Prof. Dr. Yasin AKTAY

Türkiye 60 yıllık oyunu ne zaman bozmaya başladı?

Türkiye’nin Barış Pınarı operasyonu sonuçları itibariyle şimdiden önemli bir tarihsel dönüm noktası olarak kaydedilmeyi hak etmiştir. Bu dönüm noktası bölgedeki uluslararası dengeler kadar mevcut dünya sistemi içindeki bütün ilişki düzenini de altüst etmiştir.

Sadece İsrailli yetkililerin “bu operasyonla birlikte İsrail’in 60 yıllık planlarının bir gecede boşa çıkmış olduğu” yönündeki itiraflarına baksak bile bu operasyonla nasıl bir statükonun yıkılmış olduğunu en net biçimde görürüz.

Bu itiraf sadece 60 yıldır bölgede çizilmeye çalışılan yeni haritalarda, özellikle Kürt sorunu denilen huzursuzluğun arkasında birinci planda İsrail’in olduğunu söylemiyor. Aynı zamanda bu huzursuzluğun beslenmesinde, desteklenmesinde bilhassa ABD olmak üzere bütün AB ülkelerinin de bir İsrail planının arkasına takılıp gitmiş olduklarını da gösteriyor.

Irak’ın Kuzeyinde Türkiye sınırında yıllarca Türkiye’nin de onayıyla konuşlandırılan Çekiç Güç’ün PKK’ya olan desteği sır olmaktan çıkmıştı, buna rağmen zamanın siyasileri ABD’nin kendi ülkelerini tehdit eden teröre destek verdiğini görmezden gelmek durumunda kalıyorlardı. Kimler, bir büyük planın işlemesi için nasıl ve neyle bağlanıyordu? Bugün çok daha iyi anlaşılıyor.

Kürtleri gerçekten de bu ülke için bir sorun gibi görmeye, algılamaya, göstermeye çalışan bir devlet zihniyeti de işin içinde, üzerine düşen görevi yapıyor gibiydi. Türkiye’nin asli bir unsuru olan Kürtler bu ülkenin nasıl bir sorunu olabilir sorusunu soruncaya kadar Kürtlerin yeni nesillerinin önemli bir kısmı duygusal olarak bu ülkeden koparılmıştı bile. Devlet dayağını yiyen Kürtler ABD’nin, AB’nin ve dolayısıyla İsrail’in sinsi ve sahtekar şefkatine sığınıyorlardı. O büyük 60 yıllık planın tamamına erdirilmesi için bu roller oynanmalıydı.

Türkiye bu oyunu bozmaya aslında bu son operasyonla başlamadı. Kürt sorununu çözmeye başlayınca bu oyunu da bozmaya başlamış oldu. Kürt sorununu çözünce, Kürtçe konuşmaya, yayına, eğitime, kimliğe yönelik yasakları kaldırıp, Kürtlerin kendilerini bu ülkenin kopmaz bir parçası olarak hissettirmeye başlayınca oyunu da büyük ölçüde bozmaya başladı.

Planlarının işlemesi için Kürtlerin bu ülkede gerçekten sorun olarak algılanması ve onlara karşı devlet inkarının ve zulmünün devam etmesi gerekiyordu. Erdoğan liderliğindeki AK Parti paradigmayı kökten değiştirerek tekerlerine çomağı soktu.

Bu planın işleyişinde eski laikçi asayişçi devlet kafası da, FETÖ yapılanması da üzerine düşeni layıkıyla yerine getiriyordu. O yüzden AK Parti’nin Kürt sorununu çözme süreci görünür görünmez, anlaşılır anlaşılmaz türlü türlü engellerle karşılaştı yıllarca. 60 yıldır örülen ağların nereye uzandığı yeni yeni netleşebildi. İsrail merkezli planın işleyebilmesi için, yani Kürtlere şefkat eli uzatmak için Kürtlerin feci dayaklar yemesi gerekiyordu. Dayağı atan da, sonradan şefkatli kolları açan da aynıydı aslında.

Suriye’de 1 milyon insan en gaddar en vahşi biçimde katledilirken, insanların evleri başlarına yıkılırken harekete geçmeyen ABD ve AB ülkelerinin, hatta gariptir Arap Birliği’nin belli başlı ülkelerinin Türkiye’nin teröre karşı operasyonunda bir anda “Kürtlere şefkat” dillerinin çözülmesi ne anlama geliyor? Hepsinin birden aynı planda görevli olduklarından başka neyi gösteriyor?

Doğrusu Kürtlere şefkat gösterilmesi bile, hakiki bir duyguysa bizi asla üzmez, hatta sevindirir. Keşke bu şefkat zulme uğrayan herkese gösterilebilse. Ama her gün ölen yüzlerce sivil insan, hele Doğu Ghuta’da kimyasal silahlarla çırpına çırpına ölmek durumunda kalan yüzlerce çocuğa gösterilmeyen şefkat, PYD terör örgütünün militanlarına “Kürtler” denilerek gösterilince, herkesten önce Kürtler buna ayılmaz mı? Siz Kürtleri saf enayi mi sandınız?

Bu arada PYD’yi Kürt sayıp onları himayelerine almaya kalkışan ABD ve AB ülkeleri, PYD zulmünden Türkiye’ye, kaçmak durumunda kalmış 350 bin Kürde, Kuzey Irak’a kaçmış bir o kadar Kürde aynı şefkati neden göstermiyor?

Başka bir gerçek: PYD’nin bölgedeki hakimiyeti Türkiye’nin Barış Pınarı Operasyonuyla bir anda sonlandı. PYD ABD’nin olağanüstü silah, mühimmat, lojistik ve taktik desteğine, AB ve Arap Birliği ülkelerininse müthiş kamuoyu desteğine rağmen orada tutunamadı. Oysa orada sahici bir varlığı olsaydı Türkiye onları bu şekilde oradan söküp atamazdı.Oraya zorla monte edilmeye çalışıldıkları çok açık.

Nitekim operasyon durdurma müzakereleri onlarla hiç muhatap olunmadan, onları silahlandırıp oraya konuşlandırmaya çalışanlarla yürütüldü. Yani başkalarının silahını taşıyınca başkalarının planının bir aleti olursunuz ve gün gelir o plan değişince o alet de lüzumsuz hale gelir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: