Prof. Dr. Yasin AKTAY

Türk Solu’nun Kürt’ü

HDP Eş Genel Başkanı bir süre önce grup toplantıları tarihine geçecek şekilde kürsüye çıkıp sadece bir kaç cümle içinde çok net bir bir mesaj verdi. Mesaj o kadar önemliydi ki, başka sözlerle gölgeye düşürülmemeli, vurgu eksikliği hissedilmemeli ve dileyenin istediği gibi yorumlamasına fırsat verilmemeliydi. Mesaj “HDP ve Kürtler var olduğu sürece sen başkan olamayacaksın, seni başkan yaptırmayacağız!” diye haykırıyordu.
Mesaja yüklenmiş olan şiddet ve celal, Erdoğan’a sesleniyor olsa da, şovun başkasına yapıldığı çok açıktı. Şimdiye kadar Demirtaş gibi, ondan çok daha siyaset gediklisi kaç kişiyi siyaset tarihine gömmüş olan Erdoğan’a bu densiz ve hadsiz hitaptan dikkate değer bir mesaj ulaşması sözkonusu bile değil. Sözün sahibinin bunu bilmemesi de mümkün değil herhalde.

Mesaj bütün netliğiyle Erdoğan’a değil, Demirtaş’tan Erdoğan’ı başkan yaptırmama “hizmet”i uman çevrelere gidiyordu. Epey zamandır Türk Solu da CHP de, Pennsylvania da Erdoğan’ı durdurma ile ilgili bütün umutlarını bütün müştemilatıyla Kürtlere bağlamış durumda. Yıllardır asimile ve inkar ettikleri, yok saydıkları, her türlü zulmü reva gördükleri Kürtleri Demirtaş’ın şahsında “alavere dalavere nöbete” çağırıyorlar. 

Daha önceki dönemlerde hangi yolu denedilerse olmadı. Yeni süreçte Gezi dediler olmadı, 17-25 Aralık dediler olmadı. Olmadığı gibi bütün hileleri ayaklarına dolandı. Ahlaksız saldırılarının sonunda bir hasar tespiti yaptıklarında ellerinde avuçlarında çok az şeyin kaldığını görüyorlar. 
Erdoğan ve AK Parti karşısında “mütemadiyen yenilmişlerin koalisyonu” her seferinde saflarına yeni yenilmişler katarak yeni hamleler peşinde koşuyorlar. Bu cephede yeni kozun Kürtler olduğunu, Demirtaş ve Kandil’in de Kürtler üzerinde mutlak hakimiyeti olduğunu düşünüyorlar belli ki. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde allayıp pullayıp oylarını yüzde 10’a yaklaştırdılar. Az daha gayretle onu elbirliğiyle biraz daha allayıp pullarlarsa, Erdoğan’ın önünü kesmek için en kullanışlı araç şimdi o.

Böylece TC tarihinde Kürtlere en yakın durmuş, onların bütün gasp edilen haklarını statükonun ağzından söke söke alıp vermiş, baldıran zehri içme pahasına da olsa çözüm sürecine girişmeyi göze almış bir Erdoğan’ın önünü yine o Kürtlere kestirmiş olacaklar. Yani Kürtlere ahde vefasızlık rolü, yapılan bunca atılımı inkar rolü yazacaklar, Kürtler de bu rolü oynayacak öyle mi? 

Bu rol yazısı, esas Kürtleri tanımayan, onları yok sayan, bizatihi asimile edip inkar eden bir kafa yapısından çıkıyor. Alavere, dalavere Kürt Mehmet’i nöbete yollayan kafa, bu sefer Demirtaş’ın ağzından sesleniyor.

Bu sese sol, liberal, paralelci bütün “yenilmeye doymamışlar koalisyonu” sufle vermeye devam ediyor. Paralelin bütün yazılı ve görsel yayınları HDP’yi Türkiye demokrasisinin büyük şansı olarak yeni keşfetmiş olmanın tadını çıkarıyor gibi. Onca yılın İslamcısı Ali Bulaç HDP’ye başarılı olabilmek için ne akıllar, ne taktikler veriyor, “hepsi de bedava” havasında. Ama tabii ki, yine de HDP’lileri değilse bile Kürt kardeşlerimizi uyarmayı borç bilirim: Bunlar günahlarını bile bedava vermez, benden söylemesi. 

Genellikle Türk Solu dediğimizde dışarıda bırakmayı bir ahlaki sorumluluk olarak gördüğüm Birikim Dergisi çevresi de anti-Erdoğanizm sözkonusu olduğunda Türk Solu ile aradaki farklarını epeyce tesviye etmiş görünüyor. Murat Belge ile Ömer Laçiner’in GYV’nın sofrasında katıldıkları iftar ziyafetinin etkisidir diyecem, ama belli ki o sofranın evveliyatı da var, neyse boğaz işlerine girmeyelim.
Birikim Dergisi’nden sevgili Tanıl Bora, benim mealen, “Kürtlerle ilgili tarihimizin 1915 veya 1925’e indirgenemeyeceğini, aksine ilişkimizin 1071, 1189 ve 1515 gibi daha köklü bir derinliği vardır” şeklindeki ifadelerimi naklederek yaptığı çıkarsamalar Kürtleri temellük ettiğini hisseden bir sol-sosyalist strateji adına sergilenmiş kıskanç bir refleks gibi.

Bir milliyetçilik dedektörü gibi çalışan Bora’nın giderek çok daha kesif bir milliyetçiliğin ve şovenizmin konusu haline gelmiş olan Kürt kimliğine tanıdığı bu imtiyazı anlamlandırmaya çalışıyorum. Genelde sol-    sosyalist stratejinin bir etnik kimliğin bu kadar işlenmesini ne kadar caiz gördüğünü sorguluyorum. 
Tabii ki Bora’ya “gerçek sosyalizm” hatırlatması yapacak da değilim. Ama ben Malazgirt’i, Kudüs’ü ve Selahaddin’i, İdrisi Bitlisi ve Sultan Selim’i hatırlattığımda tam da ortak yanlardan bahsetmiş oluyorum, yani barış diyorum, birlik, kardeşlik diyorum. O ise bizi ayrıştıran şeyleri hemen araya sokuyorsa nasıl bir Kürt tasarladığını esas bizim sormamız gerekmez mi?

Kürt Selahaddin’i bir Türk olan Nureddin yetiştirmiştir. İkisi de bir Arap olan Abbasi halifesine tabiydiler. Ama ne halifenin Araplığı ne Selahaddin’in Kürtlüğü, ne de Nureddin’in Türklüğü o gün kendi aralarında mevzu bahis bile değildi. Hepsi de kula kulluğu reddedip Haçlı emperyalizmine karşı Müslümanlar olarak birlikte hareket etmenin mücadelesini veriyorlardı. 
Onlar birer Kürt, Arap veya Türk olarak değil, bu misyonlarıyla nam ve şeref buldular.

Bugün Kürtlere milliyetçilik aşılayanlar, onları özgürleştirmenin değil, diğer bütün ulus-devletçikler gibi emperyalizmin oyuncağı haline getirmenin peşinde. 
Bizimse mesajımız ve misyonumuz bir ve bütün olarak emperyalizmin karşısında da güçlü olmak, insan olarak da şereflenmekten ibaret.
Türk Solu içinde hala söz dinleyebilecekleri de davet ediyoruz: Bu şerefli davada herkese yer var.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: