Prof. Dr. Yasin AKTAY

Umre hac ve turizm

Medine.

Son yıllarda Hac taleplerinde olağanüstü bir artış kaydediliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı Suudi Arabistan”ın Türkiyeli hacı adaylarına uyguladığı kota yüzünden talepleri karşılayamadığı için kotanın birkaç katı başvuruyu kura sistemiyle eleyerek hacı adayları listesini oluşturabiliyor. Birkaç yıl arka arkaya ismini yazdırıp her sene kuranın kendisine çıkmasını bekleyenler var.

Bu konuda uygulanan kota sadece Türkiye”ye yönelik değil, bütün ülkelere nüfusları ölçüsünce uygulanan bu kota her yıl bir miktar artırılıyor olsa da hiçbir zaman tamamen kaldırılabilecek türden değil. Çünkü Hac günlerinde Mekke”ye akın eden milyonlarca insanın organizasyonunu yürütmek sanıldığı kadar kolay değil.

Aslında Mekke ve Medine”de son yıllardaki bütün faaliyetler ziyaretçi kapasitesini artırmaya dönük çabalardır. Bunun için her iki şehrin hiçbir tarihi özelliğine dair en ufak bir duyarlılığa yer ayırmak bile fazlasıyla lüks kaçıyor. Her iki Mescid”in bugünkü halleri ile on yıl önceki halleri arasında bile neredeyse iki katına ulaşan bir genişleme var. Bu yüzden her iki mübarek şehir ibadet yerlerinin dışında tam bir inşaat şantiyesi görünümünde… Şeytan taşlanan Akabe Cemreleri beş katlı bir yapıya dönüştürülmüş, tavaf alanında akışı engelleyen ne varsa her şey ortalıktan kaldırılarak alan genişletilmiş, en çok kalabalığın oluştuğu Safa ve Merve tepeleri arasındaki Sa”y bölgesi gidişli gelişli toplam beş kata çıkarılmış. Bununla hem mevcut hacıların ibadetlerini daha güvenli ve rahat yapmaları temin edilirken aynı zamanda kapasite artırım da sağlanmış oluyor.

Bütün bu çabalara rağmen kapasite taleplere tam karşılık veremediği için kota uygulamasından vaz geçilemiyor. Neredeyse hac günlerine yakın bir kalabalığın oluştuğu Ramazan”da domuz gribi endişesiyle başta İranlı olmak üzere bir çok ülke hacılarının rağbet etmemesi sayesinde bu yıl nispeten tenha geçtiği söylense de, alabildiğine artırılmış kapasitesine rağmen Mescid-i Haram namaz vakitleri tıklım tıklım dolu oluyordu.

Türkiye”de de her geçen gün arttığı gözlemlenen Hac ve Umre”ye bu rağbetin kuşkusuz birçok sosyolojik sebebi ve sonuçları var. Kota uygulamasının sözkonusu olmadığı ve yılın her döneminde yapılabilen umreler giderek hac dönemine yaklaşan bir kalabalıkla yapılıyor. Kabe”nin etrafındaki tavaf coşkusu hiç dinmiyor, adeta dünyanın bütün Müslümanları bu tavaf sürekliliğini sağlamak üzere nöbete koşuyorlar.

Umreye artan ilginin arkasında kuşkusuz artan dindarlaşma kadar, genel olarak Müslümanların hayat standartlarındaki artışın da çok önemli bir payı var. Gelişen ve giderek daha yararlanılabilir hale gelen ulaşım araçlarının yeni imkanları sayesinde, mali yanı da olan umre veya hac gibi ibadetler nispeten daha kolay yapılabilir hale gelmiştir. Sigarayı bırakmış orta halli bir memur, sadece geçen yıl içmediği sigaraların parasını biriktirerek bu yıl umreye geldiğini anlatıyor.

Bugün sayıları 1,5 milyarı bulan Müslüman”ın ekonomik durumu ve nüfus gelişimi bu hızla devam ederse çok yakın gelecekte Hac dışındaki dönemlerde de umre seferlerine taleplerin bugünkünün birkaç katına ulaşacağını kestirmek için kâhin olmak gerekmiyor. Bu talepleri karşılamak için Harem bölgesinin bugünkü konaklama ve ibadet mekanlarının tanzimi açısından daha büyük bir genişleme ihtiyacı duyacağı açık.

İbadet talebinin yol açtığı bir sosyal değişim dinamiği, Mekke”yi ve Medine”yi kendi tarihi dokusundan hiçbir eser bırakmamaya da sevk ediyor. Demek ki neymiş? Tarihi veya gelenekleri tahrip eden değişimin tek dinamiği sanayileşme ve modernleşme değil. Bizzat artan ibadet talebi de bu geleneksel kalıpları yerle bir eden değişimin en güçlü dinamiğini oluşturabiliyor.

Bunun alternatifi olabilir miydi? Yani hem bu ibadet talebini karşılamak hem geleneksel dokuları kenti, tarihi değerleri korumak mümkün olabilir miydi? Bu soru ile hacca veya umreye gidip de o izdihamı yaşamadan yüzleşmenin bir yolu yok…

Bu arada son zamanlarda çok sıkça yapıldığı gibi, Umre seferlerindeki bu artışın nasıl bir kaliteye denk düştüğünü sorgulamanın ne kadar yersiz olduğunu anlamak için galiba bir umre seferi yapmak gerekiyor. Umre yolculuğunun en turistik olanında bile yapılması gereken menasik ile kaçınılmaz olarak yaşanan tecrübenin kim olursa olsun bir insanı etkilememesi mümkün değil. Umre veya haccın içerdiği müthiş zengin sembolizm ve bu sembolik temsile milyonlarca insanın olağanüstü bir disiplin içinde katılımının sergilediği âhenge, ilahi olan ile dünyevî olanın dehşetengiz buluşmasına, bu temsile katılan hiç kimsenin kayıtsız kalması mümkün değildir.

O yüzden son zamanlarda Umre seyahatlerinin turistik ilgilere konu olmasına ve bundan dolayı istismara veya yozlaşmaya maruz kalmasına çok fazla takılmamak gerekiyor. Bu kadar kitlesel bir temsil kendi büyük anlamını yeterince tesis ediyor ki, dileyen turistik veya başka maksatlarle da bu temsile katılır. Nasılsa zemzem içip terlemeden bu temsilden çıkmanın bir yolu yoktur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: