Prof. Dr. Yasin AKTAY

Türkçe Olimpiyatları

5. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları Cumartesi günü İstanbul”da muhteşem bir finalle sonuçlandı. Başka bir programım dolayısıyla katılamadığım olimpiyatları TV”den izleme fırsatı buldum.

Dünyanın hızla küreselleşmesinin bir sonucu da dünyada konuşulan dillerin sayısında zamanla bir azalmanın yaşanmasıdır. Dil bir kültürün yaşadığı en önemli zemin olduğuna göre küreselleşmenin çokkültürlülük iddiası bu yüzden mahiyeti itibariyle çelişkili oluyor. Çünkü küreselleşme fiilen farklı kültürlerin yok olmasını ve sonuçta bir kültürel azalmayı ifade ediyor. Dünya üzerinde yaşamakta olan toplam 6000 dilin sayısının 50 sene içerisinde 3000”e daha sonra daha da az bir rakama ineceği öngörülüyor.

Dillerin azalmakta olmasının kuşkusuz birçok sebebi vardır. En önemlisi küresel dünyadaki iletişim imkânını en iyi vermekte olan dile artan taleplerin zamanla diğer dilleri unutturması gerçeğidir. İnsanlar istedikleri kadar milliyetçi duygularla kendi dillerini korumaya çalışsınlar, bu dilin maddi bir desteği yoksa bir ekonomi veya siyaset tarafından desteklenmiyorsa bir-iki kuşaklık ömrü kalmış demektir. O yüzden yerel dillerdeki eğitim talepleri siyasal bir söylem için işlevsel olsa bile geleceğin dünyasında gerçekçi talepler değildir.

Afrika”da birçok ülkede yan yana iki kabilenin bile konuştuğu diller birbirini tutmadığı için birbiriyle anlaşmak için tarih boyunca hep bir ortak dil ihtiyacı hissetmişler. Bu ihtiyacı kimi zaman Arapça ile daha sonraki zamanlarda da İngilizce veya Fransızca ile görmeye çalışmışlardır.

Küreselleşme süreci birkaç ana ortak dilin dışındaki hiçbir dilin uluslar arası geçerliliğinin olmadığı bir dünyayı hazırlıyor bize.

Dile dayalı emperyal ideallerle kişisel olarak hiçbir zaman başım hoş olmaz. Batı emperyalizminin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olan İngilizce ve Fransızca hegemonyasına öykünüp aynısını Türkçe üzerinden üretmeyi arzulamak sağlıklı bir tutum değildir. Ama dünyadaki iletişimin bu emperyal dillere doğru akıyor olması dünyanın hiçbir zaman tamamen önlenemeyecek bir temayülüdür.

Asıl, ulusalcılığın her zaman tavan yaptığı Türkiye”de, devlet politikalarının Türkçenin geleceğin dünyasında bir yerinin olmasına dair bir politikasının olmadığına hayret edebilirsiniz. Bırakınız muhtemel bir emperyal ufku, 300 milyon insanın anadili olarak konuştuğu Türkçenin daha dayanıklı ve bütün dünyada talep edilen bir dil haline getirilmeye çalışılmıyor olması düşündürücüdür. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da ulusalcılık gerçekten hamasi bir çocuksuluktan öte bir şey üretmiyor. Avrupa”ya yerleşmiş vatandaşlarının Türkçeden uzaklaşmasına karşı beyhude ama canhıraş çabalar sözkonusudur. Ama bu konuda da Türkçenin maddi zeminini besleyerek değil suni teneffüslerle canlı tutulmasına yönelik beyhude politikalar izlenmektedir.

Dilin maddi zemini nedir peki?

Dilin maddi zemini o dilin konuşulduğu ülkenin küresel ölçekte çekici bir ekonomiye ve evrensel açılımlara sahip bir kültüre sahip olmasıdır.

Birincisinin üzerinde durmaya bile gerek yok. Çok önemli, ama tek başına yetmez.

İkincisi ise şu: Evrensel bir insan kalitesi, bir kültür kalitesi tutturamamışsanız, bırakınız kendi halkınıza, başka insanlara da söyleyecek bir şeyiniz yoksa kendi dilinize yönelik bir talep oluşturamazsınız.

Doğrusu her gün yaşadığımız tartışmalarda sergilenen kaliteye baktığımızda bu konuda iyimser olmamız için çok saf olmamız gerekiyor. Türkçeyi öğrenen insanlar Türkiye içindeki hangi evrensel felsefeye açılmış olacaklar acaba?

Hiçbir barışçıl niyet taşımayan, bütün marifeti insanları birbirinden nefret ettirmek olmayı başarabilen laiklik anlayışımıza mı?

Çılgınlığından başka övünecek bir şey bulamamış megaloman ulusalcı anlayışımıza mı?

Avrupa”dan son derece kötü bir biçimde tercüme etmiş ve en kötü örneklerini sergilemekten geri durmadığımız, sanat, hukuk, edebiyat ve bilim anlayışımıza mı?

Dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında kazara bir kurumunun girmemesi için bütün hatlarda direnen üniversite anlayışımıza mı?

Bütün bu alanların Türkçenin bir cazibe merkezi olmasına karşı direnç noktaları oluşturdukları muhakkaktır.

Oysa bugün dünyanın her tarafına yayılmış Türk okullarının olağanüstü gayret ve performansının yarattığı bir Türkçe ilgisi ve talebi vardır. Faaliyette bulundukları bütün ülkelerde göz doldurucu bir kalite sergileyen bu okullarda çalışanların Türkiye”de devlet imkânlarıyla yaratılamayan bir vizyonu şekillendirdiklerinde hiç kuşku yok. Bu okullarda çalışanları Türkiye”nin resmi kurumlarının resmi müfredat ve marifetleriyle yetiştirmenin mümkün olmadığını adım gibi biliyorum.

Her aşaması büyük fedakarlıklar gerektiren bu işleri yapmak için gerekli olan aşk, motivasyon, fedakârlık, diğerkamlık gibi değerleri ne yazık ki eğitim kurumlarının resmî çerçevelerinde vermenin bir yolu bulunamamıştır hâlâ.

Sadece yurtdışındaki bu okullarda çalışanların dünyasına dair, belli ki hissedilen bu enginliğe biraz daha açılmak, bu dünyayı biraz daha tanımak için Türkçe öğrenilmeye değer bulunuyor anlaşılan.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: