Prof. Dr. Yasin AKTAY

Türkiye Suriye’de oyunu bozdu, terör örgütlerinin kardeşliği açığa çıktı

Türkiye’nin sınırındaki DAİŞ kontrolündeki Cerablus’a yaptığı müdahale belki gecikmiş, ama kendi sınır güvenliğini sağlama yönünde atılmış son derece gerekli bir adım. Türkiye artık içerden ve dışardan dört bir yanı terör örgütleriyle kuşatılmış bir ülke. Türkiye’nin düşmanları, kendileri hiç ortaya çıkmadan, Türkiye ile bu terör örgütleri marifetiyle konuşuyor, Türkiye’nin siyasetine bu örgütler marifetiyle etki etmeye çalışıyorlar. Terör örgütlerinin biri bırakmadan öbürü nöbeti devralıyor ve böylece yıllardır kesintisiz terör dalgalarına maruz kalıyor ülkemiz. PKK, DHKP-C, TİKKO, MLKP’nin üstüne şimdi DAİŞ ve FETÖ ile de mücadele ediyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “hepiniz birden geliniz çağrısına uymuş gibi” alayı birden geliyor. Onlar geldikçe aralarındaki farklar kayboluyor. Eylem zamanlamaları ve ritimleri, aralarında bir merkezden yönetilen ciddi bir işbölümünün var olduğunu da gösteriyor.

Bunu söylediğimizde analiz kabiliyetimize çokbilmiş, kerameti kendinden menkul entelektüellerimizce bir yüzeysellik atfediliyor. Nasıl ayırt etmezsiniz, diye çıkışıyorlar. Çok istiyorlarsa ayırt ederiz canım. Ama alıp birini diğerine vurmak için ayırt ederiz. Birini diğerinden ehven veya meşru görmek için değil.

Vaka, Türkiye’nin DAİŞ’i hedef alan, Cerablus’u DAİŞ’ten temizlemek üzere giriştiği harekata PYD-PKK saflarından bir tepki geliyor. PYD terör örgütünün başkanı Salih Müslim bu adım üzerine “Suriye Türkiye için bataklık olacak” diye canhıraş bir nara attı. PYD’deki bu ne DAİŞ sevgisi, DAİŞ’in hedef alınmasından duyulan bu ne ıstırap? DAİŞ ile PYD arasında nasıl bir ilişki var ki, Salih Müslim’i bir anda DAİŞ’in defans derinliğine, DAİŞ’i hedef alan top atışlarına göğsünü siper ettiriveriyor?

Açıkçası, PYD ile DAİŞ’in arasındaki ilişki ikisine de rol yazanların adım adım uyguladıkları senaryonun içinde yeterince açık. O rolde DAİŞ kaçacak PYD tutacaktır. Menbiç’te, daha önce Tel Abyad’dan DAİŞ’in nasıl çekildiğini hep birlikte izledik. Önce “büyük, korkunç, cani, alçak DAİŞ” resmi çizilecek, sonra koalisyon desteğiyle ilerleyen PYD gelip insanları, şehirleri DAİŞ’ten kurtararak kahraman olacak.

Bu arada asıl katliamlar, asıl etnik temizlikler PYD üzerinden bölgenin PYD-dışı Kürtlerine, Araplara ve Türkmenlere karşı yapılacak. DAİŞ canavarından kurtaran kahramanlar olarak bir kez tanıtılmış olan PYD haydutlarına zaten ses çıkaracak kimse bırakılmamış olacak. Oynanan bu oyunla PYD hiçbir sosyolojik varlığa sahip olmadığı birçok yer sadece ABD’nin kendisine teslim ettiği ağır silahlar ve hava desteği marifetiyle, zorbalıkla, terörle teslim edilmiş oluyor.

Türkiye’nin Cerablus operasyonu başlamadan önce aynı oyun aynı aktörlerle sahneye konulmak üzereydi ve DAİŞ zaten PYD’ye alanı terk etmek üzere çıkmaya hazırlanıyordu. Salih Müslim’in feryadı o yüzden.

Kaç yıldır DAİŞ’le, koalisyon güçleriyle birlikte pişirdiği aşa Türkiye açıkça su katmış, bir çuval inciri berbat etmiş oluyordu. DAİŞ’le PYD ne güzel anlaşıyorlardı. Türkiye’yi de nasılsa, TSK içindeki FETÖ’cüler yoluyla uyutmuş oluyorlardı. Şimdi bir çuval incir berbat oldu DAİŞ’in PYD için iki yıldır hazırlamakta olduğu Cerablus’a Türkiye giriyor, onunla yetinmiyor, şimdi bir de Menbiç’i, Tel Abyad’ı da istiyor, sınırda bir etnik PYD devletine de müsamaha göstermeyeceğini ilan ediyor.

Bundan sonrasını onlar düşünsün. Belli ki bütün hesapların içinde 15 Temmuz da vardı. Darbe amacına ulaştığında zaten birlikte çalıştıkları FETÖ’cü generallerin de gözetiminde Kuzey Suriye’deki PYD koridoru tamamlanmış olacak ve uzun vadede Türkiye’nin 970 km’lik sınırı Suriye ile değil PYD terör devletiyle olmuş olacaktı.

ABD’NİN TERÖRE DESTEĞİ NEREYE KADAR?

ABD’nin PKK terör örgütünün Suriye kolu olan PYD’ye destek konusunda sergilemekte olduğu aymazlığın bir müttefiklik hukukuyla hiçbir şekilde bağdaşmadığı çok açık. Gülen’e verdiği destekle bir arada düşünüldüğünde, nerede Türkiye’ye karşı terör faaliyeti veya örgütü varsa ABD’nin onu destekliyor olduğu gibi garip bir durum ortaya çıkıyor. Açıkçası, Türkiye’nin halihazırda ABD ile asıl sorunu sadece Gülen’in iadesi meselesi değil. Gülen sadece şahsıyla ABD’de bulunmuyor. Bütün örgüt yapısıyla, kurullarıyla, elemanlarıyla ABD’de en yüksek düzeyde faaliyet fırsatı bulabiliyor. Bu haliyle ona bağlı militanlar, dernekler ve lobi kuruluşları Amerikan siyasetine dahi etki edecek şekilde faaliyette bulunabiliyorlar. Amerika’nın aynı hoşgörüyü ve desteği el-Kaide veya DAİŞ örgütünden neden esirgediğini ironik bir biçimde sorabiliriz burada.

Bununla birlikte ABD’nin Türkiye’ye karşı bir yanlış olarak, Gülen’e verdiği destekten daha az önemli olmayan bir siyaseti PYD’ye vermekte ısrar ettiği destektir. PYD’nin ABD desteğiyle kontrol ettiği Türkiye sınırından Türkiye’deki PKK şubesine aktardığı insan veya silah desteğinin haddi hesabı yok. PKK’yı resmen terör örgütü olarak tanıyan ABD’nin sadece DAİŞ’le mücadele ediyor diye PYD’yi terör listesinden çıkarmasının bütün faturasını her gün maruz kaldığı terör saldırıları dolayısıyla Türkiye ödüyor.

ABD’nin DAİŞ’le mücadele etmek için seçtiği müttefik her gün Türkiye’de terör saldırıları yaparak masum insanların hayatına kast ediyor. Olan, bir yandan da ABD’nin güvenilirliğine oluyor. Bu hareketleri yüzünden Türkiye’de ABD’ye güven tarihinin herhalde en düşük düzeylerinde seyrediyor.

ABD istediği kadar terörle mücadele bayrağını dalgalandırıyor olsun, Türkiye halkı nezdinde darbenin de terörün de en büyük destekçisi ve nedeni olduğu algısı gittikçe güçleniyor.

***

Bu arada DAİŞ’le PKK’yı bir tutmakla ilgili ifadelerimizi bazı aklı evveller DAİŞ’i aklama çabası olarak nitelemiş. Hangi mantık dizgesinden böyle bir sonuç çıkarabiliyorlar anlaşılır gibi bir şey değil. Bizim hiçbir insanlık değeri yakıştırmadığımız terör örgütü PKK’ya nasıl baktığımız ortada. Kötülük bakımından ikisinin birbiriyle yarıştığını söylemek nasıl birini aklamak olarak görülebiliyor, anlamak mümkün değil. Muhtemelen öyleleri için PKK o kadar da kötü değil, hatta ak pak bir hareketmiş de kötülüğün tek sembolü olarak DAİŞ’in onunla anılması zorlarına gidiyordur. Onlar gibi olmadan onlar gibi düşünmek mümkün olmadığına göre, mantıkları da sempatileri de onların olsun.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: