Prof. Dr. Yasin AKTAY

Vesayet ve demokrasi

60 yıllık demokratik hayatımızda bir türlü yaptığımız işi demokrasi olarak içimize sindirecek düzeye gelmiş değiliz. Halkın iradesinin kendi başına bırakıldığında ya davulcuya ya zurnacıya koştuğunu düşünen ve kendilerini sistemin liyakatli sahipleri olarak gören etkili mihraklar var ve bunlar, halkın, kendisi için iyi veya kötü olanın ne olduğuna hiçbir zaman karar veremeyecek kadar toy ve çocuksu olduğuna inanırlar.

Gel gör ki, bu mihrakların halk için takdir ettikleri “iyi” hiçbir zaman halkın rağbet ettiği bir şey olmuyor. O yüzden demokrasi her zaman bu seçkinci taifeyi halk hakkında kaçınılmaz olarak hayal kırıklığına uğratır. Ancak bu hayal kırıklığı Türk modernizminin ilk aşamalarında gerçekten basit ve samimi bir hayal kırıklığı olarak yaşanıyordu çünkü bu seçkinciler aydınlanmacı eğitim sisteminde ezberledikleri, kendilerine göre “doğru” bilgileri halka benimsetmeye çalışırken gerçekten halk için bir şeyler yaptıklarına inanıyorlardı. Halkın bu bilgilere veya yaşam tarzına rağbet etmiyor olması, ciddi ciddi bu aydınlanma misyonerlerini üzüyordu.

Oysa zamanla bu hayal kırıklığı bir tür yabancılaşmaya ve öfkeye dönüştü. Çünkü muhtemelen eğitilmesi hedeflenen kitleler ile aradaki ilişkinin basit bir aydınlanmış-cahil ilişkisine indirgenemeyeceğini onlar da fark ettiler. Soruna dünyaya apayrı bir noktadan bakmanın ürettiği siyasi gerilimlerden bakmaya başladılar. Bu aşamada ise eski aydınlanmış seçkincilerin hiçbir kural ve etik tanımayan iktidar hırsları bütün boyutlarıyla kendini hissettirmeye başladı.

Bugün seçkincilerin halkın büyük çoğunluğu üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküm biçimi, başlangıçta aydınlanmacı bir insiyakla harekete geçmiş olan vesayetçi yaklaşımdan oldukça farklı olarak açıkça bir hasmın bertaraf edilmesi, dışlanması ve yok edilmesi mantığına oturuyor. İnsanlar için hangi kimliğin doğru olduğuna, hangi hayat tarzının uygun veya hangi bilginin faydalı olduğuna karar verebilen aydınlanmış despotun vesayetçiliğinden farklı bir vesayet düzeniyle karşı karşıyayız bugün. Bugünün vesayetçiliği iktidar tutkusunun en acımasız ve en yok edici hasımlığıyla karşımıza çıkıyor.

Bu yıl Abant Platformu”nun 22. Toplantısı, gerçekten Abant”ta, demokratik hayatımızı gölgeleyen vesayet unsurlarını tartışmak üzere toplandı.

Doğrusu vesayet kavramı bir yerde demokratik hayatımızda karşımıza çıkan her türlü kötülüğün kod adı gibi gereğinden fazla yere uyarlandı. Bu yanıyla asker veya yargı vesayetine karşı sulandırıcı ve anlamsızlaştırıcı bir hamle olarak “sivil vesayet” kavramının yol açtığına benzer bir tehlike oluşmuyor değil. Ancak konu sıcağı sıcağına sürekli yaşamakta olduğumuz sorunlarla yakından ilgili.

Kendi alanındaki teknik bilgisi konusunda bile bir dizi sorun yaşayabilen askerin sivil hayatın her alanına uzanan müdahalesi giderilmesi zor bir vesayet sistemi oluşturuyor. Bu vesayet sistemi kesinlikle 60 yıldır bütün kurumlarıyla Türkiye”nin gerektiği kadar gelişememesinin en büyük nedeni sayılır. Diğer yandan yargı üzerindeki etkisi de tartışılmaz olduğu halde yargının bir de kendi başına hukuk sistemi üzerinde kendi görev tanımlarını ve yetkilerini aşan nüfuz ve yetki kullanımı demokratik sistemimizin kuralınca çalışmamasının, keyfi bir iradeye tabi olmasının en büyük nedenini oluşturuyor.

AYM, gündemindeki Anayasa değişikliklerini iptal davasıyla tam de vesayet çerçevesinde ciddi bir imtihanla karşı karşıyadır. Bu imtihanda zor olanı, hatta muhal olanı tercih edip sistem üzerinde bir istisnai üstünlük iddiasında bulunabilir. Şimdiye kadarki icraatlarına bakıldığında AYM”nin bunu yapmayacağına kimse emin olamıyor. Oysa bunu yaptığında daha önce de birkaç kez denediği gibi anayasayı resmen askıya alan bir tutum sergilemiş olacak.

Bu askıya alma işlemlerinde halka herhangi bir iyilik iddiasının bulunmuyor olması ise ayrıca dikkat çekicidir. AYM”nin kendince gerektiğinde Anayasa”yı ihlal eden, kendini Anayasa”nın üstüne çıkaran takdirlerinde halk için hiçbir “iyilik” iddiası açık veya örtük bulunmuyor. Aksine bu tür kararlarında hep belli bir kesimi kendine hasım gören bir taraf olarak, o tarafa karşı bir iktidar mücadelesinin gerektirdiği acımasızlıkla bir imha aktörü gibi hareket ediyor.

Demokrasi üzerindeki her türlü vesayet halkı kendine yetmeyen, reşit olmadığı için kararları üzerinde daha akıllı veya bilgili olanların gözetimi esasına dayanır ki, demokrasi kavramıyla temelden çelişen, demokrasinin mantığı açısından “ilkel” bir düşüncedir bu. Demokrasi kavramı ile vesayet hiçbir şekilde bağdaşmaz. Ne var ki, iyimser bakılabildiğinde bu tarz bir vesayetçilikte yine de masum bir taraf bulunabilir. Oysa bugün karşı karşıya kaldığımız vesayet biçiminde hiçbir masumiyet işareti bulunmuyor. Aksine yorumlamakla yetkili kılındığı hukuku kendi hasımları üzerinde istediği gibi kullanabileceği bir silah olarak gören bir tahakküm biçimi olarak tezahür ediyor.

Bu tahakküm biçimine karşı vesayet kavramının bütün boyutları üzerinde düşünmenin özgürleştirici bir misyonu yerine getirebileceğini umut ediyorum.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: