Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tutuklu gazeteciler meselesi

Öncelikle belirtelim ki, hiç bir şekilde savunulacak bir husus değildir. Fikri ne olursa olsun, yazdığından dolayı bir gazeteci veya bir fikir insanı veya herhangi bir insan bir ülkede kovuşturma konusu oluyorsa, tutuklanıyorsa, yargılanıyorsa, bu bir ülke için ayıptır, yazıktır. Hiç demokrasi ölçülerini veya ölçütünü devreye sokmanın anlamı yok. Adı demokratik olmayan bir toplum için de ayıptır, ilkelliğin, despotizmin, zulmün bir işaretidir bu. Bunun haklılığını Türkiye”de artık hiç kimsenin savunamayacak hale gelmiş olması, son 11 yıllık reformların ürettiği bir hukuk ve özgürlük atmosferinin egemen olması sayesindedir.

Bu ne kadar açıksa da, suç işleyen bir insanın bir de gazeteci olması veya bir de düşünür olması veya bir de akademisyen olması, onun suçunu düşünce suçu haline getirmez. İşlediği suç tutuklanmayı gerektiren bir suçsa, onun tutuklanmasına kimse “gazetecinin tutuklanması” diye bakamaz.

Böyle bakanlar ya o suçun ortağıdır veya başka bir suçu organize etmenin peşindedirler.

Freedom House”un raporunda da yer bulan ve düşünce özgürlüğü konusunda Türkiye”ye yönelik “tutuklu gazeteciler” ithamının bir organize suç şebekesinin titiz bir çalışmasının eseri olduğunu düşünmemizi gerektiren çok sebep var.

Son rakamlara göre 44 gazetecinin tutuklu olduğu bir ülke olarak Türkiye, en fazla gazetecinin tutuklu olduğu, dolayısıyla düşünce özgürlüğünün en fazla baskı altında olduğu ülke olarak lanse edilmeye çalışılıyor. Türkiye”de gazetecilerin ne kadar serbest bir ortamda çalışıyor olduğuna, her gün başbakan ve Erdoğan hakkında tonlarca eleştiri hatta hakaretlerinin hiç bir yasal takibata konu bile olmadığına tanık olan biri için buna inanmak elbette ki çok zor. Ama bu inanılmaz gerçeklik çarpıtmasının da ötesinde iddiaların nesnel karşılığını rakamlarla test etmek hiç de zor değil. İsterseniz bunu yapalım.

Bir defa Adalet Bakanlığı”nın hükümlü ve tutuklularla ilgili elinde tasnif edilmiş böyle bir kayıt yok. Tutuklu gazetecilerle ilgili listeler bazı örgütlerin iddialarıyla oluşuyor. O örgütler de Adalet Bakanlığı”nın hiç bir kaydında gazeteci olarak geçmeyen isimlerin yer aldığı bir liste dolaştırıyor.

Adalet Bakanlığı bu listeleri baz alarak inceleme yaptığında ise, 15 kişinin çoktan tahliye edilmiş olduğu, bütün listeden sadece 6 kişinin sarı basın kartına sahip olduğu, bunların da üçünün tutuklu, diğer üçünün ise işlemiş olduğu gazetecilik dışı suç teşkil eden faaliyetlerinden dolayı hüküm giymiş olduğunu tespit ediyor. Yani listeyi üretenler cömertçe herkese gazetecilik kartı verirken ürettikleri listeyi güncelleme zahmetine bile katlanmamış.

Peki ne tür suçlar işlemiş bu listedekiler? İsterseniz suç listesine de bir göz atalım:

Örneğin, H. D. İsimli, gazeteci de olduğu, hatta gazeteci olduğu için tutuklu olduğu söylenen şahıs;

– MLKP terör örgütü adına faaliyette bulunmak ve A.A. adlı şahısla birlikte kaldığı hücre evinde değişik çapta ateşli silahlar bulundurmak,

– Resmi belgede sahtecilik, (Başkası adına düzenlenmiş sahte kimlik belgesi kullanmak)

– 31 Temmuz 2001 günü Kadıköy ilçesi Kızıltoprak Mahallesi, Kalamış Marina”ya patlayıcı madde koymak,

– 24 Ocak 2003 günü Eyüp ilçesi Rami Kuru Gıda Toptancılar Sitesinde bulunan Akbank Topçular Şubesinin silahlı soygunu,

– 17.03.2003 günü Maltepe ilçesi Cevizli Mahallesinde A.K. ve H.K. adlı iki kişiye ait silahların yağmalanması,

Bir de M. G. İsimli bir şahıs var onun suç dosyası da şöyle;

– DHKP-C örgütü üyesi olmak,

– Resmi belgede sahtecilik, (Başkası adına düzenlenmiş sahte kimlik belgesi kullanmak)

– 2 Nisan 1992 tarihinde Akbank Eyüp Şubesinin silahlı soygunu,

– 18 Şubat 1992 tarihinde polis memuru Bülent Ustun ve bir bekçinin öldürülmesi,

– 18 Haziran 1992 tarihinde Kartal Tekel satış deposunun bombalanması,

– 16 Ekim 1991 tarihinde ANAP Pendik ilçe binasının bombalanması,

– 5 Nisan 1992 tarihinde dört polis memuru ile silahlı çatışma, yaralama ve öldürme eylemleri,

– 27 Mart 1991 tarihinde Ataköy”de bulunan bir helikopterin bombalanması,

– 7 Nisan 1992 tarihinde Alibeyköy Polis karakolunun bombalanması,

– 19 Nisan 1992 tarihinde Atışalanı Ekipler Amirliğine yönelik silahlı saldırı,

Ya E. S.”ye ne demeli?

– TKPML-TİKO PKK terör örgütü üyesi olmak,

– 21 Mart 2000 tarihinde Kartal İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerine silahla ateş açmak,

– H.B. isimli bir gazino sahibini silahla yaralamak ve örgüt adına haraç almak,

Liste böyle uzayıp gidiyor. Listede katillik var, gasp var, tecavüz var, terör var, hırsızlık var. Bu suçlardan herhangi birini işleyen birinin gazeteci olup olmadığına veya başka bir meslekten olup olmadığına bakılır mı? Hadi bakıldı diyelim, gazeteci veya diyelim ki daha muteber bir meslekten olması, bu eşlenen suçları görmezden gelmeyi gerektirir mi?

Ayrıca, dikkat edilirse hüküm giymiş olan bu tutuklular iddia edilen suçları işleyip tutuklandıklarında AK Parti daha kurulmamış bile. Ayrıca diğer gazeteci olduğu söylenen şahısların hiç birinin suç dosyası bundan farklı değil.

Tabii ki bu suçluların yeterince adil yargılanmış olup olmadığı tartışılabilir, ama bu listedekilerin gazeteciliğini gündeme getirmek bu suçlara ortak olmaktan veya başka bir suçu organize etme niyetinden başka bir anlam taşımaz.

Esasen son on yıl içinde düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda atılmış olan adımlar, tutuklu gazetecilerle ilgili bütün iddiaların Türkiye manzarasını nasıl bir çarpıtmaya maruz bıraktığının en iyi tanığıdır.

Türkiye”yi yanlış okuyan veya okutan bu tahrifçileri kılavuz bilenin burun direği paramparça olur diyeyim, yetineyim.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: