Prof. Dr. Yasin AKTAY

Törelerin egzotik cazibesi

Türkiye”de suç oranlarının her geçen gün daha da arttığı yönünde herkesin kabul ettiği bir gerçek var. “Gazetelerin üçüncü sayfaları” diye nitelenen vakalardaki akıl almaz ilginçlikler, artık kolaylıkla gelip gazetelerin birinci sayfalarına kurulabiliyor. İnsanın hayal gücünü aşan birçok sapkınlık, “gerçeğin haberi” olarak karşımıza çıkıyor.

Suç oranlarındaki bu artışın kuşkusuz, türlü türlü sebepleri var. Ancak son zamanlarda neredeyse en büyük suçlu bulunmuş gibi görünüyor: “Töre”. Her türlü suç kolaylıkla töre başlığı altına alınabiliyor. Kadına yönelik her türlü şiddet, kan davası, cinayetler yetmiyormuş gibi, geçenlerde bir “misilleme tecavüz”ün bile “töre” başlığı altına sokulabilmesine şahit olmuştuk.

Medya töreyi yeni keşfetmiş, ve keşfettiği bu faili pek sevmiş görünüyor. Töreler hem anlaşılması zor birçok şeyi açıklayarak kamu aklını aydınlatıyor, hem de garip bir biçimde fantezileri süslüyor. Özellikle Güneydoğu”da olup bitenlerle ilgili egzotik bir algı ve haz yarattığı açık. Bu algı için bilinçler evvelce Yeşilçam filmleriyle besleniyordu, şimdilerde ise ardı sıra yayımlanan TV dizileriyle tam bir özel haz tüketimine konu oluyor: “Orada her şey buradakinden farklı olup bitiyor”. Biraz daha farklı, biraz daha gizemli, biraz daha acımasız, biraz daha masalsı… Hani neredeyse orada olup bitenler daha farklı bir zamanda cereyan ediyor. Orada zaman daha yavaş işliyor: Törelerin zamanında.

Töreler bu zamana ait değil. Dolayısıyla törelerden esinlenilerek işlenmiş bütün suçların bir de eski zamanların bizim zamanımıza müdahalesi gibi bir boyutu var. Sanki hayaletler dünyamızı istila etmiş gibi oluyoruz töre haberleri duyduğumuzda.

Gerçekten de modern dünyanın gelişimiyle birlikte tarihe gömülmüş olan bir şeydi töreler. Bugün onlarla ilgili duyduğumuz her şey bir hortlak etkisi yapıyor. Töre haberleriyle hayatımızdan kovulmuş, eskiye ait varlıklar, birer hortlak olarak girmiş oluyor hayatımıza. Medyanın bu unsurda büyük bir verimlilik bulduğu açıkça görülüyor. Batı şehirlerinde her türlü karşılaştırmada daha yüksek çıkan şiddetin aynısı Güneydoğu”da doğrudan töre faktörüne bağlanıyor. Oysa tek tek her olayı alıp incelediğinizde hiç biri Batı”da rahatlıkla karşılaşabileceğiniz türden olaylardan çok da farklı değil.

Diyarbakır”da uzun süre ceza hakimliği yapmış olan Yunus Heper şu ana kadar incelemiş olduğu binlerce dosyaya dayanarak şu soruyu soruyor: “Medyada bu kadar geniş bir yer bulan namus veya töre cinayetleriyle en azından binlerce dosya arasında gezinirken benim de karşılaşmış olmam gerekmez miydi?” Sonra devam ediyor: “Töre veya namus unsurunun buradaki vakalar üzerindeki etkisini tespit etmek sanıldığından çok daha zor. Batı şehirlerinde karşılaşıldığında rahatlıkla “kıskançlık vakası” başlığı altında değerlendirilebilen bir sürü olay hemen “namus” veya “töre” başlığı altına sokuluyor. Oysa buradaki olayların her birinin kendine ait apayrı bir hikâyesi vardır ve her birinden isterseniz zaten resmen görünmeyen töre etkenini rahatlıkla silip atabilirsiniz”

Güneydoğu ile ilgili Türk filmlerinde görmeye çok alışık olduğumuz bir klişe vardır. Birbirini seven iki genç, normal yollarla evlilikleri bir şekilde zor olduğundan beraber kaçmaya karar verirler ve kaçarlar. Akabinde bütün köy, başka işleri yokmuş gibi, silahlanarak bu iki gencin peşine düşer. Genellikle bütün film köylülerin bu çifte yönelik amansız takibiyle ve tabii ki sonunda her ikisinin trajik bir biçimde katledilişiyle doldurulur. Bu klişe nereden gelip yerleşmiştir filmlere, bilemiyorum, ama Güneydoğu”da törelerin en otantik biçimiyle yaşandığı yerlerde bile durumun asla böyle olmadığı kesindir. Aksine genellikle bu tür durumlarda sevenleri buluşturma yönünde harekete geçen, “batıdakinden çok da farklı olmayan” bir istek vardır ve araya büyüklerin girmesiyle işler bir şekilde hal yoluna girer. Oysa filmlerde çizilen tablo son derece yanıltıcı ve fantezi bir tablodur ve film olması itibariyle bir dram, trajedi üretmeye heveslidir. Ancak bu üretimler görüldüğü gibi sanatsal bir masumiyet düzeyinde kalmıyor, gerçekliğin doğrudan temsili yerine geçiyorlar.

Törelerin özellikle modern dönemde, sağlıklı bir biçimde sürdürülmelerini imkânsız kılacak bir değişime maruz kaldıkları açıktır. Modern hukuk ve eğitim kurumlarının gelişimiyle birlikte büyük ölçüde işlevsiz kalan törelerden arta kalan şeyler olsa bile bunlar bir tutarlılığa veya bütünlüğe sahip değildir. İnsanların töre adına bir şey yaptıklarını düşünmeleri de mümkün, ama doğrusu ortada işleyen böyle bir töre yoktur. Töre adına işlendiği söylenen suçların her biri zaten “yargı sürecinin sonunda” başka bir şey olarak çıkıyor.

Buna rağmen ilgili ilgisiz birçok olayın töreye mal edilme gayretkeşliğinde modern insanın törelerin ait olduğu geleneğe karşı bitmez tükenmez, bir türlü dinmeyen hıncının bir dışa vurumu açıkça göze çarpıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: