı Mimar Sinan”ın meşhur Selimiye Camii minaresini düzeltmesini andıran bir hareket oldu. Dünyanın mimarlık harikası eserini vermiş olan Mimar Sinan”ın Selimiye Camisinin karşısında toplaşan çocuklar “Cami güzel de bunun minaresi eğri” demesinler mi? Bunu duyan Sinan çocukların bu algısının kendilerince doğruluğuna yanlışlığına bakmadan “Ee, düzeltmenin bir yolu var” deyip ellerine koca bir halat verir. Minarenin ucuna takılan halata asılan çocuklar kan ter içinde kalıncaya kadar yüklenmişler. İyice yorulduklarına hükmeden Sinan “hadi şimdi bakın bakalım düzelmiş mi” der demez, çocuklar biraz da işten kurtulmanın sevinciyle karışık “hah şimdi oldu” demişler. Böylece aslında hiç de eğri olmayan minare, söylentiyi çıkaran tüysüz çocukların dedikodusuna kurban gitmekten yine çocukların döktükleri ter sayesinde kurtulmuş.

Şimdi elde CHP”lilerin Selimiye”yi düzeltir gibi çocuksu bir sevinci de içeren bir Anayasa değişikliği taslağı var.

Bu sevinçle birlikte pakete genel anlamda yargıyı kuşatma ithamıyla eleştirileri de bütün hızıyla devam ediyor. Ancak onların bu eleştirileri yine de normal sayılır. Oysa aynı eleştirileri, detaylara asla girmeden ama ana muhalefetle aynı ağız ve argümanlarla yüksek yargı temsilcilerinin yapıyor olması dikkat çekiyor.

Yargı mensuplarının anayasa değişikliği girişimlerine “yargı bağımsızlığı” adına sergiledikleri bu çetin muhalefete alıştık ve kanıksadık, ama bu ne kadar normal? Üstelik Başbakan veya yasama temsilcileri de her fırsatta yargı mensuplarının bu konudaki görüşlerini aldıklarını söylemekten geri durmuyor. Oysa yargının bağımsızlığından önce yasamanın bağımsızlığı esastır ve bu yargının bağımsızlığından çok daha önemlidir. Yargının bağımsızlığının korunması için yargıçlarla bir müzakere yapılmasına ne gerek var?

Anayasayı yasama organı yapar ve yargı yapılmış olan yasanın metnini, üstelik yasamayı yapan organın niyetine de “mutlaka” sadık kalarak yorumlamakla yükümlüdür. Yargının bağımsızlığı, kanunlar yasama organından çıktıktan sonra bir de kendi istediği gibi yorumlama, kendi ilavesini veya düzeltmesini yapmak hususunda sınırsız bir yorum özgürlüğü anlamına gelmiyor. Aksine yargının uygulamaktan başka bir görevinin bulunmadığı metinler tamamen yasama organının eseridir. Yani yasama organından gelen yasa metinlerine sonuna kadar bağlı kalmak mecburiyetindedir. İsterse kendi görev alanıyla ilgili hususlar olsun, yargının yasama organının usulünce çıkaracağı yasaları beğenmemek gibi bir yetkisi yoktur.

Bu basit hatırlatmaları yaptığım için doğrusu utanıyorum, ama yargı siyasi tartışmalara girdikçe yargının rolüyle ilgili bir karışıklık giderek kanıksanıyor gibi. Yani yargının doğal bir hakkı ve göreviymiş gibi yasama organının çıkaracağı yasaları da önceden belirlemek gibi bir yetkisi olduğu zannedilecek neredeyse.

Demek ki neymiş? Yargı bir paralel yasama organı değildir. Yargının bağımsızlığı, yasamanın önüne koyduğu yasaları yorumlamakla mukayyettir.

Yargının yetki alanında yasama organının yaptığı yasaları beğenmemek, ona direktif vermek, yasama organının yaptığı yasaları yasa koyucunun niyetinin hilafına istediği gibi yorumlayarak “kitabı tahrif etmek” yoktur. Yasama ile tuhaf bir hiyerarşi yarışına girmesi ayıp oluyor. Tabii ki bağımsızdır, ama bağımsızlığı ona yasaların üstünde bir derebeylik alanı açmıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: