Prof. Dr. Yasin AKTAY

TSK”nın savunulamayan halleri

“İrtica ile Mücadele Eylem Planı” olarak bilinen belgenin “ıslak” imzalı aslı ortaya çıkıncaya kadar TSK tarafından sahiplenilmemesi, açıkça belgenin içeriğinde belirtilen plan ve düşüncelerin TSK tarafından da gayr-ı meşru kabul ediliyor olduğu anlamına geliyor. Oysa belgede imzası bulunan Albay Dursun Çiçek”in makamı gereği öyle bir belgeyi tek başına hazırlamadığı, hazırlayamayacağı da çok iyi biliniyor. Dahası makamı gereği arkasında neredeyse tam kurumsal destek veya katılım olmadan böyle bir belgenin hiçbir anlamının olmadığı da çok net bir biçimde ortaya çıkmış bulunuyor.

Belge belli ki bir emir-komuta zinciri içerisinde dolaşıma sokulmuş ve resmi arşivlere de geçmek üzere dosyalanmış. Buna rağmen TSK yetkilileri ilk duyduklarında bu belgeyi üstlenmediler, çünkü bu belgenin içerdiği planın hiçbir yasal dayanağı yok.

Milletin ordusunun milletine karşı komplolar kurmasının ne yasal olarak ne de insani olarak temellendirebilecek hiçbir mantığı veya gerekçesi yok. Yapanlar, amaçları ne olursa olsun, ister milletin güvenliği, ister irticayla mücadele adına yapsınlar, böyle bir komployu kendi kadrolu taraftarlarına bile izah edemiyorlar. Böyle bir plan ortaya çıktığında tam bir yüz kızartıcı cürm-ü meşrut durumuna yakalanmış oluyorlar. En Kemalist ulusalcısından en demokrat liberaline kadar hiç kimse TSK”ya böyle bir plan ve faaliyet yakıştıramıyor, bu işte TSK”nın yanında durmuyor.

Oysa TSK”ya yakıştırılamayan bu komplolar 27 Mayıs”tan 12 Eylül”e oradan 28 Şubat”a ve 27 Nisan”a kadar TSK”nın kalıp davranış tarzından başkası değildir. Bu belge ortaya çıkmamış olsa da, hepimiz biliyoruz ki, darbeler hiçbir zaman daha az vahim komplolarla kotarılmış değildir. Düşman ilan edilen cemaat mensupların evlerinde “silah bulunmasının sağlanmasını” akıl edenler, bu aklı kendilerini 9 Mart”a, 12 Eylül”e 28 Şubat”a taşıyan süreçlerde az mı kullandılar?

“Ak Parti ve Gülen”i Bitirme Planı” belgesini Ergenekon savcılarına gönderen ihbarcı subay yanında ek olarak bir de ikinci bir “Bilgi Destek Planı” da göndermiş. Bu plan da sözkonusu ana planın hazırlanmasına gerekçe oluşturan tespitleri içeriyor. En önemli gerekçelerden biri olarak “AKP”nin TSK”nın temel konulardaki hassasiyetlerini hatta itirazlarını dahi dikkate almadığı, kendi bildiği yolda yürümeye devam ettiği” tespiti yer alıyor.

Kendini hükümetin, siyaset kurumunun ve her şeyin üstünde gören bir yaklaşım çok net ifade edilmiş, ama bu ifadenin ortaya çıkması asla istenmiyor, çünkü bunun ifadesinin bile bir “suç” oluşturduğunu belli ki bu metni yazanlar da biliyor. Veya belki bilmiyorlar da, bu metin alenileştiğinde durumun bir anda kendileri de idrak etmiş oluyorlar.

Ya şu tespite ne demeli?

“TSK”nın hâlihazırda siyasi gelişmeleri etkileme veya yönlendirme imkânının ne olduğu, daha doğrusu bu imkânının kalıp kalmadığının belirlenmesi de önem taşımaktadır”

TSK”nın tasasını taşıdığı “siyasi gelişmeleri etkileme veya yönlendirme imkânı” konusunda 28 Şubat döneminde veya daha önceki dönemlerde ne kadar nasipli olduğu hepimizin malumu. Neresinden bakarsanız bu arayışın veya bu niyetin içinde olmanın kendisinin ağır bir anayasa suçu oluşturduğunu bilmeyen yok. O kadar ki, bu niyetin tezahürü olan bir belge ortaya çıktığında sahip çıkan olmuyor. Ama diğer yandan bu belgenin ve bu belgede planlanan faaliyetlerin kurumun rutin bir işlemi olduğunu da bilmeyen yok. “Siyasi gelişmeleri etkileme ve yönlendirme imkânı” peşine münferit bir-iki subayın düşmesi mümkün değil tabi. Böyle bir “imkân” neresinden bakarsanız kurumsal bir katılım ve arayış gerektiriyor. Ama bu katılım ve arayış aynı zamanda rutinleşmiş bir “illegal” faaliyet.

TSK mensuplarının kendi aralarında bu kadar rahatlıkla telaffuz edebildikleri dahilî söylemin legal ve açık toplum söylemine nazaran bu kadar uzak ve “illegal” kalmış olması da âcizâne bizim tespitimiz olsun. Durum şunu gösteriyor ki, TSK”nın kendi rutin faaliyetleri alabildiğin dar-cemaat söylemine hatta bir gizli örgüt diline sıkışıp kalmış bulunuyor.

Bu tarz rapor veya planları hazırlayanlar bunların suç olduğunu bile ancak bunlar açığa çıktığında fark ediyorlar.

Milletin bir kurumunun bu dar cemaat diline hangi eğitimden geçerek sahiplendiğini artık esaslı bir biçimde sormanın vakti gelmedi mi?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: