Prof. Dr. Yasin AKTAY

Üniversite gençliği ve siyaset

Milletvekili seçilme yaşının 25 yaşına indirilmesini düzenleyen kabul edildi. Partiler arasında kimin daha fazla istediğine dair bir atışma konusu olmaktan geri durmadıysa da yasa üzerinde en rahat uzlaşılan konulardan biri olarak geçti.

Türkiye”de gençliğin siyasetle ilgisine dair 12 Eylül”den bu yana hiç eksik olmayan bir memnuniyetsizlik sözkonusudur. Malum 12 Eylül politikalarının gençlikle ilgili tek uygulaması yoğun bir kontrol ve depolitizasyonu hedefliyordu. Süreç ortaya siyaset kavramına yaklaşılması bile çok büyük bir günahmış gibi bakan, buna mukabil kendinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen, başkalarının dertlerine en ufak bir diğergâmlık duygusu beslemeyen, dünyanın genel gidişatına karşı ilgisiz bir gençlik çıkarmıştı. Bu gençlik tipine 12 Eylül öncesinin anarşi ortamının meşhur örgüt isimlerine atıfla Sev-Genç deniliyordu. Sev-genç, 12 Eylül”ün üretimi olarak siyaset özlemi çekenlerin olumsuz gençlik tipolojisiydi.

Gençliğe bu bakış, giderek gençlikle başka türlü bir kopuşa yol açtı. Gençlik belli bir depolitizasyon sürecinin sonucu olabilirdi, ama üzerinde uygulan siyasetlerin kurbanı olarak siyasete sonsuza kadar duyarsız kalamazdı. Ancak gençliğin siyasete girdiği dönemlerde sergilediği tutumlar da genellikle yaşlı kuşağı tatmin etmekten uzak kaldı. Çünkü arada açıkça bir kuşak farkı vardı ve bu kuşak farkının ürettiği farklı siyasi tutumlar, çoğu kez öncekilerin beklentisini karşılamaktan uzak kalıyordu.

Oysa Türkiye”de her seçim dönemi (4 veya 5 yıl) içinde seçmen sayısının yüzde 15”ine yakını yenileniyor. Ölüp de seçmen kütüğünden düşenlerin yanı sıra katılan yeni seçmen kitlesi ilk defa oy verecek olanlardan oluşuyor. Yeni nesiller Türk siyasetine çoğu kez sürpriz tercihlerle yansıyarak seçim sonuçlarındaki dengeleri altüst edebiliyor 1999 seçimleri MHP”yi bir sürpriz olarak çıkardıysa, bu genelde yaşlı siyasi aktörlerin gençliğin dünyasındaki hareketliliği fark edememesinden kaynaklanmıştır. Gençliğin hevesleri, algıları, özlemleri, arzuları siyasete çok farklı bir açılım getirebiliyor. Bu açılım çoğu kez kimseyi mutlu da etmiyor. Türkiye”de oyların yükseliş ve düşüşünü seçmenin kendi partisine olağan sadakatsizliği kadar, belki bundan daha önemli ölçüde, yeni oy kullanan seçmen kitlesinin kontrol edilemeyen keyfiliği belirliyor.

Yeni nesillerin dünyasına gözünü kulağını açık tutanların süreç içinde bir nebze daha başarılı olduklarını söylemek mümkündür. Partilerin gençlik kolları gençlerin dünyasını sadece anlamayı değil, aynı zamanda yönlendirmeyi de hedefliyor. Kaçı gerçekten gençliği anlamaya çalışıyor?

MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezinin “Üniversite Gençliği Araştırması” özellikle üniversiteli kesimler hakkında oldukça kapsamlı bir görüntüye ulaşmaya çalışmış. Türkiye”nin özel veya devlet, merkez veya taşradaki otuz üniversitesinden her birinin nüfusuyla orantılı örneklem kotaları alınarak toplam 4449 öğrenciyle yüzyüze görüşerek elde edilen veriler ilginç bir üniversite gençliği profili ortaya koyuyor. Doğrusu bu profil, benim hep yakındığım depotilize, siyasete ilgisiz gençlik profilinden oldukça uzak. Üniversite gençliği siyasetle zannedildiğinden çok daha fazla ilgileniyor. Ülke ve dünya siyasetinin yanı sıra değişik kimlik ve eğitim sorunlarıyla ilgili sorulan bütün sorular hakkında kanaatler sergileniyor. Bu kanaatler gençlerden yana beklentileri olan siyasilerin birçoğunu memnun etmeyebilir. Doğrusu anketlerin ötesine geçilip daha derinlikli mülakatlarda bu siyasi ilginin bir kısmının farklı şekillerde siyaset aleyhine işleyen boyutları da tespit edilebilir.

Anket sonuçları, üzerinde uzunca durulmayı hak ediyor tabi. Burada sadece birkaç başlığı vermekle yetinelim:

Türkiye”de AB üyeliğiyle ilgili bir referandum yapılsa gençlerin yüzde 54,6”sı üyelik yönünde oy kullanacağı halde yüzde 61,6 Türkiye”nin müzakereler sonucunda AB”ye tam üye olamayacağını bekliyor. Yüzde 37.7”si ABD”yi, yüzde 13,7”si terörü, yüzde 4.3”ü de İsrail ve siyonizmi dünya barışı için en büyük tehdit olarak görüyor. Buna mukabil Türkiye dışında yaşamak istenebilecek ülkelerin başında hâlâ ABD geliyor.

Yüzde 76.8”i ÖSYM sistemini üniversite giriş sınavı uygulamasında başarısız görüyor. Yüzde 63.4”ü meslek lisesi mezunlarının yeterli puanla istediği bölüme girebilmesi gerektiğini; yüzde 77.1”i YÖK”ün bugünkü yapısı ve işleyişini başarısız olduğunu düşünüyor. Yüzde 68.3 mevcut hükümetin YÖK yasasında değişiklik yapması gerektiğini düşünürken, hükümetin bunu yapabileceğine inananların sayısı sadece yüzde 23.3. Yüzde 57.2 hükümetin bu konuda bir değişiklik yapamayacağına inanıyor.

Üniversite gençliğinin yüzde 68.7”sinde kredi kartı; yüzde 98.2”sinde de cep telefonu var. Yüzde 25.4 (erkekler) bakire olmayan bir kızla evlenebileceğini, yüzde 59.1 evlenemeyeceğini söylüyor. Yüzde 19.4 beş vakit namaz kılarken yüzde 64.8 Cuma namazına gitmekte yüzde 76.9”u da oruç tutmaktadır. Bu arada yüzde 55”i türbanın serbest olması gerektiğini düşünürken türban yasakçılığının öğrenciler arasında da yüzde 33”lük bir desteğe ulaşmış olması dikkat çekicidir. Bu rakam doksanlı yıllarda hiçbir zaman yüzde 15”i aşmazdı.

Bunun gibi daha birçok sorunun sorulduğu araştırmanın asıl ilginç taraflarından biri üniversiteler arası karşılaştırmaya da imkân vermesi.

Üniversitelerin durumunun bir çok konuda yaygın imaj veya kanaatleri sarsabilecek bir profil sergilediğini söylemekle yetinelim. Yerimizi fazlasıyla zorladık çünkü.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: