Prof. Dr. Yasin AKTAY

Üniversite disiplini ve yargısı

Haberlerde okumuşsunuzdur. KCK opesaryonlarında gözaltına alınan ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Selçuk Üniversitesi”nin 4 öğrencisi hakkında, üniversite yönetimi yargılama sonucunu beklemeksizin kendi disiplin soruşturmasını tamamlayıp okuldan ihraç kararı vermiş.

Olayı takip ediyoruz, olaydaki tuhaflık aşikar. Başka bir üniversitede cereyan etse bile kayıtsız kalınacak gibi değil. Ancak bir internet sitesinde bu olayla ilgili yapılan yorumun bir yerinde halen mensubu bulunduğum üniversite dolayısıyla doğrudan şahsıma gönderilen bir soruyla (belki de tekpi talebiyle) karşılaştım.

Doğrusu sorunun tonundan bir tür itham (kendi kurumunda yapılan haksızlığa karşı suskun kalmak veya daha kötüsü yapılanı onaylamak ithamı) sezdiysem de Türkiye”de demokratik taleplerin ulaştığı çıtayı hissettirmesi açısından aksine memnun kaldım bu atıftan. Üniversitelerde olup bitenlerden rektör ve yardımcılarının dışında hiç bir üniversite hocasının hiç bir dahlinin, eleştirisinin veya muhalefetinin sözkonusu olmadığı günlerden bugünlere gelmişiz demek.

Bir üniversite hocasının üniversite yönetimine muhalefetiyle, fikirleriyle katkıda bulunabildiği, yanlışa yanlış deyip düzeltebildiğinin en azından umulduğu bir üniversite.

Yoksa hala oraya gelmedik mi?

Beklenti çok güzel de hala oraya gelmiş olduğumuz kuşkusuz tartışmalı. Baksanıza yeni YÖK başkanımız Prof. Gökhan Çetinsaya bile YÖK”ün bugünkü kurumsallaşmış şeklinden şikayetçi. YÖK başkanları ve üyeleri ile üniversitelerin yöneticileri değişti. Kuşkusuz bu, çok şey değiştirdi, örneğin üniversitelerde bu tür olaylar olduğunda herkesin şaşıracağı kadar nadirata düştü, ama yine de sadece başkan ve üyelerin değişmesine bağlı olmayan sistemik bir değişime ihtiyaç olduğu kesin. Yoksa yine yöneticilerin değişmesiyle tekrar başa sarar, bugün nadirat sayılan bu tür olaylar üniversitenin rutinine dönüşür yine. Nitekim, sözkonusu olaydaki garabete yol açan halen fiilen yürürlükte olan öğrenci disiplin yönetmeliğinin olduğu gibi uygulanmasından başka bir şey değil.

O yönetmelik ki Prof. Çetinsaya”nın çok yerinde ifadesiyle tam tamına faşizan dönemlerden ve anlayıştan kalma. Üniversitelerin misyonunu tam bir disiplin mantığı içinden ve sadece yasalara itaatkar, şanlı, şerefli, vakarlı, laik, milliyetçi, Atatürkçü öğrenci yetiştirmek olarak yeniden ve kendine göre tanımlıyor. Dün Beril Dedeoğlu Star Gazetesi”nde bu yönetmeliğin farklı boyutlarına ışık tutmuştu. Bu yönetmeliğin esas başka bir boyutu var ki, hukuk mantığı açısından tam bir fecaat. O da şu: Disiplin uygulaması adli ceza muhakemesinden ayrıca yapılır. Bunun teamül haline gelmiş sonucu da şu: adli cezadan beraat etmiş olmak disiplin cezasından da beraat etmiş olmak anlamına gelmez.

Hasbelkader herhangi bir suçlama ile hakkınızda başlatılmış bir adli ceza muhakemesi hemen sizin hakkınızda bir disiplin soruşturmasının başlatılmasına sebep olur, çünkü mahkemeye düşmüş olmak öğrenci vakarına “asla” yakıştırılabilecek bir durum değil. Özellikle sözkonusu soruşturma “devlete karşı işlenmiş suçlar”a dair olduğunda geçmişten beri üniversite disiplin anlayışı “sanık lehine” değerlendirilebilecek hiç bir delile veya duruma bakmaksızın “her ihtimale karşı” hemen öğrenciye en üst seviyede cezayı verme yoluna gider.

Genellikle adli davalar uzun sürer, delillerin toplanması, değerlendirilmesi, dava taraflarının dinlenmesi ve savunmaların alınması yıllar sürebilir. Ama bu konuda okul yönetimlerinin daha acil karar vermesi gerekiyor. Soruşturma başladığı andan itibaren talep edilen cezaya göre iki veya altı ay içinde karar verilmesi gerekiyor ki, bu durum mahkemede beraatle sonuçlanabilecek bir olayın disiplin soruşturmasında en ağır ceza olarak okuldan atılmayla sonuçlanması gibi durumlar ortaya çıkarabilir.

Nitekim, Adana özel yetkili mahkemece sürdürülmekte olan KCK davasında yargılanmakta olan 4 öğrenciden biri hakkında savcı son mütalaasında beraat bile istemiş, ama bu öğrenci okuldan atılmış ve tekrar dönebilmesi için de mahkeme kararına ihtiyaç duyuyor. Hiç bir hukuk eğitimi olmayan hocaların hiç bir hukuki prosedürü doğru dürüst takip etmeden yaptıkları yargılamalar sonucunda telafi edilemeyen mağduriyetler oluşabiliyor.

Milli Güvenlik derslerinin kaldırıldığı, 19 Mayıs törenlerinin yeniden düzenlenerek faşizan uygulamalardan geri adım atıldığı günlerde bu olay da bir hayra vesile oluşturabilir umarız. Bu vesileyle 12 Eylül döneminin faşizan ruhunu temsil eden bu yönetmelik tamamen kaldırılabilir.

Belli ki artık zorlama yorumlar ve irtibatlandırmalarla KCK”dan tutuklanan öğrenciler için Dicle Üniversitesi Hukuk fakültesinden değerli dostumuz Yrd. Doç. Dr. Vahap Coşkun”un çağrısına katılarak “öğrencilerimizi geri verin” demek istiyorum. Ama bu YÖK disiplin yönetmeliği karşısında sadece öğrenciler değil hocaların da pek güvende olmadığını bilmem hatırlatmama gerek var mı?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: