Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tophane”yle Beşiktaş”ın arası…

Dün sadece Taraf ve Zaman gazetelerinde yer almış bir habere göre “Beşiktaş Meydanı”nda Bimeras Kültür Vakfı tarafından düzenlenen ”Free Zone İstanbul” adlı sergiye CHP”nin Gençlik Kolları üyesi olduğu iddia edilen 15 kişilik grup saldırıda” bulunmuş. Saldırının gerekçesi havaalanlarında ibadet alanı olarak gösterilen ve üç büyük dini sembolize eden işaretin yanına bir de Atatürk resminin eklenmesiyle oluşmuş bir çalışmaya gösterilen tepki olarak belirtilmiş. Levhanın bulunduğu sergiyi İstanbul için sahasında uluslararası bir üne sahip tasarımcılar Rosan Bosch ve Rune Fjord açmış. CHP”li gençlerin tepkisini çeken şey de “Atatürkçülüğün de bir tür din gibi anlaşılıp yaşanıyor olmasının ifade ediliyor olması”.

Doğal olarak üzerinden henüz bir ay geçmemiş Tophane saldırısını hatırlatmış bu olay. Bir ay bir önce Tophane”de sanat galerilerine mahalle sakinlerinin yaptığı saldırı ile bu olayın mahiyeti arasında tabiatıyla çok fark var, ama algı düzeyinde bir fark olmadığı halde olaya gösterilen tepki arasındaki fark çok manidar. Hiç rağbet etmediğim “çifte standart” eleştirilerini hemen harekete geçiren bu tepki farkı kuşkusuz bundan çok daha fazlasını hak ediyor. Tophane olayını hemen “sanata yapılan bağnaz ve vandal bir saldırı” olarak ilan eden, bu yetmiyormuş ve birincisinin istismarı yetmiyormuş gibi ikinci bir Madımak trajedisi üretmeye soyunanlardan hiç kimseyi bu sahnede göremiyoruz, bu önemli bir fark.

Hâlbuki Tophane saldırısı asla sanata yapılan bir saldırı değildi, aksine (her ne amaç için yapılmış olursa olsun mazur gösterilemese de), olayın nedenini yine de doğru ortaya koymak gerekir ki, mahalle sakininin sokaklarına taşan rahatsız edici bir görüntüye verdiği bir tepkiydi. Semtin her tarafında içkili lokanta da, içki satan market de bulunduğu ve saldırıyı yapanların arasında içkiyi yaşam tarzı haline getirmiş olanlar da bulunduğu halde olayı içkiye veya sanata karşı bir hareket olarak gösterip buradan ideolojik rant elde etme yarışına girişildi.

Oysa gerçek anlamıyla sanata bir saldırı aranacaksa bu tam anlamıyla Beşiktaş”ta vuku bulan olayla gerçekleşmiş oluyor. Tophane”de saldırganların orada sergilenen sanatla hiçbir ilgileri (tepkileri) olmadığı çok açıktı. Hatta şayet kendilerine atfedilen özelliklere sahip olsalardı, saldırıya maruz kalan Extramücadele gibi sergilerde sergilenen sanatın ikonoklazmik (put kırıcı) mesajları dolayısıyla çok sempatik bulunması da kuvvetle muhtemeldi. Tekrarlamak gerekirse, Tophane saldırısı asla hoş görülemez, ama sebeplerini doğru yorumladığımızda sonucun ne sanata ne de içkiye gösterilen bir tepki olmadığı açıktır. Oysa Beşiktaş saldırısında hedef doğrudan sanattır.

Bir sanat eserinin verdiği bir mesaj, hakaret içermediği sürece böylesi bir tepkiyi hak etmiyor. Atatürk sevgisinin bir ibadet gibi anlaşılmasına dikkat çekmek hakaret sayılmaz, hatta bir açıdan bakıldığında eleştiri bile sayılmaz, çoğu durumda Atatürkçülerin hoşlanacağı bir durum tespiti olarak da görülebilir.

“Kabe”yi Araplara Çankaya”yı bize” bırakmayı öneren ünlü Kemalist Kemalettin Kamu “Atatürk”ü sevmeyi bir milli ibadet” olarak nitelemeyi de ihmal etmemişti. Onun çağdaşı veya sonrasındaki birçok edebiyatçı veya siyasetçinin ifade ettiği Atatürk ikonografisine bakıp da bu izlenimi edinmemek mümkün değil.

Esasen her tür eleştiriden muaf, söyledikleri ve yaptıklarıyla tartışılmaz olarak düşünülen kim olursa olsun onunla ilişkiler doğrudan ibadet kapsamına giriyor ve insanlar bu ilişkiyi kurup kurmamakta sonuna kadar da özgür olmalıdırlar. Kendini din, mitoloji metafizik ve inancın karşıtı olarak konuşlandırdığı halde bilimle, aydınlanma ile veya Atatürk ile ilişkisinin de bu kapsama girdiğini eninde sonunda fark edenlerin bir şok yaşamaları sağlıklı bir durumdur. Ama bu şokun nasıl bir tepkiyle sonuçlanacağını tahmin etmek her zaman kolay olmuyor.

Atatürk”ü bir insan olarak yani “Kemal” kurgusundan yalıtılmış “Mustafa” haliyle yansıtmaya çalışan Can Dündar”ın filmi dolayısıyla maruz kaldığı eleştiriler ve bu eleştiriler dolayısıyla tekrar canlanan Atatürk algısı, anlaşılacak, üzerinde düşünülecek, siyaset veya hareket modeli değerlendirilecek bir lideri resmetmiyor. Aksine, ne demişse kayıtsız şartsız kabul edilecek, sevilecek ve ibadet edilecek, dünyevi olmayan, daha ziyade dinsel dünyaya ait bir modelin portresini çiziyor. İlginç olan bu duygularla dolu bir Kemalizmin bu tespiti bir hakaret olarak algılıyor olması. Bunun üzerinde biraz da psikolojik destek alarak durmak gerektiğini düşünüyorum.

Tophane”de olanı cümle aleme mahallenin Türkiye”nin tamamına baskısı olarak ilan eden bir işgüzarlık Beşiktaş”ta olanı Beşiktaş”ta kalmak üzere tam bir tepkisizlikle karşıladı. Oysa Tophane ile Beşiktaş”ın arasında sadece iki durak var. Bu iki duraktan geçince ne değişiyor acaba?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: