Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yaratıcı yanlış anlamalar

Tarih boyunca milyonlarca kez okunmuş birçok kitabın, birçok metnin aynı şekilde anlaşılmış olduğunu söylemek mümkün müdür? Ya bu kitap yorumlarından hangisinin diğerine üstün olduğuna, her bir yorumun kendi tarihsel bağlamından ayrı karar verilebilir mi?

Socrates”i ele alalım. Onun hayatı boyunca hiçbir şey yazmamış olduğu biliniyor. Bir şeyler yazmaya karşı özel bir duyarlılığı olmuştur. Buna karşılık onun sofistlerle olan tartışmalarını aktaran Platon ile Aristoteles”in kendi görüşlerine isnat ettikleri yorumlar sistematik felsefenin ilk ve daha sonra binlerce yıl etkisini devam ettirecek formunu oluşturmuştur. Aynı Socrates”in öğrencisi olan iki ayrı ve birbirine zıt eğilim olmuştur. Hazcılığın ilk formülasyonunu yapmış olan Kyreneliler ile haz karşıtlığını en iyi şekliyle ifade eden Kyniklerin veya Megara Okulunun her birinin aynı Socrates”i dinlemiş olduklarını söyleyebilir miyiz?

Doğrusu herkes karşısında kendi Socrates”ini bulmuş, onu dinlemiştir. Kyniklerin, yani Socrates”in felsefesini hazcılığa karşı işletenlerin toplumsal tabakadaki yerleri epey aşağıdadır, yani, yoksuldurlar. Buna karşılık Kyreneliler toplumun aristokrat sınıfına mensuptur. Bunların ait oldukları tabakaların Socrates”i görme ve dinleme biçimlerini derinden etkilemiş olduğu açıktır. Yoksa zaten yoksul olan insanlar hazcı bir felsefeye sahip olsalar, bunu nasıl gerçekleştirebileceklerdir ki?

İslam felsefesi olarak bilinen Aristocu (Meşşai) filozoflar çevirilerini okudukları Platon”u Eflatun diye okumakla kalmamışlar, ünlü filozofu belki de hiç kast etmediği bir bağlama yerleştirmişlerdi. Gazali, Meşşai filozofların Aristo”ya istinaden ürettikleri felsefenin İslam”la ne kadar bağdaşmadığını anlatan ünlü eserini (Filozofların Turatsızlığı) yazdı. Ondan sonra gelen ve reddiyesine reddiye yazan İbn Rüşd ilginç bir iddia ortaya koydu: Aslında Aristocu Müslüman felsefecilerin okudukları Aristo”nun eserleri ya yanlış çeviriden dolayı veya bazı karıştırmalardan dolayı çok yanlış okunmuştu. Bu yanlış okumalarını baz alan Gazzali”nin anladığı Aristo da İslam filozoflarını tanıttığı bu yanlış Aristo veya Eflatun idi. Buna karşılık hem Meşşailer, hem de Gazzali”nin kendisi yanlış bir Aristo algısı veya okuması dolayısıyla son derece zengin felsefelerini ortaya koymuşlardır.

Bu bir skandal mı olarak anlaşılmalıydı, yoksa yanlış bir anlama üzerine büyük bir felsefenin nasıl mümkün olabildiği üzerinde mi durmak gerekiyor?

Başka bir örnekte Marx, en çok anlaşılmayı beklediği İngiltere veya Fransa”dan ziyade Rusya ve Çin tarafından anlaşıldı. Oysa Marx bu ülkeler tarafından hiç de anlaşılmayı ummuyordu. Muhtemelen bu ülkelerin halkları, onu, ona göre yanlış anladılar. Belki bu halklar kendi Marx”larını ürettiler. Mevcut haliyle Marx bu halkların hiçbir işlerine yaramıyordu. Onlar da işlerine yarayabilecek bir Marx ürettiler ve devrimlerini yaptılar.

Aynı Marx”ı yorumlayan Althusser, Marx isminin yekpare bir tipe tekabül etmediğini tespit etti: Marx”ın hayatında birbirinden ayırt edilebilecek en az iki dönem var ve bu iki dönem arasında bir epistemolojik kopuş vardır. Birinci dönemin Marx”ı çok iradecidir. İnsanların kendi kaderlerini değiştirebileceklerine inanıyor. Oysa dünya tarihinde insanların inisiyatiflerinden bağımsız olarak çalışmakta olan bir gidişat vardır. Marx ikinci döneminde insanlık tarihinin bu mahiyetini nihayet fark edip bilimselliğe dönmüştür. Althusser, bu bilimselci Marx”ı kendine daha yakın görüyor.

Ünlü Arap İslamcı Marksistlerinden Abdullah Laroui ise Althusser”in Marx”ın düşünce hayatında tespit ettiği bu iki dönemden ideolojik olan ilk dönemin bizim şartlarımıza yani Arap-İslam dünyasının şartlarına daha uygun olduğunu söylüyor. Çünkü zaten Arap-İslam dünyasının geri kalmışlığının kültürel arkaplanını kadercilik oluşturmuşken, kaderciliğin Marxist bilimsel formunu benimsemenin bu halklara hiçbir faydası olmayacaktı. Eğer Marksizm benimsenecek idiyse, bu Marksizm insana kendi kaderini tayin edebileceğine inandırabilecek, yani bir miktar ideolojik bir Marksizm olmalıydı.

Sizce kaç tane Nietzsche, kaç tane Hegel, kaç tane Marx vardır? Bunların her biri birçok başka vesilenin yanı sıra, okundukları her ülkede de farklı bir kılığa bürünürler. Milletler, düşünürleri veya düşünceleri kendi karakterlerine uygun bir algı süzgecinden geçirirler. Bu geçişin sonucunda bu düşünürlerin çok değişik versiyonları ortaya çıkabilir. Düşünürler dönüp kendi düşüncelerinin bu tür aktarmalar sonucunda ne hale geldiğini görseler, muhtemelen bu yeni kılıklarını tanımazdan gelirler.

Tarih böyle büyük yanlış anlamaların yol açtığı sürpriz ve yaratıcı gelişmelerin örnekleriyle doludur. Belki bu yanlış anlamalar sayesinde koca bir İslam felsefesi mümkün olmuştur.

Ancak konuyu basit bir bilgisizlikten kaynaklanan bir yanlış anlama düzeyinde bırakmamak gerekiyor. Nice büyük felsefeler, kitaplar, düşünceler insanların kendi pozisyonları açısından yeniden, ama farklı ihtiyaçlara karşılık vermek üzere, aslından saptırılarak tercüme edilmiştir. Bu, açıkça yanlış olan tercümeler, bu halleriyle başka bir düşünce ürününün oluşumuna yol açmıştır. Özellikle büyük düşünceler ortaya çıktıkları kültür ve medeniyetten başka bir kültür ve medeniyet içerisinde okunuyorlarsa, bu okumaların böylesi bir seçiciliğe sahip olmaları kaçınılmazdır.

Hiç kimse burada yazarın gerçek niyetiyle birebir bir buluşmanın imkânını beklememeli. Belki bu buluşmaların olmaması sayesinde anlama dinamik ve bir o kadar insani bir sürece dönüşür.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: