Prof. Dr. Yasin AKTAY

Türkiye-Mısır ilişkilerinin ufku

Geçtiğimiz günlerde Arap dünyasında çok izlenen sitelerden www.araby21.com’a Arapça olarak verdiğim mülakatta Türkiye-Mısır ilişkileri üzerine söylediklerim tahminimin çok ötesinde bir yankı buldu. Yüzlerce Arap sitesinde, televizyonlarda haberlere, hatta tartışmalara konu oldu.

Sözlerim Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükrü’ye kendisini ziyaret etmekte olan Ermenistan Dışişleri Bakanı ile basın toplantısında soruldu, o da “güzel sözler yetmez, eyleme bakarız” dedi, ama eylem olarak Türkiye’nin Mısır’la ilgili tavrı ve tutumundan, mesela Türkiye’nin her fırsatta darbelere karşı olduğunu söyleyerek Mısır’daki darbeci yönetimin meşruiyetini tartışma konusu yapması, Mısırlı siyasi mültecilere kapıların açılması ve faaliyetlerine izin verilmesi gibi duymaya alıştığımız konulardan bahsetmedi de, tuhaf bir biçimde Türkiye’nin Irak, Suriye ve Libya’daki faaliyetlerinden bahsetti.

Meğer Türkiye ve Mısır arasındaki sorun bilinenden çok öteymiş. Hadi Libya’yı anladık, Mısır’ın komşusu ve Mısır’ın oraya dair doğrudan kendisini ilgilendiren bir gündemi var ve Türkiye oraya meşru Libya Hükümetinin davetine icabet ederek girdi ve zaten bundan dolayı Türkiye ve Mısır arasında yeni bir sayfa açılmış oldu. Ama Suriye ve Irak’ta Türkiye’nin ne yaptığı Mısır’ı, daha doğrusu Sisi yönetimini neden birinci dereceden ilgilendiriyor ki?

Arapların işine karışmış olmak dolayısıyla mı? Burada işin Arabı Türkü Kürdü mü kalmış Allah aşkına? Şükrü’nün sözkonusu açıklamayı yaptığı esnada yanında bulunan Ermenistan Dışişleri Bakanı da açmış ağzını aynı vokalde Türkiye’nin Akdeniz’deki faaliyetlerine karşı olduklarını söylemiş. Ermenistan’ın Akdeniz’le ne alakası var, karşı olsa kaç yazar ayrı mevzu da, Mısır ve Ermenistan Dışişleri Bakanlarının birbirleriyle bu işgüzarlıkta girdikleri yarış yeterince tuhaf değil mi?

Mülakatımda da söyledim, Arap Birliği’nin Türkiye’ye karşı Araplık kartı oynamaktan vazgeçmesini şiddetle tavsiye ederiz. Zira bu Arap Birliğinin Araplar için veya Araplara ne yaptığı veya ne yapmadığı gün gibi ortada. Her gün berbat yönetimleriyle, baskı ve zulüm rejimleriyle cehenneme çevirmiş oldukları ülkelerinden yüzlerce “Arap” Türkiye’ye veya diğer Avrupa ülkelerine iltica ediyor.

Esasen, iltica edenler onların meşruiyetlerini de, rezil rüsva konumlarını da beraberlerinde getiriyorlar. Dahası Araplar adına söz söyleme haklarını da beraberlerinde getirip iltica ettikleri ülkelere devretmiş oluyorlar. Bu gerçeği artık görmeleri gerekiyor.

Türkiye Suriye’ye girmeden önce en az 4 milyon Suriyeli Türkiye’ye girdi. Bunlar Arap Birliği adına caka satan ülkelerin herhangi birine gitmiyor, Arap olmayan ülkelere gidip iltica ediyorlar. Bu bir utanç olarak yetmez mi zaten?

Nüfusu içinde bir milyon Arap bulunmayan BAE Araplar adına konuşacak da şu anda kendi ülkesindeki Türk vatandaşı Araplar ve başka Arap ülkelerinden Türkiye’ye sığınmış olanlar ve Suriye’de Türkiye sınırındaki 6 milyona yakın sığınmacıyla birlikte 15 milyona yakın Arap’ın sorumluluğunu üstlenmiş olan Türkiye’ye Arapların işlerine karışıyor demek arsızlığın dibi.

Bu arada Mısır’la ilişkiler konusunda söylediklerimizin özü şu: Mısır şu anda Türkiye ile ihtilafından dolayı, Türkiye’ye zarar vermek için yaptıklarıyla kendine daha büyük zarar veriyor. Biz sadece Mısır halkına hürmeten, Mısır’ın tarihine, kimliğine, temsil ettiği değerler dolayısıyla Mısır’ın hayrına olan bir ufuk gösteriyoruz. Yunanistan ile olan ittifakı Mısır’ın açıkça aleyhine. Türkiye’ye hiç bir zarar vermez çünkü yaptığı anlaşmanın Türkiye açısından bir geçerliliği yok.

Mısır’ı yönetenlerin bu akıl-dışı hareketleri yapmalarına gerek yok, çünkü böylece kendi tarihlerine, halklarına, ordularına büyük zarar vermiş oluyorlar. Belli ki kendi siyasetlerini izlemiyorlar, birileri adına vekaleten Türkiye’ye karşı bir eksenin içinde bulunmalarının Mısır’a kaybettirdiklerine dikkat çekiyoruz. Yoksa halihazırda Türkiye’nin Sisi rejimiyle kuracağı bir ilişkinin Türkiye’ye bir faydası yok, çünkü, mesela Mısır’da işleyen, makul, yatırım yapılabilir bir ekonomik ortam yok zaten.

Sisi yönetiminin Mısır’ı getirip bıraktığı hal ortada. Yolsuzluk, baskı, kötü yönetim, devletin her alana müdahalesi, hukukun keyfiliği zaten ortada güvenli bir ekonomik ortam bırakmamış durumda. Bu tür darbe yönetimlerinde birinci öncelik diktatörün güvenliği ve kazancı olduğu için ekonomik alan hiçbir şekilde güven vermez. O yüzden Mısır’la ilişkilerin yokluğundan, azlığından kimsenin bir kaybı olmaz.

Buna rağmen bizim hatırlattığımız ufuk, iki ülke arasındaki tarihi, jeopolitik ilişkinin başka bir asgari ilişki düzeyi gerektirdiğidir. Bu düzeyde Mısır’ın yer aldığı eksen çok yanlış ve bununla Türkiye’den önce kendine zarar veriyor. Buna gerek yok. Türkiye Mısır’a genel olarak zarar verecek bir yaklaşımın içinde olmadı hiç. Sisi ile aradaki bütün ihtilaflar baki. Ama Türkiye’nin bu ihtilafı bile Mısır’ın yararınadır, zararına değil. Bu konuda Türkiye’nin takip ettiği ilkesel duruşundan ne bir vazgeçişi ne de bunu tartışma konusu yapması sözkonusudur.

Bütün bunların ötesinde, doğrusu bugün Mısır kendi siyasetini takip edecek bir bağımsızlığa da sahip değil. O yüzden Türkiye ile kendi yararına olacak bir ilişki zeminini arayacak kadar iradesi özgür değil. O yüzden siyasetçileri bu yönde yarım yamalak duydukları bir söze bile Türkiye’ye karşı kendilerini hiç ilgilendirmeyen, ama temsil ettikleri eksen adına cevap veriyorlar.

Nitekim, Türkiye’nin Irak ve Suriye’de ne yaptığı o ekseni daha çok ilgilendiriyor ve ceremesini Mısır çekiyor. Gerek yok.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: