Prof. Dr. Yasin AKTAY

Vesvese

Mavi Marmara eylemi dünyanın İsrail”in haksız imtiyazlarıyla, zalimce kurulmuş düzenini en açık şekilde faş etme fırsatını sunmuş bir olaydır. Türküyle, Kürdüyle , Arabıyla bütün Türkiye halkını nadiren aynı duygular paralelinde bir araya getirebilen, bir ortak duyarlılığın sonucudur. Türkiye”de bu düzeyde bir ittifakı sağlayabilen çok az vesile oluyor.

Mavi Marmara yolculuğuna katılım düzeyinde yakalanmış olan bu ittifak yoğunluğu bu gemiye karşı İsrail”in hunharca saldırısı karşısında çok daha yüksek seviyelere çıktı. İnsanlığa karşı işlenmekte olan bir suça, 2 milyona yakın nüfusuyla bir halkı abluka altında tutma suçuna dur demek üzere tamamen sivil bir niyet ve yöntemle yola çıkmış bir gemiye uluslararası sularda saldırıp 9 silahsız-savunmasız vatandaşımızı şehit eden İsrail”in kendini savunabilecek hiç bir geçerli argümanı yok. Olmadığı için BM”nin olayı sorgulayan raporlarını hep yapageldiği gibi alavere-dalavere manipüle ederek yönlendirmeye çalışması işleri yüzüne gözüne bulaştırmaktan başka bir sonuç vermiyecekti, vermedi. Mızrak bu sefer çuvala sığmadı, çünkü bu sefer mızrağı çuvala tıkıştırmaya çalışırken onu sobeleyen Türkiye”nin itirazı ve isyanıyla karşılaşıyor.

İsrail şimdiye kadar yaptığı bütün yanlışlar yanına kâr kalmış bir ülke, çünkü ABD”den gördüğü himaye ve destek, Avrupa”dan da gördüğü aşırı anlayışın oluşturduğu savunma kalkanı onu dokunulmaz kılmış. Aleyhine alınmış bir sürü BM kararının ABD tarafından veto edilmesi, edilmeyenlere de kendisinin uymaması en doğal hakkıymış gibi görüldü. Böylece kendine göre oluşturduğu düzen, Ortadoğu”da katlanılması çok zor olsa da bir tür ebed-müddet hissi veren bir alacakaranlık kuşağı oluşturdu.

O kadar ki, bölgede 2. Dünya savaşı sonrası oluşmuş ve halklarından kopuk diktatörlerin ayakta kalma tarzının formülünü bile İsrail”in bu düzeni sağladı.

Formül basitti: asla somut bir harekete yol açmayacak ama alabildiğine anti-İsrail bir resmi ideoloji. Bu diktatörlerin bu anti-İsrail söyleme sonsuza kadar prim verme hakları vardı, ama hiç birinin İsrail”in bölgede tesis ettiği düzeni gerçek anlamda tehdit edecek hiç bir siyasetleri mevzubahis olamazdı.

Kaddafi”nin bir dönem İsrail”i yok edecek bir atom bombası arayışı içinde olduğu bile biliniyordu, ama asla hiç bir zaman İsrail”e bir mermi bile yönlendirmedi, çünkü bu düzenin içindeki misyonu bu değildi. Arap ülkelerinin hepsi İsrail”e giriş-çıkış yapmış bir pasaportu bile geçersiz sayacak kadar İsrail-karşıtlığı pratiklerine de sahipler, ancak onun ötesinde bir rolleri yok.

İsrail karşıtlığı kendi halklarında bir resmi-ideoloji olarak kendi meşruiyetlerini tesis eden, hatta İsrail haksızlığından yana bir mağduriyet söylemi de üreten garip bir ideoloji. Suriye rejimi Golan”ın işgalinden kaynaklanan bir mağduriyeti halkının desteğini garantiye almak üzere kullanabilen bir rejim. Golan”ı nasıl koruyamadığının hesabını vereceğine İsrail”den şamar yemiş olmayı bir acındırma vesilesi olarak kullanabiliyor. Aynı Esat rejimi kendi halkını İsrail”den daha büyük bir gaddarlıkla katlederken, işin arkaplanında zengin su kaynağı Golan”ı da aslında bir anlaşmayla ve hiç savaşmadan İsrail”e terketmiş olduğunu öğreniyoruz.

İsrail”in bölgede tesis etmiş olduğu bu karmaşık, iki-yüzlü, sahtekar liderlerle işbirliğine dayalı düzenin sarsılmasını tetikleyen en önemli faktörlerden biri başbakan Erdoğan”ın Davos”taki çıkışı ise, bir diğeri de Mavi Marmara seferi olmuştur. Bölgeyi yakından inceleyenler her iki olayın kendi liderlerine yönelik büyübozucu etkisini nasıl oynamış olduğunu açıkça görürler. Türkiye baştan beri bu olayları planlayarak yapmış değil, ama kendi karakterine uygun davranan insanların tarihte de mukabil rolleri ve neticeleri oluyor.

Türkiye epey zamandır üzerine serpili ve olanı olduğu gibi kabul etmeye kendisini zorlayan ölü toprağını silkip atmıştır. Yanlışa yanlış, zulme dur demeye kendi varoluşunun şartı olarak teveccüh etmiştir. Bunu yapmanın risksiz bir şey olduğunu kimse söyleyemez elbet. Ama risk barındırmayan bir özgürlük mücadelesi var mı zaten? Özellikle Ahmet Altan”ın ve bazı liberallerin son zamanlarda dilendirdikleri eleştiriler bağlamında, devlete, içinde risk barındıran her türlü hareketten, eylemden men etme hakkı tanımak ister misiniz, böyle bir devleti gerçekten arzular msınız? Kürt meselesinde devlete hiç bir şekilde tanımadığımız bu müdahaleci inisiyatifi hiç bir şiddet niyeti veya hazırlığı olmayan, tamamen sivil bir insiyakla hareket eden Mavi Marmara”ya veya Filistin davasına karşı tanımanın münasebeti ne olabilir?

Bir defa Mavi Marmara tamamen sivil toplum tarafından girişilmiş ve arkaplanında olabilecek en yüksek toplumsal destek bulunan bir hareket. İkincisi, Türkiye”nin bölgesinde ve dünyada daha adil bir düzeni tesis için mücadele veren bir ülke olması lüks bir fantezi değildir. Türkiyenin sadece kendi halkına maddi refah sağlamaya odaklanmış bir hükümet tarzıyla yetinmesi isteniyor. Bölgede olup bitenlerle ilgilenmesi lüks bir maceracılık olarak görülüyor. Oysa hem sağlanan refah biraz da bu bölgesel dış politika ilgileri sayesinde mümkün hem de bölgemizde olup bitenler bizi lüks ilgilerimiz yoluyla değil, zorunluluktan ve birinci dereceden ilgilendiriyor. Gazze”ye yağan bombalar bugün Türkiye halkının büyük çoğunluğunda doğrudan hissediliyor.

Bu bağlamın tarihi içinde hiçbir zaman yakalayamamış olduğu bir haklılığa rağmen bugün Mavi Marmara yolculuğunun başına dönmeye, yolculuğun haklılığını, hırsıza neredeyse hiç bir suç payı bırakmamacasına sorgulamaya yapılan davet sadece vesvese. Hepsi de vesvese…

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: