Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yargı sorunu, en önemli sorun

Taraf gazetesi, Adalet bakanlığının HSYK”nın yapısında değişiklik öngören reform paketini “Yargıyı yargının elinden kurtarma planı” başlığıyla duyurmuş. Ne yazık ki, Türkiye”de yargıyla ilgili tuhaflığı çok iyi özetleyen bir ifade olmuş.

“Ne yazık ki” diyoruz, çünkü yargıyı yargının elinden kurtarmaya çalışan bir müdahalenin ilk anda siyasi bir vesayeti çağrıştırması gerekirdi, oysa yargımızın durumu, şu an için siyasetçinin yargıya müdahalesinden çok daha vahim bir durum içinde bulunuyor.

Daha yakın zamanda yaşadığımız atama kararnamesi krizi HSYK”nın bütün yargı üzerinde tek başına kurabildiği vesayetin bütün boyutlarını ortaya çıkardı. Bütün kamuoyunun gözünün önünde devam etmekte olan ve bütün aşamaları tam bir şeffaflıkla izlenebilen birçok davanın hâkimlerine görmekte oldukları davalarından el çektirmeye, yerlerine kendi istedikleri hâkimleri atamaya kalkışan HSYK üyelerinin yargıda ne kadar korkunç bir etki ve yetki alanına sahip oldukları bu vesileyle bütün ürkütücülüğüyle görüldü. Bu aynı zamanda yıllardır Türkiye”de adalet duygusunun neden bu kadar karşılıksız bir duygu olarak kaldığını, birçok kritik davanın seyrinin neden anlaşılmaz mecralara sürüklenip kaldığını açıklayan bir olay oldu.

Açıkçası, adaletin en yüksek makamlarının, adaleti bir kara delik gibi çekip tükettiğini görmek ne kadar güvensiz bir dünyada yaşıyor olduğumuzu trajik bir biçimde fark ettirdi.

Ortaya çıkan manzaradan sonra artık hiç kimse yargının siyasi baskı altında olduğunu iddia edemez. Kararları hiçbir şekilde denetlenemeyen nihai nitelikte olan HSYK”nın istediği mahkemeye istediği hâkimi atayabildiği ve bunu istediği mahkemeden istediği sonucu çıkarma doğrultusunda kullanabildiği açıkça görülmüştür. Şemdinli davasında savcı Ferhat Sarıkaya”nın yazdığı iddianame dolayısıyla görevinden el çektirilmesi, ne yazık ki istisnai bir örnek değildir. Yerel mahkemelerde, bence rahat bırakıldığında çok sağlam kararlar çıkarabilen hâkim ve savcılar, üzerlerinde siyasetçilerin değil, bizzat HSYK”nın çok ağır baskısını hissederler. Bu baskılar yüzünden yargı mekanizmasının hiç de rahat çalışmadığı adliye çevrelerinde bir sır değildir.

Kuvvetler ayrılığı ilkesi gereği yasamadan ve yürütmeden bağımsız olması gereken yargı kendi içinde çok daha tehlikeli bir bağımlılık üretmiş. Yargı bizzat yargıçların tutsağı haline gelmiştir ve bu tutsaklığı bitirmenin yolu şimdiki yargının içinden geçmiyor. Ne yazık ki, yargı erki yargıçların neredeyse kişisel zimmetine geçmiş bulunduğu için bu mülkten vazgeçmeleri kolay görünmüyor. Dava dosyalarının içeriğine değil davacı veya davalıların kimliklerine göre bakılmasının bir hak olarak görüldüğü bir zimmet durumu… Kendisine tahsis edilmiş bir yetki alanı üzerinde sınırsız bir kullanım hakkı gibi…

Oysa hukukun üstünlüğü veya yargının bağımsızlığı hukukçuya böyle bir mülk üretememeli. Hukuk yargıçların da üzerindedir ve bunun temin edilmesinin en önemli yolu, yargıçların da her düzeyde denetlenebilmesi, kararlarının sorgulanabilmesidir.

Doğrusu hukukun hukukçuların zimmetine geçiş halinden tabii ki hukukçular da sorumsuz değildir ancak bunun yolunun açık olması bizzat yargı bürokrasisinin yanlış yapılandırılmasının kaçınılmaz bir sonucudur. Üyelerin seçilme biçimi kapalı devre çalışan bir kast sistemini, kendiliğinden üretirken kararlarının kesinliği bu erki hoyratça kullanmalarını teşvik ediyor. Hele ortada Türkiye”de yerleşik olan bazı kimlik ve grup kamplaşmaları gibi müzmin bir sorun da varken, hukukun üstünlüğünden ziyade tarafsızlığının temin edilmesi acil bir ihtiyaca dönüşüyor.

Hukukun üstünlüğünden ziyade tarafsızlığı son zamanlarda çağdaş hukuk literatüründe çok daha fazla vurgulanan bir değerdir. Adalet bakanlığının üzerinde çalıştığı taslak zaten “Türkiye için özel bir sistemin” arayışında değil. AB ülkelerinde de çok önceden ortak aklın bulmuş olduğu yollar ve çözümler öneriliyor sadece. Uygulamakla görevli oldukları hukuku zimmetlerine geçirip keyfi olarak kullandıklarında bile hiç kimseye hesap vermek zorunda olmayan bir yargı bürokrasisi yerine her kararını şeffaflıkla ve izlenebilen bir mantık ve muhakemeyle veren bir yargı tesis edilmeye çalışılıyor. Bunun için yüksek yargı üyelerinin sayısının yeteri kadar artırılması ve seçimlerinde daha çoğulcu bir yapının oluşturulması esas alınmaktadır.

Adalet üretmekten gittikçe uzaklaşmış yargıya dair tekrar ümitlerin tesis edilmesi açısından bu reform Türkiye”nin Kürt meselesinden de, darbe meselesinden de daha önemli bir meselesidir. Çünkü bütün meselelerin çözümü her şeyden önce güçlü, adil ve tarafsız bir yargının varlığıyla tamamlanabilir.

Onun öncesinde hangi meseleye el atsanız atın, iyi bir yargı ile desteklenmediği sürece kendini veya benzerini sürekli olarak yeniden üretir durur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: