Prof. Dr. Yasin AKTAY

Türkiye’nin teröristi AİHM’e nasıl görünüyor?

AİHM’nin Selahattin Demirtaş hakkında, iç hukuk yolları tükenmemiş olduğu halde, bu yolları kestirmeden atlayarak verdiği karar doğrusu hiç şaşırtmadı. Ne var ki, bu kararın bizi şaşırtmamış olması da hiç hayra alamet değil. Türkiye ve AB arasında bir yandan karşılıklı işbirliği ve bütünleşmeye dönük işleyen bir süreç var ve bu süreçten her iki tarafın da faydası var.

Bu amaçla Türkiye uzun zamandır AB’ye katılım konusunda önüne sürülen müzakere şartlarını yerine getirme konusunda bir program takip etmektedir. Bu programın bazı şartlarını takip etme konusunda iç siyasi veya sosyolojik şartların zorlayıcı olduğu herkes tarafından görülüyor ve takip ediliyor. Buna rağmen Türkiye bu şartları sağlamada olağanüstü bir çaba sarf etti. Kendi içinde demokratik reformları, değişik alanlarda uyum fasıllarını ısrarlı bir biçimde uygulamaya geçirdi.

Doğrusu bu reformlar, Türkiye’ye karşı AB ile anlaşmaların bağlayıcılığı olmasa bile yapılması gereken reformlardı. Türkiye’nin hayrına olan düzenlemelerdi hepsi. Türkiye’nin askeri vesayetten kurtulması, demokratikleşme yolunda atılan adımlar, insan hakları ve özgürlükler konusunda atılan adımlar, özellikle AK Parti’nin AB’den bağımsız olarak da kendi programında olan konulardı. Buna rağmen bu reformlar kolay olmadı. Yer yer çok sancılı oldu. Engellemek isteyen derin devlet unsurları ve onların kullandığı görünürde illegal terör yapılanmaları eliyle sabotajlarına maruz kaldı ülke.

Terör örgütleri yüzünden çok ağır bedeller ödedi ve işin ilginci, Türkiye’nin arzulanan değişimine karşı en çok direnen bu örgütler, yapılan reformlardan da en fazla yararlanan, kendi illegal faaliyetlerine bu reformlardan kalkanlar oluşturmaya çalışan unsurlar oldu.

AB’nin ise, bir yandan Türkiye’den müzakere fasıllarını açıp, gereğini yapıp kapatmasını beklerken, bir yandan da bu reformları sabote eden örgütlerle stratejik bir dayanışma içinde olduğu zamanla görüldü. Türkiye’nin kendi demokrasisine sahip çıkma konusunda halkıyla birlikte destan yazdığı 15 Temmuz konusunda AB Türkiye demokrasisinin yanında bir duruş sergilemedi. Aksine darbeyi yapmak isteyenlerle çok daha açık bir dayanışma sergiledi.

Bugün AB ile aslında en büyük kırılmalardan birisi budur. FETÖ ise Türkiye demokrasisi içine sızıp çöreklenmiş, sistemin demokratik işleyişini her bakımdan bozan, kanun üstü, hukuk üstü bir paralel yapılanmaydı. Bir zamanlar “derin devlet” denilince akla gelenlerin hepsinin en somut örneğini oluşturuyordu. Devlet içinde devlet hiyerarşisi dışında örgütlenip, kanunları, hukuku, kurumları bypass eden yapılanma. Bu yapılanmanın kurumsallaşmış mafyatik eylemlerinin hepsinin açığa çıkmasıyla birlikte nihai eylemi 15 Temmuz darbe girişimi oldu. AB’yi bu darbe girişiminde Türkiye demokrasisinin yanında değil, buna kast eden bu terör yapılanmasının yanında daha fazla görmeye alıştık.

AİHM kararına şaşırmamızın tek sebebi bu değil elbet.

Türkiye demokrasisini terör eylemleriyle baskı altında tutmaya, hatta rehin almaya çalışan ve Türkiye’ye 50 bin insanın hayatına, istikrarsızlığa ve sayısız terör eylemine yol açan PKK’ya karşı AB hiçbir zaman Türkiye’nin hassasiyetini anlamadı veya anlamak istemedi. “Anlamak istememiş olması” çok daha kuvvetli ihtimal, çünkü tavrının PKK’nın temsil ettiği rolün önünü açmak olduğu çok açık. Türkiye’nin teröristi AB’ye hiçbir zaman terörist olarak görünmedi. Türkiye’ye karşı terör eylemleri yapan, masum insanları katledenler AB’yi hiçbir zaman ırgalamadı. Onlar için PKK belki de etnik kurtuluş mücadelesi veren bir hareket idi.

Doğrusu, hakkını yemeyelim, Avrupa’nın bir bütün olarak tavrının bu olduğunu elbette söyleyemeyiz. Bilakis Avrupa’nın resmi söyleminde ve kayıtlarında bile PKK hala terör örgütü olarak kayıtlıdır. Resmi söylemi bu olan AB içinde mevcut popülist dinamikler Türkiye’ye karşı her türlü harekete, bilip bilmeden sempatiye çok daha kolay meylediyor. İşin içinde tarihi Türk-karşıtlığı, Türkofobi ve İslamofobinin bugünlerde bir de yükselen Türkiye’nin yol açtığı Erdoğanfobi ile birleştiğini görmezden gelmemek lazım. PKK, HDP ve FETÖ çevrelerinin bu fobik duygulara hitap eden lobi faaliyetlerinin çok etkili olduğunu da görmek lazım. AİHM’nin üyelerinin bu ideolojiden korunmuş olduğunu söyleyemiyoruz.

Bu arada aslında daha önce de yine bir vesileyle burada yazmıştım: Hiç kimsenin yargılandığı davalarda yaptığı savunmaların içeriğine, tutarlılığa veya tutarsızlığına girmek gibi bir niyetim yok. İlke olarak, görünürde neyle ve hangi açık görünen suçlamalarla olursa olsun, yargılanmakta olan herkesin kendini savunma hakkının kutsallığına inanırım. Türkiye’de yargı zaman zaman ne kadar siyasallaşma eleştirisine konu olsa da eninde sonunda işliyor.

Siyaseten ne kadar karşı olsam da yargılananların savunma hakkına müdahil olacak şekilde fikirlerimi serdetmekten kaçınırım. Yargılanan insanların masum çıkma ihtimali her şeyden önce insanlık adına daha sevindirici olsa gerek. Masumiyete her zaman kazanma şansını daha fazla tanımak lazım; nerede, hangi ideolojik veya psikolojik kısıtlar altında kalmış olursa olsun.

Bununla birlikte AİHM’in olaya bu şekilde karışması ile Demirtaş figürü arasındaki paslaşmayı kimse görmezden gelmemizi beklememeli. Bu paslaşmanın hukukla alakalı olduğuna da kimse bu saatten sonra bizi inandıramaz. AİHM resmen Türkiye’deki terörü desteklemektedir. Demirtaş kişiliğinden bir demokrasi kahramanı çıkarmaya çalışmaktadır.

Oysa Demirtaş’ın suçüstü yakalanmış denilebilecek cürümleri bile demokrasiye karşı şiddeti ve terörü destekleyen eylemler olarak çok daha fazla göze çarpıyor. Demirtaş’ın özellikle 6-7 Ekim olayları esnasında insanları sokağa dökme konusunda ortaya koyduğu performans yok sayılıyor. Bunun neticesinde başta Yasin Börü olmak üzere 53 vatandaşımızın nasıl bir linç süreciyle hayatlarını kaybettiği hiç önem taşımıyor AİHM kararında. Aynı zamanda PKK gençlik örgütlenmesinin öz-yönetim adı altında Güneydoğu şehirlerinde estirdiği ve neticesinde yüzlerce kişiyi ölüme götüren hendek terörüne bizzat Demirtaş’ın verdiği açık destek, HDP gençliğini ona yönlendirmesi de AİHM’in umurunda değil.

Bu suçlarla özdeşleşmiş bir kişiliğe karşı sergilenen hassasiyetin demokrasi ve insan hakları ile ilgili olmadığı çok açık. Bu kararla AİHM Türkiye’nin maruz kaldığı terör karşısında sadece tarafını biraz daha net belli etmiştir, o kadar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: