Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yargı ele geçirilmiyor, elden gidiyor

HSYK”da son günlerde yaşananlar 12 Eylül”de oylanacak anayasa değişikliği paketinin neden önemli olduğunu sıcağı sıcağına ve bütün acilliğiyle bir daha hatırlatıyor.

Kurul”un siyasetçilerin dışında beş kişiden oluşan üyelerinin sürpriz kararnamelerle istedikleri davalardan istedikleri sonuçları çıkarmalarına yarayacak atama operasyonlarına giriştikleri görülüyor. Yargılanması devam etmekte olan ve kendileriyle ideolojik ve organik yakınlığı açık hale gelmiş olan Erzincan Savcısı İlhan Cihaner”in Ankara”da boş bulunan son derece kritik Başsavcılık makamına getirilmesi isteniyor. Aynı zamanda özel yetkili mahkemelere de önceden bulunmayan yedek üyelikler ihdas ederek bunun için seçilmiş özel isimleri atamaya kalkışarak Balyoz ve Ergenekon gibi davalarda müdahale alanları yaratmanın peşinde. Bu tür davalarda tutuklama kararı verilen sanıkların sürpriz biçimde serbest bırakılması hep bu tip üyelerin marifetiyle oluyor nitekim.

Kuruldur bu, anayasada tanınan haklar ve yetkiler muvacehesinde böyle bir tasarrufta bulunmasının önünde bir engel gözükmüyor, ama bu işlemin siyasi anlamı hemencecik göze çarpıyor ve yasal sınırlarda kullanılan bu yetkide açık bir kasıt ve hedef olduğu anlaşılıyor.

Cihaner örneğinde, yargılanmakta olan bir savcının muhtemel bir mağduriyetini engelleme konusunda HSYK”nın bir duyarlılık gözetmesi bir yerde çok göz yaşartıcı bir hareket, ama aynı duyarlılık diğer hakim veya savcılara gösterildiği taktirde. Oysa Sacit Kayasu, Gültekin Avcı, Reşat Petek, Ferhat Sarıkaya gibi hâkim ve savcıların iplerini bizzat kendi eliyle çekmiş bir Kurul”un Cihaner konusunda sergilediği duyarlılık hukukun üstünlüğüne hiçbir şekilde katkıda bulunmaya matuf değil. Aksine yargı teşkilatını idare etmekle yükümlü olan bu üst kurulun istediği davalara karşı operasyonel ekiplerini kurmaktan başka bir işlevinin kalmamış olduğunu gösteriyor.

Esasen seçilme tarzları ve görev ve yetki tanımları itibariyle bu sonuç hiç de şaşırtıcı değil. Türkiye”de adliye teşkilatında görev alan bütün hâkim ve savcıların atama ve terfi işlemlerini bu beş (+2) kişilik kurul oluşturuyor. Zaten işin başında hem savcıların hem de hâkimlerin aynı kurul tarafından atanıyor olmasında bir tuhaflık var. Hem iddia hem yargı makamının aynı elden tayini adil yargılama sürecini kökten ifsat eden bir durumdur. Herhangi bir davada istenen sonucun sipariş edilebilmesine imkân tanıyan ayartıcı bir yetkidir bu. Yakın geçmişimizde inanılmaz hukuk skandallarının bu kararları verenler üzerinde hiçbir etkiye yol açmadan yaşanıp gitmesi hukuk sistemimizdeki asıl adalet kaçağının buralarda aranması gerektiğini ihsas ettiriyor.

Bugün HSYK”nın yapısının yeniden düzenleneceği yeni anayasal düzenlemenin yargıyı hükümete bağlayacağı iddia ediliyor, oysa işin aslı yargının hem hükümete karşı hem de başta HSYK olmak üzere diğer bütün organlara karşı daha özerk hale geleceğidir.

Dikkat edilirse, yargı reformu ile ilgili yargı süreçlerinin aslı yaşandığı mahkemelerdeki hâkim ve savcılardan pakete hiçbir eleştiri gelmiyor, çünkü bu hukukçuların asıl baskısını hissettikleri şey siyaset değil, üyelerinin seçiminde hiçbir katkıda bulunamadıkları HSYK”dır. Hukukun üstünlüğünün hukukçuların üstünlüğü demek olmadığını defalarca söyledik belki, ama bence Türkiye”de bunu bile söylemek mümkün değil çünkü sözkonusu olan gerçekten hukukçunun değil kurulun beş üyesinin üstünlüğüdür. Onun dışında yerel mahkeme hâkimleri arasında HSYK”ya rağmen bir davanın açılmasının veya ilerletilmesinin mümkün olmadığına dair sayısız hikâye dinleyebilirsiniz.

12 Eylül”de oylanacak olan düzenlemede HSYK”nın çağdaş ülkelerdeki standartlara biraz daha yaklaşacağı aşikâr. HSYK”nın üye sayısı 22”ye çıkarılıyor ve mevcut üyeler devam etmekle birlikte bilhassa yerel mahkemelerin de kendi aralarından 10 üye seçmeleri öngörülüyor. Adalet Akademisi ve Cumhurbaşkanının seçeceği üyelerle birlikte HSYK”nın yapısında aslında hiçbir partinin veya iktidarın kolaylıkla tek başına hâkim olamayacağı çoğulcu bir kompozisyon oluşmuş olacak. Ayrıca hâkimlerle savcıların işlerine ayrı kurulların bakması sağlanarak ikisinin bir elden kontrol edilebilmesinin yolu kapanmış olacak.

Hayırcıların ısrarla paketin içeriği hakkında bir tartışmadan uzak tutup paketin genelinin AK Parti”ye yarayacağı noktasından hareketle cephe açmaları anlaşılmaz bir durum değildir. Paketin AK Partiye yarayacağından değil telaş. Asıl telaş yargıyı hâlihazırda ellerinde avuçlarında hissediyor olmaları ve bu sürecin sonunda bir daha eski günlerdeki gibi seçimlerle veya demokratik yollarla hak edilmemiş iktidar alanlarını kullanamayacak olmalarıdır.

Bağırdıkları kadar var. Gerçekten bir mülk olarak tuttukları yargı ellerinden gidiyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: