Prof. Dr. Yasin AKTAY

Uzlaşma değil rüşvet istiyorlar

Son birkaç aydır Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olarak yaşadığımız öncül ve artçı krizlerin hepsinin anahtar sözcüğü olarak “uzlaşma” Anayasa Mahkemesi kararıyla resmi bir nitelik de kazanmış oldu. Böylece aslında siyasete, demokrasiye, hayata ve akla aykırı olan “hurafe bir kavram” Türk siyasetine hiçbir uzlaşma yolu denenmeksizin dayatılmış oldu.

Bugünlerde farklı partilere katılan siyasilerin sıkça başvurduğu klişe bir gerekçede de yerini buldu kavram: “bu partiye ülkenin ihtiyaç duyduğu uzlaşmaya katkıda bulunmak için geldim.” Uzlaşma arayışı giderek bir “demokrasi hurafesi” olarak bütün siyasi melekelerimizi felç edecek gibi görünüyor.

Demokrasinin tabiatında öncelikli bir unsur olarak uzlaşma değil, mücadele ve tartışma vardır. Taraflar bu mücadelelerde birbirlerine galip gelmeye çalışırlar. Siyasi tarafların ülkenin yönetimi hakkında farklı program veya iddiaları olur ve kim galip gelirse kendi tarzıyla ülkeyi yönetmeye çalışır. Tarafların birbirleriyle uzlaşmaları beklenen belki tek konu tartışmanın ve mücadelenin kurallarıdır. Bu kurallar üzerindeki uzlaşma da katılan bütün tarafların değil, asgari sayıdaki insanların (salt çoğunluk gibi) kararıyla sağlanır. Bir kez karar alındığı andan itibaren yeni bir yasama teklifine veya tartışmasına kadar katılan veya katılmayan herkes bu kurallara uymak zorundadır.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ihtiyaç duyduğu “uzlaşma koşulu” zaten çok önceden belirlenmiştir. Üzerinde bir uzlaşma sağlanmış olduğu için uygulanmakta olan mevcut yasalara göre, bir partiyi 364 milletvekiliyle Meclise yollayan halk ona Cumhurbaşkanını tek başına seçme yetkisini de tanımış oluyor. Bu oy oranını almış bir parti zaten uzlaşma için gerekli şartı yerine getirmiş demektir. Bu parti bu noktaya bir uzlaşma birikiminin sonucunda gelmiştir. Bunun dışında yeni bir “uzlaşma” alanı daha icat edip buna zorlamanın, hele bu konuda gerçekten de parmakları ısırtacak bir başarıya ulaşabilmiş olmanın tek anlamı vardır: İstenen uzlaşma değil, rüşvettir, avantadır.

Bazı güçler kendilerine yasalar muvacehesinde emanet edilmiş yetkilerini keyfi bir biçimde istedikleri gibi kullanabileceklerini gösterdi, bu yolla demokrasiden alışık oldukları avantalarını istediler. Kendilerine ait olmayan bir hakkı “uzlaşma” kılıfı altında kendilerine teslim etmesi gerektiğini hatırlattılar. (Burada gözünüzde bir evrakın arasına sıkıştırılmış bir rüşvet manzarası canlandırabilirsiniz). Cumhurbaşkanını seçme yetkisi mevcut durumda hükümete verilmişse bile kendilerini görmeden bunu yapamayacağını, “yargı ve riyasetin yüksek makamlarındaki” hatırı sayılır çevrelerine referansla gösterdiler.

Bu süreçte hükümet kanadının en büyük yanılgısı, yasalara dayanmayan bir yetki kullanımına gidilemeyeceğini zannetmiş olmasıydı. Ancak doğrusu, böyle zannetmediği taktirde de yapabileceği fazla bir şey yoktu. Hükümeti bugün Türkiye demokrasisine çöreklenmiş güçlere rüşvet vermekten başka bir anlama gelmeyen uzlaşma çabasına girmemekle eleştirmenin hiçbir haklı tarafı yoktur.

Erdoğan”ın Gül direnci karşısında nelere kadir olduklarını ve neleri göze alabileceklerini gösteren güçler Türkiye”nin üstesinden gelinmesi gereken en önemli sorunudur. Bu güçlerin kültüründe uzlaşmanın kırıntısından eser olmadığını unutmamak gerekiyor. Bu güçlerin kendi yetki alanları konusunda yabancısı oldukları tek kavram uzlaşmadır.

Uzlaşmaya çok düşkün olanlara sormak lazım: Mesela Cumhurbaşkanlığı makamının hangi icraatı toplumsal uzlaşmanın en ufak bir izini taşıyor? Rektörlük seçimlerinde, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerini seçiminde en fazla oy alan adaylar yerine en az oy alan, hatta hiç oy almayanların ataması yapılırken hangi uzlaşma yolu deneniyor?

Son derece ilkel, keyfi ve daracık bir “kamusal alan” tanımı yapılarak koskoca ülke bu daracık alana sıkıştırılırken kiminle hangi uzlaşma yolu denendi?

Yasalar çok açık ve net bir biçimde yasakların ancak kanunla konulacağını bildirmişken ve kanunda hiçbir yasaklayıcı hüküm yokken başörtüsü yasağının inatla, bu konuda “yetkisiz” olan bir Anayasa Mahkemesi kararına dayandırılarak sürdürülmesinde herhangi bir uzlaşma niyetinden eser var mıdır?

Bütün görev ve yetki alanlarında tam dayatmacı olanların diline bu şekilde yerleşiveren uzlaşma kavramının ne anlama geldiği yeterince açıktır. Şifre çözülmüştür: İstenen uzlaşma değil avantadır.

Bu saatten sonra uzlaşmadan bahseden her kimse, öncelikle bu rüşvet ve yolsuzluk çarkıyla arasına mesafe koyarak konuşmak zorunda bırakılmalıdır. Başka türlü Türkiye”nin bu siyasi ve ekonomik yolsuzluklardan arınması mümkün olamayacaktır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: