Prof. Dr. Yasin AKTAY

Türkiye”nin yeni dış politika tarzı Ermenistan”la sorunu çözer

Türkiye”nin dış politikasında, içerdekine paralel olarak, yaşanan hızlı değişimin bir adı da “siyasetsizlikten siyasallığa doğru hızla kat edilen bir yol” olarak konulabilir. I. Dünya Savaşından çıktığından beri Türkiye”nin benimsemiş olduğu dış politika vizyonu bu savaşın travmatik etkilerinin sınırları içinde kalmış dense yeridir. “Dört bir yanından düşmanlarla çevrili bir ülke” sendromu herhangi bir kimseyle siyasi bir ilişkiyi tesis edecek bir ruh sağlığından çok uzaktır.

O yüzden kendinden başkasını kendine dost görmeyen birinin kendisiyle de barışık olma şansı kalmayacağı çok açıktır. Türkiye bu travmanın etkilerini ancak bu dönemde atlatıyor, atlattıkça da açılıyor, sağlıklı ilişkiler kurdukça düşmanından çok daha fazla dostunun olabileceğini fark ediyor, gösteriyor.

Düşmanlıkların bile daha sağlıklı bir ilişki zemininde giderilmesi imkansız değildir. Meseleye böyle bakınca giderilemeyecek bir düşmanlığın olmadığını ve barışın tesisi için hep karşı taraf(lar)ı beklemenin sorunu sadece besliyor olduğu anlaşılır. Bir düşmanlığı bitirmenin tek yolu karşı taraf olarak addedilenlerin bu düşmanlıklarına son vermelerini beklemek değildir. Tıkanmış bir ilişkiyi açmanın tek yolu da yine karşı taraftan beklenecek bir jest değildir. Ola ki bu jesti yapmaya karşı tarafın durumu, kişiliği veya ortamı müsait değildir.

Ülkeler arasındaki ilişkileri insanlar arasındaki ilişkilere benzetmek fazla mı basitleştirmek oluyor? Hiç sanmıyorum. Nihayetinde ülkeler arasındaki ilişiklerde de temasları insanlar yürütür ve bu temaslarda yer alan insanların nitelikleri çok önemli oluyor. Dış politikada veya iç politikada insan unsurunun hiç önemli olmadığı, ülkelerin kendi politikaları olduğu yönünde geçerli ve etkili bir paradigma vardır ama bence bizzat Başbakan Erdoğan”ın ve Dışişleri bakanı Ahmed Davutoğlu”nun diplomatik performansı, özellikle dış politikada bu paradigmayı yerle bir ediyor. Sağlıklı, sıcak insani ilişkiler ülke siyasetini etkilediği gibi ülkeler arasında da hiç aşılmaz zannedilen duvarların aşılabildiğini gösteriyor. Bu sayede Türkiye asırlık kalıplaşmış uluslar arası ilişkilerini yeni baştan tesis etmenin örneklerini gösterebiliyor.

Ermenistan ile son zamanlarda başlatılan sürecin de bu insani ilişkiler düzeyinden nasiplendiğini biliyoruz. Asırlardır dondurulmuş ilişkilerde bir maç diplomasisi ile yeni bir sayfanın açılması,akabinde sürdürülen temaslarda yeni insani ilişkilere bir alan açılması bu sorunun da çözümünün siyasetsizlikte ilişkisizlikte, kopuklukta değil, insani temas, ilişki ve iletişimde olduğunu çok net bir biçimde gösterdi.

Ne var ki Ekim ayında imzalanan protokolleri hayata geçirmek, sınırları aşmak her iki ülkenin kendi iç psikolojik duvarlarına çarptı.. Bu duvarlar elbette ki aşılmaz duvarlar değil ama her iki ülkenin siyasetçisini bazı iç hesaplar karşısında düşündürüyor. Ermenistan Anayasa Mahkemesinin protokollere rezerv koyması, Dağlık Karabağ”daki Ermeni işgalinde bir türlü Azerileri, dolayısıyla Türkiye”yi rahatlatacak hiçbir işaretin alınamaması süreç içinde yol alınmasını gittikçe zorlaştırdı.

Buna rağmen kat edilmiş mesafe artık bu süreçten geri dönülemeyeceğini işaret ediyor. Birkaç gün önce Başbakanın özle temsilcisi Feridun Sinirlioğlu Ermenistan”a, akabinde de Azerbeycan”a giderek Ekim ayında başlatılmış olun protokoller sürecinin arkasında durmaktan vazgeçilmemiş olduğu mesajı net bir biçimde verdi. Başbakan Erdoğan”ın yarın başlayacak olan ABD gezisinde Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkizyan”la bu temasların sonucunda daha mesafe alıcı bir görüşme yapması bekleniyor.

Sınırların açılması ile ilgili Dağlık Karabağ sorununa bağlanan engelin aşılmasında veya aşılamamasında Rusya”nın önemli bir rolü olduğu biliniyor. Mayıs ayının ikinci haftasında Türkiye”yi ziyaret edecek olan Devlet Başkanı Medyedev”le bu konunun yine belli bir mesafeye getirileceği bekleniyor. Böylece bir türlü faaliyete geçirilemeyen bir “sözde protokol” sürecinin Türkiye”nin son yıllarda içine girmiş olduğu yeni dış politika tarzına bir istisna oluşturması yolunda bir mesafe de kat edilmiş olacaktır.

Soykırım tartışmaları veya iddiaları belki tamamen bitmeyecektir. Bu konu her zaman birileri için bir konu olmaya devam edecektir, ama bütün bu adımlar atıldığında kısa sürede konunun tarihle değil bugünle ilgili olduğu ve sorunun tarihe gidilerek değil bugünkü siyaset alanlarında çok daha rahat çözülebildiği görülecektir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: