Prof. Dr. Yasin AKTAY

Ulus Baker”in ardından

Bir Temmuz günü bu dünyaya geldiği gibi sessiz sedasız göçtü gitti Ulus Baker. Sessiz sedasız… Belki layık olduğu seviyeyi takdir edebilecek kalitede bir düşünce ikliminin oluşmamış olması yüzünden…. Belki hepimizi ölüm düşüncesinden gittikçe uzaklaştırmış olan bu büyük dalgınlık, bu derin gaflet yüzünden…

Ben bile öldüğünü memleketi Lefkoşe”de defnedileceği gün, yani ölümünden ancak üç gün sonra duydum. Sanki Yunus”un meşhur şiiri “Bir garip ölmüş diyeler, Soğuk su ile yuyalar, üç günden sonra duyalar” dediği “Garip”, bu kez Ulus”u anlatıyordu… Biraz arabesk kaçtıysa özür dilerim Ulus.

Ulus Baker”in hiçbir zaman dünyayla ilgili kişisel bir hesabı olmadı. Etrafındaki birçok insanı, sevenlerini, dostlarını kızdıracak kadar hem de. Ne olaydı biraz daha kendine baksa, kendini düşünseydi.

Ayrıca onun hiçbir zaman dünyayı değiştirmek, dönüştürmek yönünde siyasi bir ihtirası da olmadı. Dünyayı anlamak konusunda “Allah vergisi” bir bilgeliği vardı. Bir yazısında ilk Yunan filozofu sayılan Thales”ten alıntıyla şunu söylemişti: “Her şey, dostlar arasında ortaktır, bilgeler tanrının dostları olduklarına göre her şey bilgelere aittir”. Gerçi o böyle bir bilgelik iddiasında da olmadı hiçbir zaman, aksine bilgeliğin hiçbir zaman erişilemeyecek bir şey olduğunu düşündü, ama tüm bilgeler gibi onun için de tek yönlendirici düşünce buydu. Dünyaya metelik vermeyince dünya zaten ona ait oluyordu.

Dünya karşısında olağanüstü bir rahatlığı vardı. Kendi bedenine karşı hoyratça bir kayıtsızlığa kadar dönüşen bu rahatlık, dünyadan ve hiç kimseden hiçbir şey talep etmeyen bir kinik tutum olarak yansıyordu. Diyojenyen özgürlük kavramının bir tekerrür arzusu var idiyse bu Ulus”la en iyi şansını yakalamıştı. Üstelik kendisinin böyle bir iddiayı hiçbir zaman taşımayacağı kadar otantik bir yol ile… Yıllarca tek camlı gözlüğünü takarken ne bir komplekse kapıldı ne de bunu giderme yönünde en ufak bir çabaya girdi.

Ruhuna yakışacak olan fiyakayı amaçlayarak değil, aksine bu durumun foyasını ortaya çıkarmak için acının gelip kendisine bulaşmasından galiba hiç kaçınmadı.

“Dünyayı yorumlamakla yetinen değil dönüştüren filozoflar” düşüncesine, hayat tarzı olarak fazla rağbet etmedi. Bunu yapamayacak kadar düşüncenin derinliklerine dalmıştı. Ama dünyayı bu derinlikler içinde anlayıp yorumlama çalışmaları mutlaka dünyaya bir etki yapıyordu. Düşüncenin sarraflığına vakıf insanlar nezdinde Ulus”un özel bir kıymeti hep var olacaktır.

Tezkire dergisi için yazdığı bir yazının başlığı “Tanrıyı Çarpıtanlar” idi. Bu yazısında Spinoza”dan hareketle Tanrı”yı kendi hizmetlerinde görmek isteyen kalabalıklarla bu isteğe karşılık vermeye çalışan tanrıbilimcilerin oluşturduğu dinselliği eleştiriyordu. Ona göre halkın dindarlığında hep Tanrı”yı aldatmaya dönük uyanıkça bir heves vardı. Siyasal ve kültürel İslam tartışmalarının eleştirisi için çok yerinde bir başlangıç olabilirdi bu.

ODTÜ sosyoloji bölümünde sessiz sedasız mütevazı kişiliğine rağmen hiç kimsenin kayıtsız kalamadığı bir ağırlığı vardı. Epey zamandır bu bölümde fiilen çalışmadığı halde bu bölümde halen okuyanlar için bile güçlü bir düşünce ve bilim referansı sağlayabiliyordu.

Adının Ulus olmasının ilginç bir hikâyesi vardı. Yanlış hatırlamıyorsam, ellili yılların sonlarında Kıbrıs”taki mücahitlerin bir silah veya operasyon için geliştirdikleri bir kod adı veya parolaymış “Ulus”. O yüzden o yıllarda doğan çocuklar arasında Ulus ismi çok yaygınmış.

Ulus”un ölümüyle Türkiye”nin hem sol-sosyalist hem de daha geniş düşünce semâsında, ne yazık ki zaten iyice seyrelmiş olan, yıldızlardan birisi daha kaydı gitti.

Başta yakın dostları Tanıl Bora, Ahmet Çiğdem, Hasan Ünal Nalbantoğlu olmak üzere Birikim-İletişim Yayınları ve ODTÜ sosyoloji bölümündeki bütün sevenlerine başsağlığı diliyorum.

İnna lillah ve inna ileyhi raciun.

Not: UlusBaker”in yazılarının birçoğunu şu si-teden izleyebilirsiniz:

http://www.korotonomedya.net

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: