Prof. Dr. Yasin AKTAY

Trump’ın ABD’ye maliyeti çok ağır

Uluslararası ilişkilerde bir ülkenin gücünün bir şeye yetmesi o gücü istediği gibi kullanabileceği anlamına gelmiyor. Güç uygulaması, karşısında bir başka gücü de harekete geçirir ve bu durumda güç kullanmanın maliyeti kendi gücünün sınırlarına hızla ulaşmak ve tüketmek olur.


ABD şu ana kadar uluslararası düzeyde sahip olduğu gücü her zaman pervasızca kullanıp bunu ele güne göstermiş olmasına borçlu olmamıştır. Bilakis bu gücü kuralsızca kullanmayacağına dair verdiği güvene, dostunu düşmanını iyi ayırt etme ve gücünün kullanımının kontrol altında olduğu konusunda verdiği güçlü izlenime dayanmıştır. Bu anlamda en büyük güç güvenilirliktir.

Trump yönetimindeki ABD’nin özellikle Türkiye’ye karşı siyasi ihtilafında doları ve ticari vergileri bir koz olarak kullanmaya başlaması, hem kendisine hem de dolara olan güveni tamamen tüketmiş oldu. O yüzden Türkiye’ye karşı operasyonun ABD yönetimine en büyük maliyeti bu güvenin yitirilmesi oldu, ama bu, kaybın tamamı değil, başlangıcı.

Aslında ABD siyaseti açısından ne olursa olsun kullanılması akla bile gelmemesi gereken veya hiç gelmeyen bir özerk varlık olarak sunulmuştur dolar. Ama hiçbir zaman sunulduğu gibi kendi alanında özerk bırakılmamış, her zaman örtük operasyonların kozu veya silahı olmuştur dolar, ama bugün yaşanandaki fark bu işin çok pervasızca ve alenen yapılıyor olması.

Bu da, dünyadaki bütün uluslararası güçlere dolara karşı isyan için gökte aradıkları fırsatı yerde sunuyor. Dolardan çıkma niyetinin veya teşebbüsünün bir ülkenin veya liderinin sonuna mal olduğuna dair ne efsaneler duyduysak, bundan sonra bu işin o kadar da zor olmadığına dair olağan senaryoları bol bol duyacağız. Bundan sonra doların çöküşünün kaçınılmaz bir hale geldiği bir sürece girmiş oluyoruz.

ABD siyaseti açısından ne olursa olsun kullanılması akla bile gelmemesi gereken bir alan da hukuk alanıdır. ABD’de hukuk aygıtının siyasetten bağımsız olduğuna dair efsaneler Amerikan efsanesinin kendisinden daha katıdır. ABD başkanlarının bile gereğinde işbaşındayken de yargılanabildiği örnekler bu efsaneyi iyice pekiştirmektedir. Oysa orada da hukukun bazen başkanlardan bağımsız olması siyasetten tamamen bağımsız olduğu anlamına gelmiyordur.

Neticede çeşitlenen siyaset içinde başkanlar ve yargıçlar ayrı taraflara düşebilir, ama bu, yargıçların siyasetten tamamen uzak ve bağımsız oldukları anlamına gelmiyor, tıpkı sermayeden veya oligarşik oluşumlardan tamamen uzak olmadıkları gibi. Halk Bankası Genel müdür Yardımcısı meselesinde veya FETÖ davasında Türkiye’ye karşı bu efsaneyi ezberletmeye çalışan ABD makamları, iş Brunson meselesi dolayısıyla Türkiye’nin hukukuna gelince, hukukun bir anda siyasetçinin iki dudağının arasında bir konu olduğu kabulünü aslında kendi durumlarıyla ilgili bir itiraf gibi telaffuz noktasına geldiler.

Brunson davasında Türkiye’nin başardığı bir şey var. O da şu sorunun güçlü bir biçimde sorulmuş olması: ABD’de mahkemelerin var olduğuna inanmamızı bekliyorsunuz da siz Türkiye’de mahkemelerin olduğuna neden inanmıyorsunuz?

Burada iğrenç bir oryantalist önyargının nasıl çalışıyor olduğunu görmüyor değiliz. Bu önyargı gerçekten de İslam dünyasında, dolayısıyla Türkiye’de bağımsız, özerk bir yargı müessesesinin olmadığını oysa kendilerinde bunun mevcut olduğunu işler durur. Türkiye Brunson davası vesilesiyle bu oryantalist önyargıya sahip olanların kendi gerçeklikleriyle yüzleşmeleri için olağanüstü bir fırsat sunuyor.

Kendi zorbalığıyla dayattığı ambargoya uymadığına dair bulduğu bazı verilerle Türkiye’nin özgür vatandaşlarını kendi ülkesinde hesapsız kitapsız veya rastgele toparladığı insanları Guantenamo’da akıldışı, insafsız işkence şartlarında yıllarca yargısız, insafsızca tutan ABD, Türkiye’de darbecilerle, teröristlerle işbirliğine dair kesine yakın delillerle tutuklu bulunan bir vatandaşına “özde ve ilelebet suçtan masumiyet” iddia edebilmektedir. ABD’nin kendinden menkul bir masumiyet atfettiği vatandaşı konusunda sergilediği ikiyüzlülük, kendi ülkesindeki hukuk iddiasını da çökertmektedir.

Trump’ın siyasetinin ABD’ye daha ağır bir başka maliyeti de, dolar ve ABD karşısında oluşmaya başlayan alternatif güç. Bugün Çin, Rusya, ve İran’dan sonra bölgedeki tek müttefiği Türkiye ve Avrupa ülkelerini de ABD karşısında bir cephede buluşturan bir süreçten bahsediyoruz. Geleceğin dünyası gerçekten de Amerikan hegemonyasının yok olduğu bir dünya olacak.

Bunu çok uzak bir gelecek gibi görüyorduk, Trump sayesinde bu gelecek çok yakına gelmiş oldu.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: