Prof. Dr. Yasin AKTAY

Türkiye için “ezik” fantezileri

Adana”da MİT kontrolündeki tırların Türkiye Cumhuriyetine bağlı olması gereken savcılarca inatla durdurularak aranmak istenmesinin bir adalet veya suç takibi olarak anlaşılabileceği noktadan epeyce uzaktayız. Devlet içindeki paralel yapılanmalar için delil aranıyorsa bu ısrar ve inattan daha iyi bir delile gerek de yok. Çünkü MİT kanununun 26. Maddesine göre başbakanlıktan izin almadan herhangi bir savcının böyle bir talepte bulunması, hele bu talebinde ısrar etmesi söz konusu değil. Dolayısıyla savcıların yetkilerini ve cesaretlerini tabi oldukları kanun dairesinden değil başka bir yerden alıyor oldukları çok açık.

Her nereden alıyorlarsa bu cesaretin kahramanca bir cesaret olmadığı da, milli veya insani bir motivasyona dayanmadığı da çok açık. Çünkü bu operasyonlar yoluyla dünyaya verilmeye çalışılan görüntü terörü destekleyen bir Türkiye görüntüsünden başkası değil. Bu görüntü için TIR”ların içinde ne olduğunun gerçekten ortaya konulmasına gerek yok. Operasyon haberinin ajanslara düşmesiyle birlikte o görüntünün yeterince oluşacağı varsayılıyor belli ki. Bakmayın “hesabı verilmeyecek bir şey yoksa neden arattırılmıyor?” yollu sorulara. Bu sorular insanların saflığından yararlanarak veya insanları saf salak yerine koyarak pişkince sorulabiliyor. Oysa işin tabiatına biraz vakıf olan herkesin takdir edeceği bir gerçek var. Bir kurum kendi yetki alanına başkasını karıştırmaz. Savcının MİT kontrolündeki bir aracı ısrarla aramak istemesi bir yetki ihlalidir ve bu yetki ihlaline göz yummak da o ihlale ortak olmak anlamına gelir. MİT”in kendi yetki alanına başkasını karıştırmıyor olmasını bir tür suçluluğun itirafı gibi sunmak bu konuda yürütülen psikolojik savaşın düştüğü noktayı işaret ediyor sadece.

MİT ve TIR haberleriyle Türkiye”yi bir eziklik durumuna düşürmeye çalışıyorlar. Böylece Türkiye”nin etrafında olup bitenlerle ilgili inisiyatif alıp gelişmelerde etkili olmasını engellemeye çalışıyorlar. Bu haberleri Suriye yanlısı Baasçıların veya Esad”ın herşeye rağmen iktidarda kalmasını isteyen İran”ın abartarak vermesi yine de anlaşılabilir bir şeydir. Ancak bir yandan da MİT”in başındaki Hakan Fidan”a İrancı yaftasını yapıştırmaya çalışan camia medyasının neticede İran”ın tezlerini ve konumunu güçlendiren böyle bir kampanyayı aşkla, heyecanla sürdürüyor olması, zamanlamadan da daha mânidar değil mi? Türkiye”nin dış politikasına en önemli eleştirisi İrancılık olan camianın burada açıkça İran”la yanyana düşüyor olduğunu bilmemesi mümkün mü?

TIR”la ilgili haberlerin Suriye”de insanlık dışı işkenceler yoluyla canice katledilmiş insanların fotoları bütün dünyada vicdanları ayaklandırırken hız kesmemesi de ilginç.

3 yıldır Suriye”de neler yaşanıyor olduğu hususu aslında sır değil, ama bu fotoğraflar yaşananların toplama kamplarındaki zulümleri aratmayan bir vahşetin bu devirde bu mesafede yaşanıyor olduğunu anlatıyor. Bu fotoğraflar karşısında belki herkesin bilhassa Türkiye”nin bu olaylarla ilgili tutumu dolayısıyla lâl olması beklenir. Çünkü Suriye”de bütün bu olaylarla ilgili üç maymunlara yatan dünyayı uyandırmaya çalışan, Suriye”de akan kanın durması yönünde bir sorumluluk ve inisiyatif alan en önemli aktör Türkiye.

Bunca insanlık suçu karşısında hiç kimse günahın yükünden tam olarak kurtulamaz. Yanıbaşımızda cereyan eden bu vahşete karşı sergilediğimiz duyarsızlık dolayısıyla elbette ki hepimiz suçluyuz, ama bu suçun varsa bir kefareti, bunu ödeyen tek ülke Türkiye.

Bütün bu manzaraya rağmen TIR”ların hesabının Cenevre 2 toplantısında Türkiye”yi söz söyleyemeyecek hale getirmek gibi bir hedefi olduğu değerlendirilebilir. Belki arzulanan Türkiye”nin İran gibi teröre destek veren bir ülke olarak kodlanması ve bu sayede Suriye”de Esad”ın ömrüne ömür katmaktı. Türkiye”nin bu konuma bizzat kendi savcıları eliyle itilmesi, kolayca geçiştirilebilecek bir durum değil elbet. Bir uluslararası platformda Türkiye”yi ezik kılmaya dönük bu çabalar birilerinin kendi ezikliğinden başka bir şeyi göstermiyor. Neticede bu fotoğrafların şahitliği altında girilen Cenevre 2″de kimsenin TIR”lara takılacak yüzü kalmamış olmalı. Türkiye arzulananın aksine bu toplantıda moral üstünlüğünü göstermeye devam etti.

Aynı şekilde Brüksel”e giden başbakan Erdoğan”ın AB temsilcileri tarafından HSYK düzenlemesi dolayısıyla uyarılacağı, hatta handiyse azarlanacağı yönünde fanteziler kuruldu. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, başbakan Erdoğan yola çıkmadan Brüksel”e Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını sıkıştırabilmeleri için gereken tüyoları verdi. Bu tüyolar üzerine bazı çevrelerde bu Brüksel gezisine doksanlı yılların MGK havası verilmeye bile çalışıldı. Hani hükümetlerin boncuk boncuk terletildiği ve dışarıda bu durumlara dair görüntülerin veya mesajların bir medya ordusu tarafından beklendiği MGK toplantıları.

Tabi bu konuda söylenecek en basit şey bunların ya Başbakan Erdoğan”ı hâlâ tanıyamamış oldukları veya hâlâ sayı saymayı öğrenememiş olduklarıdır. Başbakan Erdoğan”ın şahsında fantezisini kurdukları ezik Türkiye hayalinin hiç bir zaman gerçekleşemeyeceğini anlayamamışlar.

Nitekim Brüksel gezisi onların fantezileri açısından tam bir hayal kırıklığı olarak ve, tabii ki, Türkiye için gerçek bir kazanım olarak tamamlandı. Sonuçları itibariyle de Türkiye”nin AB yolunda kararlılığından hiç bir taviz vermeden ilerlemeye devam ediyor olduğunun karşılıklı olarak anlaşılmasını getirdi.

HSYK”ya gelince bu konuda da yapılmaya çalışılan düzenlemenin AB standartlarının asla gerisinde olmadığı net bir biçimde görülmüş oldu.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: