Prof. Dr. Yasin AKTAY

Verilmiş Sadakamız varmış

Bu söz, biliyorum ucuz atlatılan görünmez kazaların ardından söylenir. Nokta Dergisinde emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek”in günlüklerinde anlatılanlar bir kaza değil, taammüden işlenecek tam iki darbe girişimini atlatmış olduğumuzu gösteriyor. Bir darbe teşebbüsünde bulunanlar çok önceden ortamı hazırlarlar. Yıllar öncesinden başlıyor süreç… 27 Mayıs birkaç yıl öncesinden başlatılmış bir sürecin sonucunda gerçekleşmiş. 12 Eylül de öyle… Yıllar öncesinden bizzat darbecilerin göz yumdukları, yetmiyorsa tırmandırdıkları terör olaylarının akabinde kendilerinin “halk tarafından dört gözle beklendikleri bir ortamı” hazırlamışlar, darbe öyle olmuştu. 28 Şubat”a da “darbe” yerine “süreç” denilmesinin bir sebebi çok uzun ve sistematik bir çalışmayla hazırlanması idi.

Oysa yayınlanan günlüklerde ortaya çıkan şey, darbe niyetinin de girişiminin de iyice sıradanlaşmış olduğu, ortam uygun olsun olmasın, neredeyse belli bir makama gelenin hemen düşünmeye başladığı bir iş haline gelmiş olduğu.

Komutanların düzenli olarak bir araya gelip darbe konuştukları ortamda Türkiye gerek yurt içi gerek yurt dışında almış başını gidiyor. Irak”ta, Kıbrıs”ta AB ilerleme sürecinde büyük mesafeler kat edilmiş. 28 Şubat sürecinin işlemesine yol açan tedirginlikleri haklı çıkaracak hiçbir girişimi yok hükümetin. Kendi tabanıyla yer yer ters düşmek pahasına sistemde bir tedirginlik yaratacak her türlü girişimden ısrarla uzak duruyor. Irak”ta durum hiç de fena gitmiyor. Kıbrıs”ta sadece biraz söylem değişikliğiyle büyük bir psikolojik ve diplomatik üstünlük kazanılmış, AB sürecinde korkulan büyük tavizler verilmeden yine birçok kazanım elde edilmiş, ekonomi iyi gidiyor, halk hükümetten görece epey memnun. Öyle bir ortam ki, bir askeri darbenin telaffuz edilme ihtimali bile absürt kaçıyor.

Ama komutanlarımızın gündemi tamamen farklı. Onlar bir araya geldikçe maç muhabbeti yapar gibi darbe muhabbeti yapıyorlarmış. Darbe planlaması bir tür eğlence halini almış. Sanki 3. Dünya ülkelerinin meşhur “sabah erken kalkanın yönetime el koyduğu” bir kişisel ihtiras ortamı kaplamış ortalığı. Yani darbe için şartların uygun olması, olmaması hiç önemli değil, değilse zaten hazırlanır. Önemli olan darbe düşüncesinin komutanlarımızın aklına bu kadar kolay, bu kadar keyfi, bu kadar hesapsız ve tabii ki dünyadan kopuk bir yolla geliyor olmasıdır. Günlüğü okurken en çok aklıma gelen soru şu: Komutanlarımız hangi zaman düzeyinde yaşıyorlar? Kesin olan bir şey var: Bunlar ülkenin zamanında yaşamıyorlar, ülkenin tarihinden çok kopuklar. Kendilerine ait bir zaman algıları var. Dünya nereye giderse gitsin onlar kendi zamanlarını, kendi tempolarını yaşıyorlar. O yüzden bu anlayıştan her an bir kaza sadır olabilir. Sadaka vermeyi ihmal etmeyelim.

İmam-Hatip mezunlarının da üniversitelere gidebilmesi önünde hükümetin yasal düzenleme girişimini büyük bir öfkeyle karşılıyorlar. Hilmi Özkök”ün endişeye mahal olmadığını İmam-Hatiplerde diğer liselerde okutulan bütün bilim derslerinin de zaten okutulduğunu hatırlatmasına karşılık sorulan soruya bakın. “Her şeyin yüce yaratıcının iradesinde olduğunu düşünen birisi bilimsel düşüncenin temel şartı olan nedensel zinciri nasıl kabullenebilir?”. Sahi bunlar İmam-Hatip liselerini bu kadar mı tanımıyorlar? Bilimin nedenselci zincirini tanımak ile yaratanın bu işteki iradesini anlamak arasında neden bir çelişki olsun? Hangi İmam-Hatiplinin kafası bu çelişkiye takılmış?

Türkiye”nin bir kuvvet komutanı bırakınız toplumdaki, bizzat devletin kurumlarında verilmekte olan eğitime bu kadar mı yabancı olabilir? Bu bilgi düzeyi karşısında İmam-Hatip liselerindeki eğitimi bırakıp, Harp okullarındaki eğitime bakmamız çok daha elzem olmuyor mu?

Sanırım bu ülkenin bir vatandaşı olarak şunu sormaya hakkımız vardır. Acaba, nasıl bir eğitim veriliyor ki oralarda, ülkenin geri kalan kısmına, zamanına, kültürüne, değerlerine bu kadar yabancılaşabiliyor?

Öyle ya İmam-Hatip liselerinden yetişen insanların bu ülkenin başına bir bela olarak musallat olmasını istemediğimiz için orada verilen müfredatın her dersini, her konusunu, her ünitesini bütün ayrıntılarıyla denetleyebiliyoruz. Çok şükür şu ana kadar da İmam-Hatiplerden bu memlekete bir zarar gelmedi. Ama bu ülkeye kırk yıl içinde her biri Türkiye”yi onyıllarca geri bırakan, bambaşka bir zamanda ve seviyede yaşamaya mahkûm eden tam dört darbe hediye etmiş bir başka kanal daha var. Buralarda yetişip en üst noktaya gelenlerin, bir araya geldiler mi bir anayasa suçu olan darbeyi resmi görevlerinin bir rutini gibi kabullenmiş oldukları görülüyor. Bu noktaya hangi ortamda yetişerek geldiklerini, onlara nasıl bir eğitim verildiğini, bu eğitim sürecinde onlara toplumun diğer insanlarına karşı nasıl duygular aşılandığını sormak gerekmiyor mu? Hepimizin vergileriyle desteklenen bir eğitim süreci toplumun geri kalan kısmına nefret olarak dönüyorsa, anayasa suçu olarak dönüyorsa bundan daha vahim bir sorunumuz yoktur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: